İBB davasında 12. gün: Savcılık “ihaleye fesat karıştırdı” dedi, “641 milyon TL” kamu faydası çıktı

İSTANBUL (Medyascope) – İBB davasının ilk duruşmasına 12. gününde devam edildi. İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar ve avukatları savunma yaptı. Avşar’ın avukatı, savcılığın ihaleye fesat iddiasının olduğunu ancak kamu zararının tespit edilemediğine dikkat çekip, “Bugün dört tane işlem yapmayı bilen, ilkokul terk bir adamın hesap edebileceği şekilde kamuya fayda sağlandı. Yaklaşık maliyete bakıyoruz. İhale arasındaki tekliflere bakıyoruz. Çıkartıyoruz ve biz bu faydayı görüyoruz. Nedir bu fayda? 641 milyon TL” dedi.

İBB davasında savcılığın iddiaları
Savcılık “ihaleye fesat karıştırdı” dedi, “641 milyon TL” kamu faydası çıktı

Haberin özeti

  • İBB davasının 12. gününde Ceyhun Avşar’ın avukatı, savcılığın kamu zararını tespit edemediğine vurgu yaptı.
  • Ceyhun Avşar, herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını belirterek, Fatih Keleş’i tanımadığını ifade etti.
  • Avukat Uzun, müvekkilinin rüşvet suçlamasından muaf olduğunu ve sadece ihaleye fesat karıştırma ile suçlandığını dile getirdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 107’si tutuklu 407 sanığın yargılandığı davada ilk duruşma 12. gününde devam etti. Duruşmaya, İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar ve avukatlarının savunmalarıyla başlandı. Bilirkişi davası sonrası salona gelen Ekrem İmamoğlu, tutuklu isimlerle tokalaştı.

Duruşma savcısı, itirafçı sanıklar Adem Soytekin ve Ertan Yıldız’ın “Bir metro ihalesinde en başından hangi firma için hangi fiyat teklifinin konuşulduğu, bu ihaleden Fatih Keleş ile Ekrem İmamoğlu’nun yüzde 7 pay alacağı, ihaleden önce noterden hangi fiyata ihalenin alınacağının gazetelere çıktıktan sonra bu ihalenin iptal edildiğine” yönelik iddialarını sordu.

İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar, “Biz dosyayı inceledik, noter evrakı nerede? O yüzden ihale patlamış. Bu noter kimmiş, neredeymiş? Bu kadar ciddi iddialar var, nerede bunlar? Bir ihbardan bahsediliyor. Kayıtlara girdiği tarih 21 Ekim. Bizim ihaleyi iptal ettiğimiz tarih 7 Ekim. Adem Soytekin’in adını 19 Mart 2025’ten sonra duydum. Bizim ihalemiz hakkında konuşuyor. 3 milyar liralık işi, bizden iş bilmeyen biri alamaz. Alt taşeron olarak alamaz. Kontrol şefi mühendisi müsaade etmez. Önce bir istasyonu bitirirsin. Bizim bu dilekçelerden, iptalden 14 gün sonra haberimiz oldu. Bu piyasada çakallar ve çantacılar var. Yararlanmaya çalışanlar var. İstanbul’da yapılacak raylı sistem ihalesinde, doğru projeleri verirsin. İş potansiyeline bakarsın. Yüzde 7 verilecekse niye iptal edildi, o zaman” dedi.

“Kendisine ‘Fatih abi’ desem ters ters bakar”

Ceyhun Avşar’ın avukatı Abuzer Uzun, “Ben müvekkile şu hususu sormak istiyorum. Fatih Keleş’i tanır mı? Fatih Keleş’e ‘Fatih abi’ diyecek bir samimiyeti var mı? Bu hususu bir açıklarsa sevinirim. Memnun olurum” ifadelerini kullandı.

Avşar, “Ben Fatih Bey’i tanımam, görmüşlüğüm ve bilmişliğim vardı. Genel belediye toplantılarında, organizasyonlarında. Yani ben şimdi Fatih Keleş’in bu iddianame, bakın iddia edilenle konuşuyorum. Ben kendisine ‘Fatih abi’ desem ters ters bakar ya. Tanımıyorum, herhangi bir ilişkim yoktu. Yok yani” diye yanıt verdi.

