Doğancan Özsel & Armağan Öztürk yazdı: CHP gündemin neresinde?

CHP’nin gündemi ile Türkiye’nin genel gündemi arasındaki fark hâlâ çok büyük ve sonuçları itibariyle yakıcı. Şöyle ki, parti liderliği ve muhalif kamuoyu Ekrem İmamoğlu davasına, Akın Gürlek ile ilgili iddialara ve mutlak butlan olasılığına kilitlenmiş durumda. İnsanların gündelik sohbetlerinde bu konular sınırlı bir yere sahip olmasına karşın, parti kadroları uzunca bir zamandır neredeyse tüm enerjisini bu üç başlığa ayırıyor. Bu ayrışma iktidarın en baştan amaçladığı bir şey miydi, bunu bilmek imkânsız. Ancak gelinen noktadan memnun olduklarına kuşku yok.

CHP gündemin neresinde?

Muhalefetin gündemi içindeki en merkezi başlık İstanbul’da görülen yolsuzluk davası. Davanın görülmeye başlaması ile konunun önemi daha da arttı. Zira gerek Ekrem İmamoğlu gerekse CHP liderliği 19 Mart’tan bu yana ilk duruşma gününü bekliyordu. Hâkim karşısına çıktıklarında masayı tersine çevirme, Ekrem başkanın deyimiyle yargılanmaktan çok yargılamak niyetindeydiler. Dava başladığı günden bu yana da ellerinden geldiğince bu stratejiyi sürdürmeye, hesap vermekten ziyade hesap soran bir muhalefet imajı çizmeye çalışıyorlar. Burada temel gaye, yargılama çevresindeki tartışmaları iktidarın belirlediği sınırların ötesine taşımak, iktidarın dayattığına alternatif bir gündem yaratabilmek. Ancak muhalif basının tüm gayretine rağmen İmamoğlu davası kamuoyunun bir numaralı önceliği olmayı başaramıyor. Aslına bakılırsa parti örgütü hâlâ çok diri ve İmamoğlu’na sahip çıkma konusunda kararlı. Ancak bugün geldiğimiz noktada muhalif seçmenin önemli bir bölümünün bile ana konu başlığı İmamoğlu değil. Orta ve uzun erimde parti aleyhine kalıcı sonuçlar doğuracak bu durumun nedenlerine bakarak CHP’nin neyi nasıl yaptığını daha iyi anlayabilir, neleri farklı yapabileceği üzerine kafa yorabiliriz.

İBB Davası sertleşiyor
CHP gündemin neresinde?

Silivri’de görülen davanın gündemde gerilemeye başlamasının bir nedeni, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olamayacağı algısının toplum nezdinde artık yerleşmiş olması. Ana dava dışında da CHP’nin cumhurbaşkanı adayı hakkında açılmış pek çok dava var. Üstelik diploması iptal edildiği için, İmamoğlu hukuken lise mezunu kabul edilmekte. Tüm bu süreçlerde İmamoğlu’na haksızlık yapıldığı inancı çekirdekten Halk Partili olanlar arasında güçlü. Muhalif kesim için Silivri bir sembol. İmamoğlu davası da tıpkı diğer CHP belediyelerine açılan davalar gibi baştan sona siyasi. Sağ seçmen durumu mutlaka bu şekilde algılamıyor. İstanbul’un seçilmiş belediye başkanının suçlu olduğuna ikna olmayanlar için bile söz konusu olan siyasi olmaktan çok bir yolsuzluk davası. İktidar ortağı MHP’nin özellikle arkasında durduğu bu tez, yüzer gezer seçmenler arasında bir karşılık buldu. Elbette kendisini muhalif olarak tanımlamayan insanlar da yolsuzlukla mücadele gerekçesiyle yapılan operasyonların seçmece şekilde ilerlediğini ve yalnız CHP’li belediyelere yöneldiğini görüyor. Ancak onların gözünde bu durum söz konusu operasyonları geçersiz kılmadığı gibi, savcılık iddialarının da doğru olmadığı anlamına gelmemekte. 

Öte yandan bu davanın nasıl algılandığı konusundan çok daha önemli olan nokta, hatırı sayılır bir kesim için Ekrem İmamoğlu konusunun artık öncelikli ve ilgi çekici olmaması. Gündelik kaygı ve sorunlar, Silivri’nin baş gündem maddesi olmasını engelliyor. 19 Mart’tan bu yana geçen zamanın getirdiği bıkkınlığı da bu noktada hesaba katmak gerek. Dahası, CHP içi muhalefetin bir parçası olan bazı gazeteci ve siyasetçilerin de yaptıkları yorumlar da bu davaların altında birtakım sorunlu ilişkilerin olabileceği intibaı uyandırıyor. Parti içi ilişkilere hâkim muhalif isimler sürekli bir şekilde ihale ve siyasetçi adı vererek suçlama yapıyor. 

