“Şunu unutma ki, insanın ruhuna bir tek zarar geleceğine bedenine bin zarar gelsin daha iyi…”
(Hermann Hesse, Çarklar Arasında)
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Hermann Hesse, Baltık kökenli bir baba ve Suebya kökenli bir annenin çocuğu olarak Almanya’nın küçük bir kasabası olan Calw’da dünyaya geldi. Annesi, kırk yıl boyunca düzenli olarak günlük tuttu. Hermann’ın doğumunu ve çocukluğunu detaylı bir şekilde günlüklerine kaydetti, bu da onun ilk yıllarına dair önemli bir bilgi kaynağı oluşturdu.
“2 Temmuz 1877’de, pazartesi günü, akşam saat altı buçukta dört gözle beklediğimiz Hermann’ımız zor bir günün ardından Tanrı’nın inayetiyle dünyaya geldi, tombul, kilolu, güzel bir çocuk; doğar doğmaz açım diye başladı bağırmaya, ışıl ışıl gözlerini aydınlığa çevirip başını kendiliğinden ışığa döndürdü. Nur topu gibi, sağlıklı, gürbüz bir oğlan.”[1]
Hesse, anne-babasından ziyade daha çok göremediği dedesinin etkisinde kaldı. Babasının anlattığı dedesi hakkındaki hikâyelerle büyüdü ve bu hikâyeler, onun zihninde güçlü bir iz bıraktı.

“Çocukluğumda dinlediğim en güzel şeyler, babamın kendisiyle ve memleketi Weissenstein’la ilgili olarak bize anlattıklarıydı. Dedemi, onun doğup büyüdüğü kenti, bu kentteki evini, bir akçaağaçla yeşil boyalı bankların yer aldığı bahçesini kendi gözlerimle asla görmedim. Ama söz konusu kenti, gerçekten gördüğüm pek çok kent ve ülkeden daha iyi tanıdığımı söyleyebilirim. Tarihsel düşünce tarzının asla dostu olmadım, asla soyumun sopumun tarihçesiyle ilgilenmedim; öyleyken bu yaman dedeye karşı hep bir yakınlık duydum içimde.”[2]
Hayal gücü kuvvetli, dil öğrenmeyi seven ve çalışkan bir öğrenci olan Hermann’nın lise öğrenimi başarısızlıkla sonuçlandı. Hermann; kendini kitap okumaya verdi. Gece geç saatlere kadar durmadan okudu. Heine’i, Gogol’u, Turgenyev’i, Eichendorff’u…
Eğitim sistemindeki kısıtlamalara ve misyoner babasının dinsel baskılarına direnerek okuldan ayrılma kararı aldı. Ancak bu ayrılış Hermann’ın içindeki edebî aşkını söndüremedi. Serbest yazarlığa başlamadan önce bir süre kitapçılık yaptı. Okuldan ayrılan genç Hermann kitapları ve okumayı bırakmadı. Tam aksine okuyarak kendisini geliştirmeye daha çok zaman ayırmaya başladı.
“Hesse boş bir saat buldu mu okumaya ayırır bunu; okumakla kalmaz, pek bilinçli şekilde edebiyat tarihine ilişkin bilgi edinmeye koyulur. Okuyarak kendine özgü üslubunu geliştirmek ister, ne de olsa amacı doğru dürüst düzyazılar kaleme alabilen biri konumuna yükselmektir. Dolayısıyla Goethe’yi, romantikleri okur, Dickens’i, Stern’i, Swift’i, Fielding’i, Cervantes’i, İbsen’i ve Zola’yı yutar adeta.”[3]

Öldürmeyeceksin
Hesse, Birinci Dünya Savaş’ında tarafsız kalan İsviçre’ye yerleşti, burada özelde Alman militarizmine ve milliyetçiliğine genelde de dünyayı kasıp kavuran şovenizme, militarizme, barbarlığa ve dünya savaşına karşı yazılar yazdı; yaşama hakkını, dünya barışını, adaleti, ulusların eşitliğini savunarak insani duygulara ve sağduyuya seslendi. Yıllar sonra 1946’da Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Ancak sağlık durumu, İsveç’e gidip ödülü almaya el vermedi. Ünlü yazar kaleme aldığı teşekkür metninde de savaş karşıtı düşüncelerini vurguladı:
“Özellikle Nobel vakfının temelinde yatan düşüncenin, uygarlığın uluslarüstü ve uluslararası nitelik taşıdığı, savaşa ve yok etmeye değil, barışa ve uzlaşmaya hizmet etmesi yükümlülüğünü içerdiği düşüncenin tek tek hepinizle aramda bir bağ oluşturduğunu hissediyorum…”[4]
Savaş ortamının neden olduğu ağır sarsıntılar, Hermann’ın yaptığı yorucu ve yıpratıcı çalışmalar, oğlunun hastalığı, babasının ölümü ve eşinin kliniğe yatırılması gibi nedenlerle ağır bir bunalım geçiren ünlü yazar, Carl Jung’un öğrencisi Dr. Lang’dan psikanaliz tedavisi gördü. Dr. Lang’ın yardımıyla, ayrıca Freud ve Jung’un yazılarını da okuyarak bu zor dönemi aştı.
