Gökhan Bacık yazdı: Onuncu yılında İran savaşı (?)

1990’da Irak, Kuveyt’i işgal ettiğinde lise öğrencisiydim. 1991’de ABD öncülüğünde başlatılan Irak karşıtı operasyon sanırım benim jenerasyonumun televizyonlardan izlediği ilk savaştı. Gece yayınlarında uçaksavarların çıkardığı görüntüyü liseli aklımızla uzay savaşları olarak yorumlamıştık.

Saddam Hüseyin’in idam edilişi haberini 2006’da askerlik yaptığım Samsun’da çarşı izninde “dünyada ne olup bitiyor bakayım” diyerek girdiğim bir internet kafede öğrendim. Şöyle yahut böyle, savaş 13 yıla yakın bir sürece yayılmıştı.

Suriye’de rejim karşıtı protestoların 2011 yılında başladığını Gaziantep’te evimde haberlerden izlemiştim. Suriye’de rejim değişikliği olup Beşar Esad’ın ülkeden ayrılmasını ve yerine Ahmed eş-Şara’nın gelişini 2024’te Çek Cumhuriyeti’nde evimde otururken izlemiş oldum. Suriye’deki savaş da aşağı yukarı 13 yıllık bir sürece yayılmıştı.

Her iki savaşın da erken haftalarını hatırlıyorum. İlk hafta, ilk 10 gün, ilk ay…

Birinci ayını dolduran İran savaşı umalım ki erken bitsin. Ancak bu savaşın da artan ve azalan gerilim ve çatışmalarla uzun sürecek bir devri başlatacağını düşünmek pek de yanlış olmaz. Diyelim ki, Trump yönetimi bir ay sonra “zafer kazandık” diyerek savaşı bitirdi. Muhtemelen bir süre sonra bir istihbarat raporuna dayanarak ABD’nin yahut İsrail’in İran’ın filan bölgesine saldırı yaptığını duyabiliriz.

İran-ABD
Onuncu yılında İran savaşı (?)

ABD-İsrail ve İran arasında köylü ve yılanın hikâyesini andıran bir hadise gerçekleşmiştir. Bu aşamadan sonra taraflardan birinin radikal pozisyon değişikliğini kabul etmeden ölçülü bir normalleşme bile uzun vadede mümkün olmayacaktır. Örneğin çatışmalar bitse bile ABD ve İsrail, hava sahasını tamamen kontrol ettiği İran’ın resmî yetkililerinin kamusal görevlerini normal şekilde yapmasına izin verecek mi? Mesela İran Savunma Bakanı arabasıyla bir toplantıya Tahran’da gidebilecek mi? Yoksa çatışmalar bitse bile riskler dolayısıyla İran rejimi fiilen yeraltından mı yoluna devam edecek?

İkinci bir kritik konu: Körfez Arap ülkeleri bu hadiselerden ne ders çıkaracaklar? “ABD bizi riske atıyor, İran ile bir yolunu bulup birlikte yaşayalım” mı diyecekler, “ABD olmadan İran bu kadar füzeyi üstümüze atsaydı hâlimiz ne olurdu” mu diyecekler?

Çatışmalar bitebilir. Müzakere masası kurulabilir. Ancak bütün bu dinamikler bölgeyi uzun süre etkileyecek bir dönemi başlatıyor.

Savaş ve Müslüman dünyanın ideolojik dönüşümü

Irak Savaşı ile başlayan süreçte Türkiye’de başta olmak üzere bütün bölgede seküler rejimler tasfiye oldu. İran savaşı bu açıdan Müslüman toplumlar üzerinde nasıl bir etkide bulunacak?

Başta Suudi Arabistan olmak üzere bazı Arap ülkelerinde kamusal hayatın da sekülerleşmesini kısmen amaçlayan ciddi reformlar yapıldı. Petrol sonrası ekonomik duruma ayak uydurmak için Körfez Arap ülkeleri modern meşruiyet sistemleri ve ekonomileri kurmaya çalışıyor. Eğitim alanı dahil köklü değişiklikler yapılıyor. Bu reformlar türlü yorumlanabilir ancak özünde elitlerin “klasik din merkezli yapı ile bir yere varılmaz” kanaati bu reformları motive ediyor.

İran savaşı ile “Batı karşıtlığı artacak” diye düşünülebilir. Daha kritik soru ise şu: Bu durum halkta modern reformlara karşı da bir tepki üretecek mi? Burada önemli nokta şu: İran, İslami bir motivasyonla yürümeye çalışıyor ancak bölgenin pek çok yerinde dinsel motivasyon modası geçmiş bir olgu hâline gelmiş. Dinsel motivasyonun Osmanlıcılık, milliyetçilik gibi soslarla devlet tarafından ısrarla dayatılmasına rağmen Türkiye’de bile ahali İslamcılaşmıyor. Türkiye’de insanlar dinin etrafta bulunmasını istiyor ama İslamcı bir hayat tarzını ve bakışı kabul etmiyor. Metropol başta olmak üzere muteber anket şirketlerinin yaptığı son tespitlere bakarsak örneğin Türk halkı İran rejiminin değişmesini istiyor. Türkler, mahallede hafız törenlerine katılmaktan mutlu olur ama sarıklıların devleti idare etmesine alışık değillerdir, bunu pek matah bir şey olarak asla görmezler.

Görülen ilk işaretlere bakarsak İran savaşı Şii toplum üzerinde daha etkili olacak, doğal olarak. Bu etki Sünniler üzerinde de bir “cihad psikolojisi” üretecek mi henüz bilmiyoruz.

