İSTANBUL (Medyascope) – Alişer Delek’in sunduğu “Gazeteci Bakışı” programına konuk olan araştırmacı ve ekonomist Can Selçuki, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin toplumsal etkilerini değerlendirdi. Selçuki, Türkiye’nin son yıllarda derinleşen krizle birlikte sadece refahını değil, ortak bir gelecek tasarımını da kaybettiğini vurguladı.
Türkiye Raporu Direktörü, ekonomist Can Selçuki, 70’lerde başlayan aşırı finansallaşmış küresel sistemin tüm dünyada “çok kaybedenler” yarattığını ve bu mutsuzluğun Türkiye’de yukarıya doğru kaynamaya başladığını belirtti. Küreselleşmenin ana omurgasını oluşturan neoliberal sistemin kitlelere vadettiğini vermediğini ifade eden Selçuki, toplumun en temel kurumlara duyduğu güvenin sarsıldığını hatırlattı.
“Bu kriz diğerlerinden daha derin ve uzun”
Türkiye’nin krizlere aşina bir ülke olduğunu ancak mevcut dönemin 1994, 2001 ve 2008 krizlerinden ayrıştığını belirten Selçuki, şunları söyledi:
“94 veya 2001’de dibe battık ama çıktık. 2001’de 6-7 ayda tünelin sonundaki ışık görülmüştü. Ancak bugün, neredeyse Covid-19 döneminden beri sürekli ağır koşullar altındayız. Bu kriz çok daha uzun, daha derin ve yapısal olarak geleceğimizi tehdit ediyor”.
Araştırma verilerine göre, toplumun yüzde 75’i ekonomik durumunu “kötü” veya “çok kötü” olarak tanımlıyor. Selçuki, bu durumun sadece bir geçim derdi olmadığını, toplumun ortak hayal kurma yetisini de elinden aldığını ifade etti.
Barınma maliyeti gıdayı geçti
Selçuki, geçtiğimiz yıl Türkiye’de bir kırılma yaşandığına dikkat çekerek, düşük gelirli hane gruplarında barınma payının ilk kez gıda payını geçtiğini açıkladı. Bu veriyi “tercih yapmak zorunda kalmak” olarak yorumlayan Selçuki, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu, kiranı ödeyebilmek için mutfağından kısıyorsun demektir. Barınmayla gıda arasında tercih yapmak, Maslow hiyerarşisinin en altındaki temel ihtiyaçlarda sıkışmaktır. Bu durum doğal olarak ciddi bir mutsuzluk, öfke ve güvensizlik yaratıyor”.
Siyaset arkadaşlıkları bitiriyor
Ekonomik depresyonun toplumsal ilişkilere yansımasını da verilerle anlatan Selçuki, Mart 2026 tarihli son araştırmalarına göre toplumun yüzde 60’ının arkadaşlarıyla siyasi konular nedeniyle gerilim yaşadığını belirtti. Selçuki, “Arkadaşın, senin seçtiğin birisidir. Onunla bile gerilim yaşıyorsan, bu bize ortaklaşamamanın derinliğini gösteriyor. Siyaset, sağlıklı bir toplumun hayatında bu kadar büyük yer kaplamamalı” dedi.
Ortak gelecek tasarımı kalmadı
Türkiye’nin bir zamanlar “AB üyesi olmak” veya “bölgesel güç olmak” gibi ortak ülkülere sahip olduğunu ancak bugün bu vizyonun kaybolduğunu savunan Selçuki, şu kritik uyarıda bulundu:
“Şu anda Türkiye’nin ortak bir hayali, ortak gelecek tasarımı olduğunu düşünmüyorum. 10 sene sonra kendimizi nerede görmek istiyoruz? Bu konuda bir mutabakatımız yok. Sürekli gündelik olayların etrafında manşet atıyoruz ama bir istikamet belirleyemiyoruz”.
Eğitimde itibar tuzağı ve yapay zekâ riski
Geleceğe dair planlama eksikliğine değinen Selçuki, eğitim sisteminin teknik beceri kazandırmaktan ziyade bir “itibar sembolüne” dönüştüğünü söyledi. Üniversite mezuniyetinin iş bulmaktan çok “kız vermezler” gibi toplumsal baskılarla tercih edildiğini belirten Selçuki, öte yandan yapay zekânın giriş seviyesi beyaz yaka işlerini tehdit ettiğini ancak işverenlerin maliyet odaklı bakış açısı nedeniyle bu riskleri görmezden geldiğini ifade etti.
Selçuki, programın sonunda Türkiye’nin siyasi tartışmaların ötesinde bir “ortaklaşma alanı” yaratması ve yeni bir istikamet belirlemesi gerektiğini vurgulayarak sözlerini tamamladı.