Ünlü yazar, kendi hayatına dair herhangi bir yazılı metin ve kaynak bırakmamıştır. Büyücünün Çocukluğu, Kaplıcada Bir Konuk, Peter Camenzınd, Çarklar Arasında bu eserler, onun iç dünyasına ve yaşantısına dair izler taşıyan otobiyografik kaynaklardır.
Eğitimin çarkları arasında
Hesse, yaşadıklarının etkisiyle bir eğitim eleştirmeni haline geldi. Katı ve acımasız eğitim sistemine karşı durdu ve en sert eleştirilerini yöneltti. Bireyin özgünlüğüne, yaratıcılığına ve özgür ruhlarına vurgu yaptı. Bu değerler uğruna kalemiyle hep mücadele etti. Ona göre her birey biriciktir, özeldir; bunlara saygı duyulmalı ve eğitim programları da bu eşsiz insani değerleri öldürmemeli tam aksine bunları geliştirmelidir. Hesse, öğrencilik yıllarında çarpık eğitim sistemine bir türlü ayak uyduramadı. Gelişimine katkıda bulunması gereken bu program, aksine bunu engelliyordu; bu durumu bir türlü kabullenemedi.
Dolayısıyla 1906’da yazdığı ikinci romanı Çarklar Arasında’da eğitim sisteminin acımasız ve çağdışı yönlerini cesurca eleştirdi. Bu eser, Hans Giebenrath adlı zeki ve yetenekli gencin hikâyesi üzerinden, sakat eğitim anlayışının zorluklarını gözler önüne serdi.
Çarklar Arasında romanında Hans’ın okul sınavlarında başarılı olmak için, çocukluğundan ve hobilerinden feragat ederek, nasıl çalıştığını sayfalarca işledi usta kalemiyle. Babasının, öğretmenlerinin ve çevresinin beklentilerini karşılamak; onlara kendisini kanıtlamak için gece gündüz sınavlara çalışan Hans’ın koşturmaca ile geçen çocukluğuna, unutulmuş bir benliğine, göz ardı edilen ruhsal ihtiyaçlarına ve eksik kalan iletişim becerilerine en ince ayrıntısına kadar değindi.
Hans, manastır okulunun giriş sınavını geçmesi için, en sevdiği uğraş olan oltayla balık tutmaktan, kırlarda koşup oynamaktan mahrum bırakıldı. Neden? Çevresindeki insanları memnun etmek için. “Hiç kimse Hans’ın incecik çocuksu yüzündeki umarsız gülümsemenin ardından batağa saplanmış bir ruhun acılar içinde kıvrandığını, batakta boğulup giderken korku ve çaresizlikle çevresine bakındığını göremiyordu. Ve hiç kimse okulun, bir babayla birkaç öğretmendeki barbarca hırsın bu narin be körpe varlığı bulunduğu noktaya getirdiğini aklından bile geçirmemekteydi…” [5] ve yine Paulo Coelho’nun“Başkalarını memnun etmek için yaşarsan, herkes seni sever; kendin hariç” cümlesi de genç Hans’ın durumunu güzel bir şekilde açıklıyor.
Geçmişten günümüze kadar süregelen bir gerçek var: İnsanlar öncelikle bir sistem inşa ederler, daha sonra bu sistem kendi insanını yaratır. Bu insanlar, zamanla sistemin somutlaşmış versiyonu hâline gelir ve onun sürekliliğini garanti altına alır.
Klasik eğitim sistemi, sınav maratonuyla öğrencilerin ellerini kollarını bağlar; bu, onların ilgi alanlarını ve yeteneklerini keşfetmelerini engelleyen bir kâbusa dönüşür. Bu bireyler, kendilerine zaman yaratamadıkları ve ilgi alanlarına uygun bir eğitim alamadıkları için ruhsuz, duygusuz ve endişeli hâle gelirler. Çünkü burada asıl amaç, her şeyi bir kenara bırakıp sınavlarda yüksek notlar alarak sınıfı geçmektir.

“Hans da cesaretini elden geldiğince kaybetmemeye çaba harcıyor, gezip tozarken de ders çalışmayı elden bırakmıyor, uyku sersemi bir yüz ve mor halkaların çevrelediği yorgun gözlerle ürkek ürkek, kendi halinde dolaşıp duruyordu. ”[6]
Bu eğitim sisteminden yetişen eğitimciler ise, öğrencilere bireysel olarak yaklaşmaktan ziyade onların sadece sınav performanslarına odaklanarak bireysel ve psikolojik ihtiyaçlarını göz ardı etmektedir.