CHP gündemin neresinde?

Medyadaki iktidar gücü de bu noktada kısmen etkili. Kitle iletişim araçlarının kontrolü konusunda başka bir kompozisyon olsaydı, iktidar ve muhalefete yakın medya dışında bağımsız gazete ve televizyonlar daha güçlü olsaydı her şeyi çok daha sağlıklı biçimde konuşacaktık belki de. Ama böylesi bir şanstan, makulü yakalama fırsatından yoksunuz. İktidar medyası Silivri konusunda tam bir karartma uyguluyor. Buna karşın muhalefete yakın basın yayın kuruluşları ise İmamoğlu’nun sesi gibi davranmakta. Durum böyle olunca, parti kimlikleri çok güçlü olmayan büyük bir seçmen çoğunluğu, bu yüksek düzey çarpıtma ve kutuplaşma koşullarında geri çekilmeyi tercih ediyor. Benzer bir sessiz protestoyu, kesintisiz süren CHP mitinglerinde de görüyoruz. Gençler yavaş yavaş CHP mitinglerinden çekildi. Kürsüdeki Özel’i meydanda karşılayanların çoğunluğu artık örgüt emekçileri ve emekliler. 

Bu hususta son hatırlatma İran savaşıyla ilgili olacak. Savaşın kapımıza dayandığı bir ortamda İmamoğlu’nun gündem olması nesnel bakımdan da imkânsız. Aksine bu durum, iktidara olan desteğin güçlenmesine, rıza üretiminin kolaylaşmasına yol açıyor. Zira savaş ve kriz günleri her yerde olduğu gibi ülkemizde de toplumu iktidar çevresinde bütünleştiriyor. Dış politika ülkemizde hâlâ devletin ve hükümetin alanı olarak görüldüğü için, uluslararası jeopolitiğin kamusal tartışmalara egemen olduğu yerde iç politikayı uyuşmazlık ve çekişme zemininde kurmak da akıntıya karşı kürek çekmekten farksız.

CHP gündemin neresinde?

Asıl sorun Özel’in kendini tekrar eden siyaset üslubunda

Bu tablo karşısında ana muhalefet sağ seçmenin gündemine yalnız iktidarın izin verdiği oranda ve onun arzuladığı şekilde gelmekte. Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım örneğinde olduğu üzere, yapılan suçüstü operasyonlar ve belden aşağı iddialarla tartışılsın isteniyor CHP. Halbuki bu magazinel konuların aksine, CHP’nin gündemini oluşturan listedeki her bir madde şüphesiz ki çok önemli. Ama politik liderlik tam olarak bu tür zamanlarda karşımıza çıkan bir güç kapasitesine işaret ediyor. Bu bağlamda asıl sorun Özgür Özel’in kendini tekrar eden siyaset üslubunda saklı. İmamoğlu’nun hapiste olduğu, Mansur Yavaş’ın ise pasif bir pozisyonda kaldığı bir CHP’nin halktaki karşılığı sınırlı. Son bir ayda yapılan anketler muhalefet için işlerin iyi gitmediğini gösteriyor. CHP’nin birinci parti konumu tartışmalı hale geldi. AKP ile CHP arasındaki farkın azaldığına, Erdoğan’ın görev onayının yükseldiğine tanıklık ediyoruz. En vahimi ise, aslında ülkenin yönetilme biçiminden halkın çoğunluğu rahatsız olması. Buna rağmen CHP liderliğindeki muhalefeti, sorunları çözecek anlamlı bir seçenek olarak görmeyen çok ciddi bir kitle söz konusu. 

Özgür Özel’in liderliği bir bakıma ülkenin sosyolojik duvarlarına çarpıp geri dönüyor. CHP seçmenini memnun eden, onun hoşuna gidecek refleksler gösteren, başında Ecevit kasketiyle çıktığı miting otobüsünde CHP’lilerin şikâyet ve beklentilerine sözcülük eden bir liderlik var karşımızda. Ama toplumda Halk Partili olmayan kitle hâlâ çoğunlukta. Bu büyük çoğunluğun ezici bir kısmı kendini muhafazakâr-milliyetçi blok içinde tanımlıyor. Onların kulak vermesini sağlamak için başka bir hikâye gerek. İmamoğlu ve Yavaş sayesinde klasik sağ-sol, iktidar-muhalefet kutuplaşmasını aşan CHP’nin yeniden geçmişe döndüğünü veya en azından ideolojik açıdan yalpaladığını sezinliyoruz. Cemal Enginyurt ile Sezgin Tanrıkulu’nun aynı anda siyaset yaptığı ve birbiriyle çelişen mesajlar verdiği, dahası Emine Ülker Tarhan gibi ulusalcıları partiye geri döndüğü bir ortamda ana muhalefetin sağ seçmen bloğunu çözmesi gerçekten de mümkün mü?

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.