DİYARBAKIR (Medyascope) – Serpil Yılmaz, “Barış Mezopotamya’dan başlar” başlıklı yazısında Diyarbakır’da düzenlenen “Kadınlar Barışı Konuşuyor” panelini yazdı.

DEM Parti İmralı Heyeti’nin 27 Mart’ta yaptığı İmarlı görüşmesinden 4 gün sonra kamuoyuna yapılan açıklama henüz Diyarbakır’a ulaşmamıştı…
Londra merkezli Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) Doğu ve Güneydoğu İş Kadınları Derneği (DOGÜNKAD), Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) İş Kadınları Meclisi, TOBB Girişimci Kadınlar Kurulu tarafından, 30 Mart’ta Diyarbakır’da düzenlenen “Kadınlar Barışı Konuşuyor” panelinde dile getirilen konular; 27 yıldır tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan’ın açıklamasında karşılık buluyor.
Kadınlar olmadan asla
Diyarbakır’da iş kadınları etkinliğinde, Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu Kurucu Üyesi ve Kuzey İrlanda Meclisi Eski Başkan Vekili Jane Morrice ve gazeteci Emma DeSouza İrlanda deneyimini anlattılar.
Ülkede 1969-2005 yılları arasında süren ve 3 bin 500’den fazla kişinin ölümünden IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) sorumlu tutuluyordu.
IRA ile Birleşik Krallık arasında süren müzakereler sonucu 1998 yılında imzalanan ve İrlanda’ya özerklik tanıyan referandum sonucunda imzalanan “Hayırlı Cuma” (Belfast Anlaşması) barış anlaşmasıyla başlayan barış süreci, silahların uluslararası gözlemciler eşliğinde teslim edilmesiyle noktalanıyor.
Müzakerelere kadınların da resmi olarak katılması için kurulan Kadın Komisyonu sosyal haklara, sağlık, eğitim gibi halkın temel sorunlarına eğiliyor.
Türkiye’de Kadınların Siyaset ve Barış Süreçlerindeki Rolü başlıklı oturumda, AK Parti MKYK Üyesi Zeynep Alkış, CHP Parti Meclis Üyesi Emine Uçak Erdoğan, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan’ın katıldığı panelde, DOGÜNKAD’ın eski Başkanı Nevin İl Kolaylaştırıcı olarak yer aldı.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOBB) bağlı kurumsal yapıların temsilcilerinden oluşan oturumda, TOBB Kadın Girişimciler Kurulu ve Hakkari Kadın Girişimciler Derneği Başkanı Sevda Keskin’in yer aldığı oturumda kolaylaştırıcı da TOBB Diyarbakır Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Cevher Defne Eyyubi’ydi.
Barışın toplumsal uzlaşma gerektirdiğini vurgulayan panelistlerden DOGÜNKAD Başkanı Özlem Külahcı Tanaman “Burada yalnızca barışı talep etmiyoruz; aynı zamanda adil, eşit ve güven veren bir hukuk düzenini de talep ediyoruz. Kadınlar barış süreçlerinin kenarında değil, merkezinde yer almalıdır” dedi.
DOGÜNKAD önümüzdeki günlerde Batı illerinde de iş kadınlarıyla barışı konuşmayı sürdürecek.

Kuzey İrlanda mı, Kolombiya modeli mi?
Barış müzakerelerine resmi katılım sağlamak için geniş katılımlı Kadın Komisyonu kuranlar arasında yer alan Morrice’ye, “Kuzey İrlanda’da Katolik ve Protestan topluluklar arasında 30 yıl süren çatışmalı dönemin sonlanmasında eski ABD Başkanı Bill Clinton’un açık desteği/arabulucu kimliği vardı. Türkiye’de de benzer bir süreçten söz edebilir miyiz? Şu anda da ABD’nin Suriye’de PKK uzantısı Kürt yapılanması Demokratik Suriye Güçleri’nin Şam Yönetimi ile uzlaşmasında aktif rol alması, Orta Doğu’da barışın da savaşın da küresel bir sorun-çözüm olduğu fikrini doğruluyor mu?” sorusunu yönelttim.
Morrice “Avrupa Birliği’nin de çok desteği oldu” diye yanıtladı ki asıl anlaşılmasını istediğim konu, barış anlaşmalarının uluslararası ilişkilere konu olması…
Kuzey İrlanda’da uluslararası destekle sağlanan barış anlaşmasının üzerinden 28 yıl geçmesine karşılık Katolikler İrlanda kimlik kartını almışlar ama İrlandaca (Irish) eğitim sorununu çözememişler.
