Ben Devri (12): Depresyonun tarihi | Nedir, ne değildir? 

Ben Devri’nin yeni videosunda Harun Şahnacı, konukları Bahçeşehir Üniversitesi akademisyenleri Derya Tarbuck  ve Cem Atbaşoğlu ile depresyonun tarihsel gelişimini, depresyonun melankoli ve tükenmişlik gibi kavramlarla olan ilişkisini, ruhsal rahatsızlıkların anlaşılmasında biyolojik, psikolojik ve sosyo-kültürel faktörlerin etkileşimini tartıştı.

Deneyim farkları

Doç. Dr. Derya Tarbuck, melankolinin yalnızca bir hastalık değil, aynı zamanda düşünsel ve varoluşsal bir durum olarak da ele alındığını hatırlattı. 

Psikiyatrist Cem Atbaşoğlu ise bugünkü depresyon tanımlarının belirli bir tarihsel bağlam içinde ortaya çıktığını ve evrensel kabul edilmesinin problemli olabileceğini söyledi. Atbaşoğlu melankoli ve depresyon ayrımı için şunları söyledi:

“Mesela sık rastladığımız yanlış anlamalardan bir tanesi, depresyonun irade zayıflığı veya kişilik özelliği olarak görülmesi. Eski tanımlarında melankoliye yatkınlık gibi bir kişilik özelliği var ama bugünkü modern depresyon tanımı kişilik özelliklerini içeren bir şey değil. Majör depresyondan söz ettiğimiz zaman da irade zayıflığı ile, kişilik özelliğiyle açıklanamayacak olan bir çökme halinden söz ediyoruz. Depresyon, sadece üzüntü hissetmek değil aynı zamanda bir şey hissedememek, herhangi bir yaşantının yeterince yoğun olmaması durumudur.”

Depresyon ne değildir?

Atbaşoğlu, depresyonun çoğu zaman bir irade eksikliği ya da kişilik meselesi gibi algılanması gibi yaklaşımların hem bireyi suçlayıcı bir yere ittiğini hem de meselenin karmaşıklığını görünmez kıldığını söyledi.

Derya Tarbuck ise depresyonu basitçe “moral bozukluğu” gibi gündelik ifadelerle açıklamanın, yaşanan deneyimi hafifleştirdiğinin altını çizdi.

Depresyonu tek bir tanıma indirgemek yerine farklı boyutlarıyla ele almayı öneren Atbaşoğlu, klinik yaklaşımların yanı sıra tarihsel ve kültürel çerçevenin de ele alınması gerektiğini söyledi.

“Her deneyim kişiye özeldir”

Cem Atbaşoğlu, ADHD’nin (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) tıbbi bir tanı olduğunu ancak günlük dilde giderek daha “rahat” kullanılmaya başlandığını söyledi. Atbaşoğlu, “Herkesin ‘bende dikkat eksikliği var’ demesi biraz yaygın ve hatta zaman zaman ‘havalı’ bir söylem haline geldi. Bu durumun arkasında sosyal medyanın etkisi büyük” dedi. 

Derya Tarbuck ise bireylerin yaşadıkları deneyimleri dile getirmesinin önemli olduğunu ancak bunun bir “etiket” haline getirilmemesi gerektiğini belirtti. Tarbuck, “İnsanların yaşadıklarını konuşması değerli çünkü bu, damgalamayı azaltır. Ancak her deneyim kişiye özeldir; bu yüzden genellemek doğru değil” dedi.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.