Avukat Abuzer Uzun savunmasının devamında, “Şimdi Sayın savcım dosyaya soru olarak hazırlıklı gelmiş, soruları hazır ama içerik olarak bihaber. Çünkü mesela müvekkilim, ‘Müvekkil ihale yetkilisi’ diyor. Müvekkile, ‘İhale komisyonu başkanı’ diyor. Sayın savcım, ‘Bak’ diyor, ‘Şeyin’ diyor, ‘Böyle bir dilekçesi var’ diyor, ‘Bu sisteme 25’inde girmiş’ diyor. Önce bunu söylüyor, biz hani bize refere ediyor olayı. ‘Avukatların var, sistemden bunları görüyor, baksınlar’ diyor. İşte ben orada refere edilen insan olarak da şu cevabı veriyorum: ‘Sistemden baktım, gözükmüyor'” dedi.

Avşar hakkındaki suçlamaların çelişkili tanık beyanlarına dayandığını söyleyen avukat Uzun, şunları belirtti:

“Şimdi efendim, öncelikle biz bu aşamada deliller ortaya konuluyor, yeni yeni konulmaya başladı. Bu deliller neler? Tanık beyanları. Şu aşamada biz delillerin de ilk aşamasındayız; tanık beyanı. Bu dosyanın iki tane boyutu var. Bir tane boyutu rüşvet boyutu, bir tane boyutu ihaleye fesat karıştırma boyutu. Şimdi benim müvekkilimin tutuklandığı suç; tutuklandığı suç, ihaleye fesat karıştırma ve örgüt. Ama benim müvekkile dava açılan suç, iddianameye dönüşen kısım, neyse sadece ihaleye fesat karıştırma. Benim müvekkil bu dosyanın savcılara göre rüşvetin içinde yok. Rüşvet kısmında benim müvekkil dahil değil. Yok orada. Savcılık bir delil bulamamış ki, yok yani. Savcı özellikle tanıklar üzerinden, yani ihbarcılar, itirafçılar üzerinden sorduğu sorular işin rüşvet kısmını ilgilendiriyor. İşin ihaleye fesat karıştırma kısmı ise biraz teknik efendim. Teknik olduğu için bakın ben size bunu anlatırken olabildiğince sıradan bir insanın anlayabileceği şekle sokarak anlatacağım. Neden burada kamu zararı olmadığını, neden burada ihaleye fesat karıştırma olmadığını bu şekilde anlatmaya çalışacağım.”

İhaleye fesat iddiası var kamu zararı yok

Müvekkilinin iddianamede iki farklı eylemle suçlandığını belirten avukat Uzun, “Bir tanesi rüşvet, öbürü ihaleye fesat karıştırma. Biraz önce söyledim; rüşvette müvekkilin adı yok, suçlanmıyor. Müvekkilin üzerine atılan tek suç ihaleye fesat karıştırma. Savcılık diyor ki: ‘Bakın efendim iki tane ihale var. Fesat karıştırıldığı iddia edilen iki tane ihale var.’ Bu ihaleler neler? Bir tanesi 1.243.475 ihale kayıt numaralı ihale, öbürü de 1.524.796 ihale kayıt numaralı ihale. Savcılık, ‘Bu ilk ihalede, ilk ihalede kamu zararı oluştu ve bu kamu zararı 690 milyon TL’ diyor. İkinci ihale için söylüyorum; ikinci ihalede de fesat karıştırıldığını iddia ediyor ama herhangi bir kamu zararı olmadığını söylüyor” dedi.

“‘8 milyarlık işi 22 milyara ihale eden adam. 14 milyar TL kamu zararına sebebiyet veren adam.’ Her yerde manşetler bu şekildeydi. Biz manşetlerin bu olduğunu gördük. Belki de o manşetleri desteklemek adına bugün iddianame kapsamında bize suçlama yöneltilmeyen bir ihalenin tekrar gündeme getirildiğini düşünüyoruz” diyen avukat Uzun, “Ben ne söylersem söyleyeyim, müvekkilim ne söylerse söylesin bunlar yine yazılacak. Ama tarihe not düşmek adına, artık haykırmak adına şunu söylüyoruz: Bu iki iş aynı iş değil” diye konuştu.