Kolombiya hükümeti ile FARC (Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri) arasında 52 yıldır iç savaşı sonlandıran anlaşmadan ne ders çıkarılıyor?
FARC ile 2012 yılında Norveç ve Küba arabuluculuğunda yürütülen barış müzakeresi 24 Kasım 2016 tarihinde imzalandı. Kolombiya’daki ayrılıkçılık konusu etnik ya da dini değil; uyuşturucu kartelinin şiddeti, yoksulluk, sınıfsaldı.
Ülkede ekonomik ve sosyal sorunlar çözülmediğinden FARC’ın fraksiyonları silahlı eylemleri sürdürüyor.
Nevin İl’e Diyarbakır’da çözüm sürecinin başarısından ne anlaşılıyor diye sorduğumda, İrlanda kadın hareketinin çalışmasını referans alarak barışa odaklanmaktan söz ediyor. Ön koşulun adalet olduğunu da ekliyor.

Çözüm süreci şeffaf ilerlemiyor
İktidarın “Terörsüz Türkiye” sloganı etrafında şekillendirdiği, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan “Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” bileşenleri ; AK Parti, DEM Parti ve CHP’nin bu panel vesilesiyle kamuoyu önünde İLK KEZ biraraya geldiklerini de vurgulamam gerek.
31 Mart tarihli Abdullah Öcalan açıklaması Diyarbakır’da dinlediğim konu başlıklarını açar nitelik taşıyor.
Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısı üzerine PKK’nın 12 Mayıs’ta kendini feshettiği ve silahlı mücadeleye son verdiği açıklaması üzerinden bir yıl geçmesine karşılık, tarafların müzakere ettiği hukuki zeminin sağlanmaması ve öngörülen yol haritasının açıklanmamasına yönelik eleştiriler sürüyor.
2009-2015 yılları arasında AK Parti hükümeti tarafından yürütülen “açılım sürecinin”, kanla sonlanması bölgede derin yaralar açmışken, devamında da siyaset alanının daralması umutları karartmıştı.
22 Ekim 2024 tarihinde MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, Öcalan’a “Umut Hakkı” tanınmasını önerdiğinde, “barış” kelimesi ile mesafelenen siyaseti yeniden masaya çekti.
Bahçeli’nin şüphe çeken “Acele etmeyelim” sözleriyle çözüm sürecini sessize alması karşısında, Öcalan “taahhüdünü” yeniliyor:
“27 Şubat çağrımda da ifade ettiğim gibi silahlı mücadele dönemi sona ermiştir. Artık geriye dönüş mümkün değildir. Yaşadığımız süreç Demokratik Cumhuriyet ile barışa geçiş sürecidir.”
APO’dan MHP’yi kollayan açıklama
Öcalan’ın “Ortadoğu üzerinde derin hegemonik planlar var. Suriye’de sancılı durumlarla birlikte belli ölçülerde olumlu gelişmeler yaşanırken, şimdi de Iran savaşı gündemde. İran savaşında üç çizgi ortaya çıkmıştır: Birincisi, ABD-İsrail çizgisidir. İkincisi, İngiltere’nin başını çektiği bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin statükoyu korumaya dönük çizgisidir. Üçüncüsü ise geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile savunduğumuz demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. İran’daki gelişmeler Türkiye’de yürütülen sürecin haklılığını ve önemini bir kez daha ortaya koymuştur.” sözleri, İmralı ile yürütülen barış müzakeresine gerekçe oluşturuyor.

Barışın yolu Mezopotamya’dan geçiyor
Dönemin Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, 1999 yılında Diyarbakır ziyareti sırasında Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine giden yolun Diyarbakır’dan geçtiğini ifade etmişti.
Bu söz, Kürt sorununun çözümünün; demokrasi, hak ve özgürlüklerin genişletilmesine bağlı olduğu anlamı taşıyordu.
Yeni dönem Kürt siyasetinde demokratik toplum sınırları Diyarbakır’ı aştı; Orta Doğu sorununa evrildi.
Panele dönecek olursam, AK Parti adına konuşan Zeynep Alkış’ın Lozan eleştirisi ve Cumhuriyet ile hesaplaşan görüşleri, Öcalan’ın metinde yer bulmuyor.
Açıklamada yer alan ifadelere bakarsak…
“Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz. Ortadoğu’daki dört bin yıllık siyasal tarih gösterdi ki Anadolu’nun güvenliği Ortadoğu’dan ve Mezopotamya’dan geçmektedir. Demokratik entegrasyon, Mezopotamya kültürünün demokratik bir varlık olarak katılımını ifade eder.”