“Sınıf öğretmeni bir ara müdür beye, ‘ne düşünüyorsunuz bizim Hans Giebendrath için?’ diye sordu. ‘Sanırım üstesinden gelecek. Çok akıllı bir çocuk; bir bakın şöyle, yüzünde nasıl manevi bir hava esiyor.’ dedi”[7]
Hans’ın yüzündeki morlukları ve yorgunluk belirtilerini “manevi bir hava” olarak yorumlanması, klasik eğitim anlayışıyla yetişen eğitimcilerin sakat bakış açısını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Uzun yıllar süren bir eğitim-öğretim sürecinin ardından Hans, yorgun bir ruh, gereksiz bilgiyle dolmuş bir zihin ve yaşam enerjisi alınmış bitkin bir bedenle baş başa kalmak zorunda kalır.
“Aşırı zorlanmış zavallı bir at gibi yol kenarında kalakalmıştı, bundan böyle de bir işe yarayacağı yoktu…”[8]
Bu cümle Hans’ın eğitim sürecinin onda derin yaraları ve tükenmişliği açıkça ortaya koyuyor. Eğitim sisteminin acımasız çarkları arasında sıkışıp kalan bir genç, artık kendini değersiz ve işe yaramaz hissediyor.
Hesse, bu eserinde sakat eğitim sistemini ve onun parçası olan figürleri – anne-baba, öğretmenler, idareciler, okul arkadaşları – detaylı bir şekilde işledi. Ona göre, bu figürler sistemin birer uzantısıdır ve eleştirilmelidirler.
Hesse, eserlerinde kendi yaşantısına, iç dünyasına, benliğine ve çocuk ruhuna geniş yer verdi.
“Benim temam, kendi doğamdan tanıyıp doğruluğuna, içtenliğine ve yaşanmışlığına kefil olabileceğim bir parça insanlık ve sevgi, bir parça içgüdüsel, bir parça yüceltilmelere adanmış yaşamdır. ”[9]
Bu felsefi yaklaşım, onu bir yaşam boyu insan doğası, psikoloji, özbenlik, ruhbilimi ve felsefe konularında derinlemesine araştırmalara ve yazılara yönlendirdi.
Veda
9 Ağustos 1962’de, uzun bir Lösemi mücadelesinin ardından Montagnola’da hayatını kaybetti. 11 Ağustos 1962’de, Cenazesinde, yakın dostu Dekan Völter, matem konuşmasını yaptıktan sonra dostları ve ailesi tarafından anıldı. Daha sonra oğulları ve torunlarının omuzunda, S. Abbondio’daki mezarlıkta toprağa verildi.
Son olarak; Millî Eğitim Bakanlığı’nın her yıl yayımladığı öğretmenlerin okuması gereken kitaplar listesine bu değerli eserin de eklenmesi oldukça anlamlı olacaktır.
Kaynakça
Bernhard ZELLER, Hermann Hesse, çeviri: Kamuran Şipal,İstanbul, 2. Baskı, Yapı Kredi Yayınları, 2018
Hermann HESSE, Çarklar Arasında, çeviri: Kamuran Şipal, İstanbul, 11. Baskı, Can Yayınları, 2019
Hermann Hesse, Ağaçlar, çeviri: Zehra Aksu Yılmazer, İstanbul, 2.Baskı, Kolektif Kitap, 2019
Hermann HESSE, Knulp, çeviri: Kamuran Şipal, İstanbul, 12. Baskı, Yapı Kredi Yayınları, 2019
Hermann HESSE, Peter Camenzınd, çeviri: Kamuran Şipal, İstanbul, 4. Baskı, Can Yayınları, 2017
Hermann HESSE, Öldürmeyeceksin, çeviri: Kamuran Şipal, İstanbul, 4. Baskı, Yapı Kredi Yayınları, 2018
Hermann HESSE, Doğuya Yolculuk, çeviri: Zehra Aksu Yılmazer, İstanbul, 16. Baskı, Can Yayınları, 2019
Hermann HESSE, Siddhartha, çeviri: Kamuran Şipal, İstanbul, 39. Baskı, Can Yayınları, 2016
[1] Bernhard ZELLER, Hermann Hesse, çeviri: Kamuran Şipal,İstanbul, 2. Baskı, Yapı Kredi Yayınları, 2018, s:12-13
[2] age. s. 9
[3] age. s. 28-29
[4] age. s. 150
[5] Hermann HESSE, Çarklar Arasında, çeviri: Kamuran Şipal, İstanbul, 11. Baskı, Can Yayınları, 2019, s:139-140
[6] age. s. 15
[7] age. S. 15
[8] age. S. 140
[9] Bernhard ZELLER, Hermann Hesse, çeviri: Kamuran Şipal,İstanbul, 2. Baskı, Yapı Kredi Yayınları, 2018, s:8









