Ruşen Çakır yorumladı: Bu Aleviler size ne yaptı?

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Bu Aleviler size ne yaptı?” başlıklı yayında, Alevilere yönelik son dönemdeki tartışmaları değerlendirdi. “Ali’siz Alevilik” söyleminin Alevilik içinde marjinal bir yaklaşım olduğunu belirten Çakır, Suriye’de Esad rejiminin uygulamalarının Alevilikle ilişkilendirilmesini eleştirdi. Çakır, çözüm sürecine ilişkin bazı Alevi aydınların dile getirdiği kaygıların da ciddiye alınması gerektiğini söyledi.

Ruşen Çakır, Alevilerin Türkiye’nin önemli ve değerli bir parçası olduğunu belirterek, tarih boyunca dışlanma, aşağılanma ve katliamlara maruz kaldıklarını söyledi. 1980’lerin sonlarından itibaren Türkiye’de bir “Alevi uyanışı” yaşandığını ifade eden Çakır, Alevilerin kimliklerine, kültürlerine ve inançlarına sahip çıkma konusunda önemli mesafe aldığını ancak hâlâ çeşitli engellerle karşılaştıklarını belirtti.

Son dönemde Alevilerin yeniden hedef gösterildiğini söyleyen Çakır, Kemal Öztürk’ün NTV yayınında Suriye üzerinden yaptığı değerlendirmeleri eleştirdi. Öztürk’ün daha sonra sözlerinin kastının farklı olduğunu söylediğini aktaran Çakır, Aleviliğe yönelik tartışmaların “Ali’siz Alevilik” iddiası üzerinden yürütülmesini değerlendirdi.

Çakır, Türkiye’de “Ali’siz Alevilik” perspektifine sahip güçlü bir hareket bulunmadığını savundu. 1990’lı ve 2000’li yıllarda farklı kesimlerden Alevilerle konuştuğunu belirten Çakır, bu yaklaşımın Alevilik içinde “marjinalliğin de ötesinde” olduğunu söyledi.

“Alevilik sadece Hazreti Ali’yi demek değil” diyen Çakır, Aleviliğin Hazreti Ali sevgisinden ibaret olmadığını vurguladı.

Bu Aleviler size ne yaptı?
Ruşen Çakır yorumladı: Bu Aleviler size ne yaptı?

“Esad rejiminin yaptıklarını Aleviliğe bağlamak yanlış”

Çakır, Suriye’de Esad rejiminin uygulamalarının rejimin Alevi kimliği üzerinden açıklanmasını da eleştirdi. Baba ve oğul Esad dönemlerinde yaşanan katliamlar ve insan hakları ihlallerinin Alevi kimliğine bağlanmasının yanlış olduğunu belirten Çakır, Aleviler arasında Esad karşıtlarının da bulunduğunu söyledi.

Suriye’deki Arap Alevilerin yeni dönemde çeşitli sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Çakır, bu topluluğun kendisini güçsüz ve korumasız hissettiğini ifade etti. Çakır, buna rağmen Arap Alevilerin suçluymuş gibi gösterilmesinin “son derece haksız” olduğunu belirtti.

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. 

Alevilerden bahsetmek istiyorum. Aleviler, Türkiye’nin çok önemli bir unsuru, çok önemli, çok değerli bir parçası, Türkiye’yi Türkiye yapan büyük bir topluluk. Ama hep hor görüldüler sayıca azınlıkta olmaları nedeniyle. Katliamlara maruz kaldılar, aşağılanmalara maruz kaldılar ama ayakta kalmayı da bildiler. Özellikle 80’li yılların sonlarından itibaren bir tür Alevi uyanışını Türkiye’de yaşadık. Bunun Avrupa’daki Aleviler arasında da çok ciddi bir şekilde yansıdığını gördük. Ve Türkiye’de Aleviler şimdi her ne kadar çok sayıda farklı örgütlenmeler söz konusu olsa da kendi kimliklerine, kültürlerine, inançlarına sahip çıkma konusunda önemli aşamalar katettiler. Fakat hâlâ önlerinde çok ciddi engeller çıkartılıyor ve en ufak bir olayda bir şekilde olur olmaz hedef gösterilmeye devam ediliyorlar.