Diyarbakır modeli çözüm süreci
Kentin karşı karşıya kaldığı yoğun tahribat ve kentsel dönüşüm adı altındaki yıkımlara karşı 2020 yılında; Diyarbakır Barosu, TMMOB, Tabipler Odası ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının çağrısıyla aralarında sendikaların, baronun, mesleki kuruluşların da yer aldığı 113 sivil toplum kuruluşunun katılımıyla Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu kurulmuştu.
Platformun, siyasi partilerin dışında toplumsal bir güç olarak
Mezopotamya fikrini sahiplenişini görmek mümkün.
Örnek vermek gerekirse, en son Suriye’de Şam Yönetimine bağlı silahlı güçlerin Kürt bölgesi Kobani’de yaptığı yıkım karşısında, Birleşmiş Milletler bölgeye 11 TIR dolusu yardım malzemesi gönderirken, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın da içinde olduğu Platform 25 TIR gönderebildi.
Kentin şu anda en önemli sorunu ekonomik elbette. 25 bin istihdam sağlayacağı öngörüsüyle faaliyete geçen Tekstil Organize Sanayi Bölgesi’nde mevcut istihdam 3 bine düşmüş durumda. Fason markalar Diyarbakır’ı terk etmiş.
Sosyal sorunların başında ise kentte uyuşturucu bağımlılık yaşının 8’e düşmesi geliyor.
Bölge siyaseti kayyum idareleri ve anti demokratik uygulamaların giderilmesi mücadelesine odaklanırken, halkın gündelik sorunları büyüyor.
2005 yılında başlayan köye dönüş programının neden başarısız olduğundan tutun da, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’na (DTSO) kayıtlı 26 bin girişimcinin yalnızca 3 bininin kadın olmasına kadar bir dizi sorun ilgili STK’ların ana konusu olabiliyor.
Barış yalnızca silahların susması değildir
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Serra Bucak’ın; “Barış bizim için yalnızca silahların susması değil; aynı zamanda adaletin, eşitliğin, herkes için onurlu bir yaşamın mümkün olduğu yeni bir düzenin inşasıdır.” sözleri çözüm sürecini Ankara-İmralı arasındaki bir müzakere konusu olmaktan çıkarıyor.
Bucak, “Barışın yerellerden inşası çok önemlidir. Burada kastımız sadece seçilmiş belediyeler değil; sivil toplumdan kadın derneklerine, barolardan sendikalara kadar toplumun tüm kesimidir” diye de ekliyor.
Barışın yerelden inşasını zorunlu gören DEM anlayışını bir başka örnekle anlatmayı deneyeceğim.
Zeynep Alkış’ın yerelle empati eksiğini ortaya koyarcasına, geçmiş çözüm sürecinin tıkandığına işaret eden “Aslında buzdolabına kaldırılması iyi oldu. Bu bir metafor belki; ilk anda soğuk ve itici gelebilir ama bana hep umut verici geldi. En umutsuz zamanlarda bile ‘İyi ki buzdolabına koyduk’ dedim. Çünkü kıymetli olan şeyler buzdolabında saklanır, zarar görmemesi için korunur” sözleri dökülürken, yanımda oturan bir Kürt kadınının buz kestiğine şahit oldum.
Aynı duygu salonu da sarmış olacak ki, Doğan tepkiyi-duyguyu dile getirme ihtiyacı duydu:
“Cizre’de bir halayda bana sarılan kişi Cemile’nin annesiydi. 90’lı yıllarda da büyük kızını kaybetmişti. Yıllar sonra bu kez 10 yaşındaki Cemile kendi evinin avlusunda hayatını kaybetti. Annesi günlerce gömemediği için Cemile/Cizir’i buzdolabında saklamak zorunda kaldı.”
Buzdolabı bölgede en duyulmak istenmeyen kelime!
Doğan, “Eğer bugün o anne Newroz’da halayın başında yer alabiliyorsa, hepimizin daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Bu barışı sağlamak zorundayız. Kaybedecek tek bir anımız yok.” diye ekliyor.
Demokratik entegrasyon ne demek?
Suriye’de gerçekleşen, Türkiye’de tasarlanan, İran’da süren ABD-İsrail savaşının bir çıktısı olarak kabul ettirilmeye çalışılan küresel düzen, ulusların (Türkiye-Irak-İran-Suriye) etnik temelde çatışmasız döneme geçmesi fikrine dayanıyor.
Bu konjonktürün ana kelimesi olan “barış” kazındığında altından “demokratik entegrasyon” kavramı çıkıyor.
İşte asıl mesele “demokratik entegrasyon” kavramından ne anlaşıldığı; asimilasyon mu, katılımcılık mı, ya da henüz adını koyamadığımız bir başka küresel hedef mi?