Avukat Uzun devamında şunları söyledi:

“Bir konu firma biraz önce de söylediğim gibi firmayla sözleşme imzalanıyor. Ve yer teslimi yapılıyor. Firma halihazırda sahada da çalışıyor. Şimdi biz buraya kadar neyi gördük efendim? Yani başka hiçbir algıya kapılmadan düşünelim. Biz buraya kadar anlattığım şeyden neyi gördük? Bir ihale yapıldı, iptal edildi. İptal edilme gerekçesi rekabetin oluşmamasıdır. İkinci ihale yapıldı, rekabet oluştu ve bakın bizim biraz sonra söyleyeceğim, bilirkişinin burada kamu zararı oluştu dediği, kamu zararı, varsayım, yok. Ama burada somut biz bir şey görüyoruz. Müvekkil ilk ihaleyi iptal etti. Rekabet oluşmadığı için iptal etti. İkinci ihaleyi yaptı. Rekabeti oluşturdu.

Bugün 4 tane işlem yapmayı bilen, ilkokul terk bir adamın hesap edebileceği şekilde kamuya fayda sağlandı. Yaklaşık maliyete bakıyoruz. İhale arasındaki tekliflere bakıyoruz. Çıkartıyoruz ve biz bu faydayı görüyoruz. Nedir bu fayda? 641 milyon TL. 641 milyon TL değil mi? 641 milyon TL. Fayda tam olarak. Şimdi bu kadar açık ve net olan bir hususu biz iddianamenin hiçbir yerinde göremiyoruz. Yok. Neden yok? Çünkü maddi gerçeğin arkası dolanılmaya çalışılıyor efendim. Bize her şey farklı yerden gösteriliyor. Algı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu algıları kırmamız bekleniyor. Kıracağız Allah’ın izniyle. Efendim devamında bu fayda sağlandıktan sonra müvekkilin. Takdir ve tebrik edilmesi gereken müvekkil bir kişiyken yani huzurunuzda da gördüğünüz gibi tutuklanıyor.

‘’Bunlar olabilir’ diyen bilirkişi ihtimal dilinden kurtulup, kesin yargılara ulaşıyor’

Savunmanın birinci kısmında söyledim; bilirkişi raporlarından bir tanesi 5 kişilik heyetin aldığı bir rapor, onun neye ilişkin olduğunu zaten söyledim. Geriye kalan 4 tane bilirkişi raporu ise aynı bilirkişiden alınmış bir rapor. Kim bu bilirkişi efendim? Bilirkişi kurulunda yer alan, İstanbul Bölge Bilirkişi Kurulu’nda yer alan İbrahim Süren. Uzmanlık alanına bakıyoruz; bunun uzmanlığı kamu maliyesi ve genel muhasebe. Bu 2 alanda uzman. Ama bizim dosyamız kamu maliyesiyle veya genel muhasebe ile ilgili değil ki! Bir bilirkişi raporunun sağlıksız olduğunu söylerken ilk buraya bakmalıyız bence. Bizim dosyamız kamu ihale mevzuatını yakından ilgilendiren bir dosya. Kamu ihale mevzuatı çok teknik bir mevzuat. Ve bizim dosyamızda, yani 140. eylem bazında bilirkişi raporu hazırlayacak bir kişinin mutlaka kamu ihale mevzuatına hakim olması lazım.

