Burak Karataş yazdı: Sergüzeşt-i Zorti

Siz Bay Mustafa Kâmil Zorti’yi tanımıyor musunuz yoksa? Çok ayıp, duymamış olayım.

Ayrıca, hani İspanya ile çok sıkı bağlarımız ve tarihi münasebetlerimiz vardı yahu? Bay Zorti, bizler için bir çeşit yerli Franco sayılır… Onu tanımadan bir İspanya-Türkiye dostluğundan söz etmek kabil değildir.

(İlgilisine not: İspanya ile o kadar ilgiliydik ki zamanında oraya elçi gönderdiğimiz Yahya Kemal Bey, İspanyol cumhuriyetçileriyle faşistler birbirlerini yerken içinde “zil, şal ve gül” geçen şiirler yazmakla meşguldü! Anlı şanlı İç Savaş’a da bir tek, ama bir tek Türk katılmadı. Franco’nun safında dahi katılan çıkmadı… Duyan duysun, bilen bilsin gülüm, böyledir bizim İspanya sevdamız!)

Burak Karataş yazdı: Sergüzeşt-i Zorti
Burak Karataş yazdı: Sergüzeşt-i Zorti

Neyse ne kuzum, bırakalım şu gâvur memleketlerini, biz Zorti’ye dönelim: Kendisi eski bir meslektaşımızdır. Halen hayatta olup olmadığı mevzusu, çalışmayan kafalarda kocaman bir soru işareti oluştursa da, herhalde aradan geçen onca zamandan sonra Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. 1918 doğumludur.

1 yaşındayken yürümesini ve beyin üstü düşmesini öğrenmiştir. Arkadaşları arasında (bunlar takribi -kendisi dahil- beş kişidirler) genelde ikinci ya da üçüncü olur… Nitekim kendisi, birinci olmayı falan hiç istemez. Ancak aziz Türk milleti ona bir görev tevcih ederse, eh, belki o zaman bu müşkül mevkiiye gelmeyi kabul edebilir. Gene de siz işi şansa bırakmayın, en az yüzde doksan küsur bir oyla tulum çıkarın, Zorti üzülmesin.

Bu arada, yeri gelmemişken söyleyelim, 1935 senesinde soyadı kanunu çıkınca Zorti soyadını almış ve bir daha da bırakmamıştır. Bu olayın kısa öyküsü de şöyledir: “Mustafa Kâmil giyimine kuşamına özen gösterdiği için, arkadaşları kendisine asortik derdi. Bu kelime zamanla değişerek; önce asorti, sonra sorti, sonuçta da Zorti halini almıştır…”

Humphrey Bogart misali fötr şapka takar, yaşı gereği baston kullanır, yaz günleri Hawaii temalı birbirinden renkli tişörtler giyerdi.

Mustafa Kâmil yatılı okumuştu. Buna ikna edilmesi başlı başına bir olaydır. Şöyle hikayet ve rivayet ederler ki, Zorti, kendisinin leyli meccani (parasız yatılı) bir okula gideceği beyanı karşısında dayanamayarak, “Hem para verilmeyecek ve hem de yatarak okunulacak?.. Ulan bu nasıl bir iş?” diyerek heyecan içinde bu işe onay vermiştir.

Kimi münafıkların bilahare naklettikleri bir başka anıya göre, Zorti, emeklilik günlerinde de Hilton otelinin şef garsonunun kendisinden daha fazla para kazanmasına çok şaşırmıştı…

Zaten bir defasında da okuldayken cüzdanını kaybetmişti. Allahtan arkadaşı Tahsin bulmuştu da cüzdanı, olaydan birkaç gün sonra teslim etmişti. Zorti bir süre cebinde niye boş cüzdan gezdirdiğini düşünerek Tahsin’e müteşekkir olmuştu.

Bir başka anı mucibince, Zorti, bir gün doktora gitmiş ve doktorun kendisine hasta olduğunu söylemesi üzerine ondan hastalığın siroz olduğunu söylemesini rica etmişti ve fakat grip olduğunu anlayınca rahatlamıştı…

Zorti’nin yazılarını ondan daha fazla benimseyen aşırıcı gruplara yer yer ayar verdiğini de unutmamak gerekir. Bir defasında eyalet sistemine göz kırpmıştı da basının gündeminden düştüğü için kimsecikler bunu ciddiye almamıştı.

Burak Karataş yazdı: Sergüzeşt-i Zorti
Burak Karataş yazdı: Sergüzeşt-i Zorti

O da bildiği ve sevdiği alana, karikatür çizmeye döndü. Yalnız neden ille nü modellerle çalışmak istediğini kimse anlayamadı, o da bunun verdiği hüzünle rakıya hız verdi ve rahmetli Zeki Müren misali barlarda gövde gösterisi yaptı.

Kimi muhaliflerinin kendisini inatla niye Soğukoluk isimli güzide ilçemize yolcu etmek istediğini hiçbir zaman anlayamadı ve hatta çok kızdı: “Böyle abuk subuk konuşmalarla demokrat filan olunmaz, nitekim bakın kardeşim Ziya’ya, hiç böyle abuklamalara tahammül ediyor mu?”…

Zorti’nin toplu yapıtlarını mutlaka okuyunuz. İki cilt halinde çıkmıştı, sahaflarda bulursunuz. Ben başka bir kitabını daha tavsiye ederim, hani şu meşhur faaliyetini icra eylemeden evvel ve eyledikten sonra ona verilen tepkileri derlediği kitabını… Neyse canım, acelesi yok. Hem zaten o kitap için Kral Charles bir şey demiş mi? Hayır. Oysa Charles’a göre Zorti ya bir büyücü ya da bir overlokçu!

Ona gelen şiirlerden de bir iki tane koyalım, sayfa dolsun:

Sakıp ve Vehbi, sordular seni, neredesin?

Nasıl derim terk etti…

Emekli oldu, gitti

Anladılar ki, görev süresi bitti

Alay ettiler senle hep

Gene sen oldun bunlara bak sebep

Mehtap dedi gördüm, ahh onu

Belinde kapı kolu

İzmir’den H. Patates rümuzlu okuyucunun “Mehtap ve Zorti” isimli şiiri…

“Yolcu” isimli şiir de şöyle:

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu ayak, içinde Zorti bulunan bir makosendir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz vücut

Zorti’nin üçbuçuk attığı yerdir.

Eh, şimdi onu tanıyorsunuz.

İnşallah bir gün onun “en büyük eserim” dediği metni de daha iyi tanıyacaksınız. Hani, bütün kanunların üstündeki o metin… Bir başka arkadaşına, Orhan’a yaptırmıştı… Pek çok sorunun nedenini onda bulduğunuzda bakış açınızın değiştiğini de hissedeceksiniz.

Ve Antik Romalı şair Martialis’in şiirini biraz çevirerek, öfkeyle söyleneceksiniz:

Suyu kirletmeye

Senin kıçın yetmez Zorti

Kafanı sok, kafanı.

İyisi mi siz de benim yaptığımı yapın ve onun arkasından teneke çalın… Balık bilmezse halk bilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.