İran’da baskı ve savaş iç içe: Protestoculara cezalar uygulanıyor, idamlar artıyor, siviller iki ateş arasında

İSTANBUL (Medyascope, Goltane Ghazi) İnsan Hakları İzleme Örgütü Birleşmiş Milletler Direktörü Louis Charbonneau, Medyascope’a verdiği özel röportajda İran’da hem devlet baskısının hem de savaşın eş zamanlı olarak derinleştiğini belirterek, ülkede “çifte tehdit” oluştuğunu söyledi.

İran’da baskı ve savaş
İran’da baskı ve savaş iç içe: Protestoculara cezalar uygulanıyor, idamlar artıyor, siviller iki ateş arasında

Haberin özeti

  • İran’da devlet baskısı ve savaş, derinleşen bir insan hakları krizine yol açıyor.
  • Protestoculara uygulanan cezalar, toplumda bir korku ortamı oluşturuyor.
  • İdamlar ve kitlesel tutuklamalar, hükümetin baskı stratejisinin bir parçası.
  • İran güvenlik ve yargı sistemleri koordineli çalışarak muhalefeti bastırıyor.
  • Charbonneau, bu baskının gelecekte daha da artabileceğini vurguladı.

“Protestoculara verilen cezalar uygulanıyor”

Charbonneau, İran’da ortaya çıkan tablonun yalnızca bir güvenlik krizi değil, aynı zamanda devlet politikalarıyla derinleşen kapsamlı bir insan hakları krizi olduğunu vurguladı. Ona göre yaşananlar, sistematik ve kurumsallaşmış bir baskı mekanizmasının sonucu.

İran yargısı, Ocak 2026’daki hükümet karşıtı protestolarla bağlantılı davalarda verilen cezaların uygulanmaya başlandığını açıkladı. Yargı makamları, mahkûm edilen kişilere yönelik cezaların infaz edildiğini ve protestolara katılanlara karşı sert bir politika izlendiğini duyurdu.

İran devlet medyası protestocuları “isyancı”, “bozguncu” ve “terör unsuru” olarak nitelendirirken, yargı organları çok sayıda kişiyi “casusluk”, “ulusal güvenliğe tehdit” ve “düşman devletlerle işbirliği” suçlamalarıyla yargılıyor. Charbonneau bu süreci “Bu sadece bireyleri cezalandırmak değil, toplumun geri kalanına açık bir mesaj vermek” sözleriyle değerlendirdi.

İdamlar hız kesmiyor: Karaj ve diğer cezaevlerinde infazlar

İran Yargısı’na bağlı Mizan Haber Ajansı, 30 Mart Pazartesi sabahı Elburz eyaletine bağlı Karaj kentindeki Ghezel Hesar Hapishanesi’nde iki mahpusun idam edildiğini doğruladı.

İdam edilenlerin 60 yaşındaki Ekber Daneşver-Kar ve 59 yaşındaki Muhammed Takavi Sangdehi olduğu açıklandı. Her iki isim de 2024 yılında Tahran Devrim Mahkemesi tarafından, Halkın Mücahitleri Örgütü (Mujahedin-e Khalq Organisation) üyeliği iddiasıyla “isyan” suçlamasıyla idama mahkûm edilmişti.

Yargıya bağlı medya organları, bu kişileri “terör faaliyetlerine katılım”, “patlayıcı üretimi” ve “ulusal güvenliğe karşı faaliyet yürütme” gibi suçlamalarla itham etti.

Hengaw İnsan Hakları Örgütü (Hengaw Organization for Human Rights) ise bu davalarda alınan ifadelerin ağır baskı ve yoğun sorgulama altında elde edildiğini açıkladı.

Aynı dönemde İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı – HRANA, Babak Alipour ve Pouya Ghobadi adlı iki siyasi mahpusun da idam edildiğini bildirdi. Kuruma göre bu kişiler protestolarla bağlantılı davalar kapsamında yargılanmıştı ve yargı süreçlerinde ciddi adil yargılama ihlalleri yaşandı.

İnsan hakları örgütleri, protestolar sürecinde çok sayıda tutuklunun işkence gördüğünü ve zorla itiraf vermeye zorlandığını rapor etti. 

Yargı sistemi ve güvenlik aygıtı birlikte hareket ediyor

Charbonneau’ya göre İran’da baskı yalnızca sokaktaki müdahalelerle sınırlı değil. İran güvenlik güçleri, istihbarat birimleri ve yargı organları koordineli şekilde hareket ederek muhalefeti bastırıyor.

Gözaltına alınan kişiler çoğu zaman avukata erişim olmadan yargılanıyor. Hızlandırılmış mahkemelerde verilen kararlar kısa sürede kesinleşiyor. İdam cezaları ise toplumun geri kalanına yönelik açık bir gözdağı olarak kullanılıyor.

“Sonraki savaş: İran halkı”

İran İnsan Hakları Merkezi (Center for Human Rights in Iran) tarafından yayımlanan analiz, İran yönetiminin dış savaşla eş zamanlı olarak içerde daha sert bir baskı sürecini devreye soktuğunu ortaya koyuyor.

Analize göre, protestolara katılan kişilerin idam edilmesi ve geniş çaplı gözaltılar devletin yeni stratejisinin parçası. İran Devrim Muhafızları ve Besic milisleri mahallelerde devriye gezerek doğrudan tehditler iletiyor. Bu tehditlerde, protestoların yeniden başlaması halinde daha sert müdahalelerin uygulanacağı açıkça ifade ediliyor.

Savaş, iç baskının kurumsal gerekçesine dönüştü

Charbonneau’ya göre İran hükümeti, İsrail ve ABD ile yaşanan çatışmayı iç politikada baskıyı artırmak için kullanıyor.

İran yargı makamları muhalifleri geniş kapsamlı suçlamalarla hedef alıyor. Bu durum, çok sayıda kişinin ağır cezalarla karşı karşıya kalmasına yol açıyor ve idam cezasının kullanımını yaygınlaştırıyor.

Cezaevlerinde bulunan kişiler için durum daha ağır. Aşırı kalabalık, kötü muamele ve sağlık hizmetlerine erişim eksikliği, savaş koşullarıyla birleşerek ciddi bir insani kriz yaratıyor.

Zorla kaybetmeler, kitlesel tutuklamalar ve korku

Ocak protestolarının ardından İran güvenlik güçleri on binlerce kişiyi gözaltına aldı. İnsan hakları örgütleri, çok sayıda kişinin zorla kaybedildiğini ve ailelerin yakınlarını bulmak için hapishaneler, morglar ve hastaneler arasında dolaştığını bildiriyor.

Bu süreç, toplum genelinde derin bir korku ve sessizlik ortamı yarattı. İnsanlar kamusal alanda bulunmaktan ve görüşlerini ifade etmekten kaçınır hale geldi.

“Toplum üzerinde kalıcı korku düzeni kuruluyor”

Bu politikanın temel amacının toplum üzerinde kalıcı bir korku düzeni kurmak olduğunu belirten Charbonneau, tutuklama ve idam politikalarının sistematik bir sindirme stratejisinin parçası olduğunu ifade etti. 

Charbonneau, sürecin hedefini şu sözlerle özetledi: “Bu sadece bugünü kontrol etmek değil, toplum üzerinde kalıcı bir korku düzeni kurmak, İran’da şu anda olanlar, gelecekte daha da ağır bir baskının habercisi olabilir.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.