Muhalif blok

Entelektüeli, akademisyeni, partilisi, seküleri, dindarı muhalif blok (yani AKP karşıtı), dış politikada otonomisini kaptıralı 15 yılı aşıyor. “Dış politika partiler üstüdür” gibi siyaset bilimi açısından düz bir safsata benimsendi. Hâlbuki iktidarı sarsmak için ekonomi kadar önemli bir siyasal alan da dış politikadır.

Benzer durum İran savaşı ile tekrar etti. Muhalif blok, tam da iktidarın istediği yerde kendini konumladı. Uluslararası hukukta meşru müdahale yöntemleri —ki bunlar BM Güvenlik Konseyi kararına dayanan türdendir— şüphesiz ABD’nin İran’a açtığı savaşı içermiyor. Dolayısıyla savaşı eleştirmek ahlaken tutarlıdır. Ancak muhalefet burada bazı hatalar yapıyor.

Birincisi, Batı kamuoyunun bölündüğünü hesaba katmadan kategorik Batı karşıtlığı yapıyor. Bunun ürettiği rüzgârın bir numaralı yararlanıcısı AKP olacaktır. Batı’da her toplum pek çok konuda ikiye, bazı konularda üçe bölünmüştür. Her ülkede kalabalık bir kitle bu savaşa karşıdır. İktidarda olup bu savaşı eleştirenler de vardır. Bu ayrımları dikkate almadan topyekûn bir söylem Türklerin içe kapanmasına katkıda bulunur ve bunun içeride hiçbir faydası olmaz.

İkincisi, muhalefet, savaşla ilgili moral barajını yanlış yere kuruyor. Bu savaş hukuka uymamaktadır, bu doğru; ancak olaylar orada kalmamakta. Savaş zincirleme olaylara yol açar ve bunları baştan kestirilmiş bir ahlaki ve stratejik formülle açıklamak işe yaramaz. Savaşın başlangıcı ahlaki değildir, bu doğru; ancak daha sonra oluşan gelişmelere en azından kısmen özerk vakalar/gelişmeler olarak bakmak gerekiyor. Bütün analizi “bu savaş ahlaken yanlıştır” üzerine kurmak etkili bir sonuç üretmez.

Burada kritik bir diğer nokta ise şu: Türkiye’de hayattan beklentileri kırıklıkla sonuçlanmış kalabalık bir İslamcı, sosyalist entelektüel çevre var. Bunlar olayların kendi ideolojilerini doğrulamasını istiyor. Hâlbuki tarih açık bir projedir. Tarih ne İslam’ı ne sosyalizmi ne de liberalizmi doğrulamak gibi bir misyona sahiptir. İran savaşı da ne dini ne sosyalizmi ne de liberalizmi doğrulamak için yaşanıyor. Burada sorun bazı İslamcı ve sosyalist Türk çevrelerin savaşı teknik ve ahlaki açıdan analiz etmek yerine ideolojik olarak analiz etmesidir. Bu vaziyet ise ideolojik bir söyleme dönüşüyor ve halkta bir tesir uyandırmıyor.

Başarı ne? Başarısızlık ne?

ABD’nin Irak’taki ilk amacı şuydu: Irak’ın altyapısını yok ederek fiilen bu ülkeyi pre-modern bir döneme geri götürmek. Kısmen bu İran’da yapılıyor. Olmasını bunun elbet istemeyiz ancak gelişmeler durmazsa İran’ı topyekûn pre-modern döneme götürecek biçimde sistemli altyapı saldırılarının olacağını görmek şaşırtıcı olmaz. ABD ordusunun verdiği bilgiye göre bugüne kadar İran’da 10 bin noktaya saldırı yapıldı. Bu noktaların her birinin stratejik ve ekonomik önemi olan yerler olduğunu kestirmek için askerî uzman olmaya gerek yok.

iran savaşı 2026
Onuncu yılında İran savaşı (?)

İran savaşı, Trump’a Kasım seçimlerini kaybettirebilir. Böyle bir gelişme elbette önemli olur. Ancak karmaşık ve uzun bir sürecin nereye gittiğini çok iyi analiz etmek gerekiyor. Trump, Kasım seçimlerini kaybederse hepimiz buna seviniriz; ancak böyle bir mağlubiyeti kutlayanlar İran’ın altyapısının yok edildiğini unutmamalıdır. Ortada yok edilen bir İran var. Karşısında ise siyasi ve benzer krizlerle zorlanan bir ABD var. Bu zorlanmalar elbette önemlidir ancak uluslararası ilişkileri “ABD çamura battı”, “ABD kaybetti” gibi yaklaşımları slogan biçiminde okursak filmin ikinci kısmını kaçırırız. Burada şunun altını çizmeye çalışıyorum: Savaşın her aşamasında icat edilen kavramlarla yapılan analizler toplumu yanıltır. Yarın ABD “filan İran adasından çekiliyorum” dediğinde bu elbette önemlidir ve bir geri adım olarak yorumlanabilir; ancak bu gelişmeler her savaşta yaşanır ve bunları bütün süreci nitelemek için kullanmamak gerekiyor. Kahredici olan şudur: “ABD çamura battı”, “ABD başkanı içeride sıkıştı” şeklindeki analizlerle geçen on yıllar sonunda Afganistan, Libya gibi pek çok ülke yok olmuş; sonuçta hepimizin eline ayda beş dolara bir yapay zekâ programı verilmiştir.

Bizler krizde ve büyük bir kısmı yıkılmış bir medeniyetin içinde yaşıyoruz. Eğer buradan çıkacaksak bizimle ilgili savaşların ve kayıpların daha derin bir analizini yapmamız gerekiyor. 1990’da ben “ABD Irak’ta çamura battı” sloganlarını işiten bir liseliydim. 2026 yılında ise başka türlü bir analize ihtiyaç olduğunu kabul etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.