Şimdi efendim, tüm bunlar 39. sayfada, yani ayrı bir raporda değil, aynı raporun içerisinde zikrediliyor. 39. sayfada ‘bunlar olabilir’ diyen bilirkişi, hemen devamında ihtimal dilinden kurtulup, kesin yargılara ulaşıyor. Peki, bunu neye dayanarak yaptı? Arada hangi evraka baktı? Baktı mı bakmadı mı bilmiyoruz; ama aynı raporun içerisinde bunlar var. O aradaki 8-10 cümleyi yazarken ne değişti ne oldu da kanaati bu denli farklılaştı bilemiyoruz. Bakın efendim, burası yargılamamızın inanın en temel noktasıdır. Size SGK borcu olmadığını burada kanıtlayacağız, eminim kanıtlayacağız. Şimdi Cumhuriyet Savcılığı bu tutarsızlığı görmüyor. Şahsın raporundaki bu çelişkiyi, kamu zararının belirlenmesindeki bu sakatlığı en baştan fark etmiyor. Ne yapıyor? Bu durumu SGK’ya sorup aydınlatmadan, doğrudan rapordaki tespitlere dayanarak ihale komisyonu başkan ve üyeleri ile firma sahipleri hakkında gözaltı kararı veriyor. İlk gözaltı kararı verildiğinde savcımızın elinde sadece bu rapor var.

Raporun tanzim tarihine dikkat edin: 15.04.2025. Müvekkilin gözaltı tarihine bakın: 23.05.2025. Arada 1 aylık bir süre var. O sürede ben dosyayı tetkik ettim, her müzekkereyi okudum. Yapılan araştırmaların ardından firma sahipleri gözaltına alınıyor. Bilirkişi ne demişti? ‘Yapı Merkezi’nin borcu var, tapuya baktığımda 700 küsur milyon olduğunu gördüm’ demişti. Önce ‘olabilir’ demiş, sonra ‘gördüm’ demişti; yani tapu kayıtları üzerinden kurumun veri tabanındaki borcu tespit ettiğini iddia etmişti. Haliyle böyle bir iddia karşısında insanlar cevap vermek zorunda kalıyor. Yapı Merkezi’nin sahipleri ifadeye çağrıldığında, onlara bu bilirkişi tespiti soruluyor. Onlar da Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından düzenlenen resmi belgeyi sunuyorlar. Belgede aynen şöyle deniyor: ‘26.09.2024 tarihli dilekçeniz incelenmiştir. 4734 sayılı Kanun’un 10. maddesi hükmü uyarınca, Türkiye genelinde 26.09.2024 tarihi itibarıyla yapılan sorgulama sonucunda, kurumumuza kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcunuzun bulunmadığı tespit edilmiştir.’

“‘SGK, firmanın ihale tarihi itibarıyla borcu yoktur’ diyor”

Süreç bilirkişi raporuyla başladı, ifadelere geçildi. Borcu olduğu iddia edilen firma sahibi gelip ‘Benim borcum yok, buyurun resmi yazı’ dedi. Savcı Bey bu yazıyı alınca normal şartlarda, ‘Demek ki borçları yokmuş, ihaleye girebilirlermiş, bilirkişimiz hata yapmış’ demesini beklerdik. Ancak beklendiği gibi olmuyor; savcılık, ihaleye fesat karıştırdığı iddia edilen birçok kişiyi tutuklamaya sevk ediyor. Elindeki bu resmi yazıya ve bilirkişinin çelişkisine rağmen bu kararlar veriliyor. Biz o tarihte dosyadaki kısıtlılık kararı nedeniyle bu delilleri göremiyoruz. Eğer o tarihte görseydik, bu savunmayı o gün yapacaktık. Savcılar ifade sırasında ‘Hayır, SGK borcu var’ diyorlar; millet borcu olmadığını kanıtlamak için kurumdan yazı getiriyor ama gelen yazıya rağmen bu adamlar tutuklamaya sevk ediliyor. Burada tekrar sormak gerekiyor: Bilirkişi hangi uzmanlıkla bunu söylüyor? Bizim koskoca kurumlarımız var. Bir firmanın SGK borcu olup olmadığına karar verecek merci bilirkişi midir yoksa kurumun kendisi mi? Sosyal Güvenlik Kurumu bu durumu en net biçimde ortaya çıkartacak merciidir. Nitekim kurum, devamında ‘Bu firmanın ihale tarihi itibarıyla borcu yoktur, ihaleye girebilir’ diye yazı gönderiyor. Bilirkişi ise ‘Hayır, giremez’ diyerek kurumun üzerinde bir iddia ortaya atıyor.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.