Bunun örneklerini son günlerde çok yaşadık. Burada bir Kemal Öztürk’ün NTV yayınında Suriye’den hareketle yaptığı bir ‘‘katledilme’’ meselesi var, kendisi kastının bu olmadığını söyledi vesaire ama sonuçta çok net olarak telaffuz edilmiş bir cümle var. Altan Tan da Ali’siz Alevilik iddiasındaki kişiler üzerinden Aleviliğe yönelik eleştiriler getirdi ve bu da çok tepki çekti. Şimdi önce Ali’siz Alevilik meselesine biraz değinmek istiyorum. Bu Türkiye’de çok yaygın bir şey değil. Bir kitap yazıldı zamanında birisi tarafından ama bu tamamen o kişinin yazdığı bir şeydi ve gerek Avrupa’da gerek Türkiye’de Ali’siz Alevilik gibi perspektife sahip olan bir yapılanma, grup, güçlü bir hareket açıkçası hiç tanık olmadım. Değişik dönemlerde Alevilik üzerine uzun yazı dizileri yapmış birisiyim, Milliyet‘te ve Vatan gazetesinde, 1990’larda ve 2000’li yıllarda. Hemen hemen her kesimden Aleviyle konuştum. Bu Ali’siz Alevilik meselesi marjinalin de ötesinde bir şeydir. Ama birileri Aleviliği küçük düşürmek ya da Aleviliği etkisiz kılmak için bunu sanki çok büyükmüş gibi, Alevilik içerisinde hâkim yaklaşımmış gibi gösteriyorlar bilerek ya da bilmeyerek.

Bir de tabii işin bir başka boyutu var; Alevilik sadece Hazreti Ali demek değil. Bunu defalarca söyledim, tekrar söylüyorum. Recep Tayyip Erdoğan’ın daha Refah Partisi yıllarından itibaren söylediği ‘‘Alevilik Hazreti Ali’yi sevmekse ben de Aleviyim’’ sözü doğru bir söz değil. Tabii ki Alevilik Hazreti Ali’yi sevmek ama ondan ibaret bir şey değil, bunu özellikle vurgulamak lazım. Kemal Öztürk’ün yaptığı bambaşka bir şey, o Suriye’deki iç savaşa göndermeyle bir şeyler söyledi. Orada çok büyük bir haksızlık yapılıyor. Esad rejiminin, gerek baba gerek oğul Esad rejiminin yaptığı birtakım hatalar, katliamlar, insan hakları ihlallerini onların Alevi olmasına, Arap Alevi olmasına bağlamak son derece yanlış. Benzer bir şeyi Irak’ta da Saddam Hüseyin yaptı, o da Sünniydi, kimse ‘‘Saddam Hüseyin Sünni olduğu için bunu yapıyor’’ demedi ama Suriye söz konusu olduğu zaman Esad ailesinin Aleviliği çok sık dile getirildi. Halbuki biliyoruz ki Alevilerin içerisinde de Esad karşıtları vardı ve bugün de yeni Suriye’de yaşamak isteyen Aleviler var, Arap Alevileri var. Tabii ki çok sorunları var, Ahmed eş-Şara’nın başa gelmesinden sonra yaşadıkları birçok olumsuz şey var, küçük çaplı da olsa katliamlar var ve şu anda kendilerini güçsüz ve korumasız hissediyorlar. Onlara sahip çıkılması gereken bir yerde hâlâ bir suçluymuş gibi göstermek Arap Alevilerini son derece haksız.

Alevilikle ilgili bir başka olay da malum yaşadığımız çözüm süreci. Çözüm sürecinde Öcalan’ın yaptığı birtakım açıklamalar, birtakım görüşme notlarında söylediklerinden hareketle Alevilerin içerisinde bazı Alevi aydınlar bir Sünni Türk, Kürt ve belki de kısmen Arap ittifakı oluştuğu yolunda kaygılarını dile getiriyorlar, bir bildirge de yayınladılar, imzaya açtılar yakın zamanda. Bu, nasıl söyleyeyim, anlaşılır bir şey. Çünkü o metinlere baktığınız zaman evet bir Alevi aydınının bunlardan kaygılanması gerçekten anlaşılır bir şey. Ama şunu da özellikle vurgulamam lazım, o nedense pas geçiliyor; PKK hareketinin içerisinde çok ciddi bir Alevi varlığı söz konusu, başından itibaren böyle. Mesela yakın zamanda öldükleri açıklanan Rıza Altun ve Ali Haydar Kaytan, yanlışım varsa izleyiciler düzeltsin, benim bildiğim Aleviydiler. Ve en son biz Kandil’e gittiğimizde her yerde ikisinin resmini gördük ve en son PKK’nın yaptığı — PKK demiyorlar, hareket diyorlar — bir basın toplantısında da ortada Öcalan, bir tarafta Sırrı Süreyya Önder, öteki tarafta Rıza Altun ve Ali Haydar Kaytan resimleri vardı.

Yani burada PKK hareketi içerisindeki Alevi damarını göz ardı etmemek lazım. Burada tabii ki Öcalan’ın bağlayıcılığı vesaire var ama Öcalan’ın da Alevileri karşısına alacak bir yaklaşıma yöneleceğini açıkçası hiç sanmıyorum. Ama yine de şunu söylemek istiyorum, burada insanların o önlerine gelen metinlerdeki birtakım Öcalan saptamalarından kaygı duymaları, Aleviler olarak kaygı duymaları son derece anlaşılır bir şey. Ama onların bu kaygılarını giderebilmesi lazım gerek devletin gerek örgütün, yani bu sürecin Alevilerle bir alıp veremediği olmadığını, onları da kapsayan bir süreç olduğunu anlatmaları lazım. Ben öyle olduğunu düşünüyorum. Yani Alevileri karşısına alacak bir ittifak falan bunlar bana çok gerçekçi gelmiyor. Ama yıllarca acı yaşamış, baskıya uğramış, katliamlara maruz kalmış bir topluluğun bu tür yorumlar yapmasını da ciddiye almak gerektiğini düşünüyorum.

Çok uzatmaya gerek yok, Alevilere dokunmamak lazım. Yani onların inançlarını ki Alevilerin içerisinde farklı farklı kollar var, farklı farklı eğilimler var, hatta aralarında çok ciddi tartışmalar da oluyor; zaman zaman birleşiyorlar, zaman zaman ayrılıyorlar. Devlet de kendisi bir Alevilik örgütlemeye çalışıyor öte yandan, onu da biliyoruz. Çok başarılı olamadılar. Bir dönem İran rejimi Türkiye’deki Alevileri Şiileştirmeye, Caferileştirmeye çalıştı, çok da başarılı olamadı, onu da biliyoruz. Aleviler kendi kaderlerini kendileri belirleme konusunda bayağı çaba sarf ediyorlar ama hep bir şekilde dışlanma, yok sayılmayla özellikle AKP iktidarı döneminde karşı karşıya kalıyorlar. Bir zamanlar Erdoğan bir Alevi açılımı da yapmaya kalkmıştı ama o da daha yolun başında ağaca çıkmıştı, onu da biliyoruz.

Şunu söylemek istiyorum, Alevi değilim ama Aleviliği çok takdir ediyorum, çok seviyorum, Alevileri de çok seviyorum, sevmem de gerekmeyebilirdi ama ayrıca sevdiğimi özellikle vurgulamak istiyorum. Çok sevdiğim, şu an hayatta olmayan da dahil olmak üzere arkadaşım, dostum var Alevi olarak ve Alevilere dokunulması, dokunulmak istenmesi, ‘‘Ya aslında dokunmuyoruz ama şu noktaya dikkat çekiyoruz’’ gibi açıklamalarla bunların meşrulaştırılmaya çalışılması son derece rahatsız edici bir şey. Yani Aleviliğin yanında negatif şeyler söylemek, mesela ‘‘katledesi geliyor’’ lafı herhangi bir grup hakkında söylenecek bir şey değil. Bunu hele deneyimli bir gazetecinin yapması akıl alır gibi değil. Bunları not olarak düşüyorum ve bu konuda hassas olunmasını istiyorum. Evet, başlıkta dediğim gibi, Aleviler ne yaptı size? Siz, yani siz derken üstünüze alınmayın ama yapanlara söylüyorum, siz Alevilere çok şey yaptınız ama Aleviler size hiçbir şey yapmadı. Yani bunu özellikle vurgulamak istiyorum ve Alevilerin bu Türkiye’de çok değerli, çok önemli, vazgeçilmez, önü açılması gereken, her türlü desteği, katkıyı hak eden milyonlarca insan topluluğu olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum.

Bugün ithafım bir büyük sinemacımıza, Metin Erksan’a, nevi şahsına münhasır bir büyük sinemacı. 23 yaşında 1952’de ilk filmini çekmiş Metin Erksan. ‘‘Susuz Yaz’’ filmi 1964’te Berlin’de Altın Ayı almıştı. Onu o zamanlar, tabii ki biz o zaman çocuktuk ama daha sonra mahallede Çağlayan’daki sinemada izlediğimi hatırlıyorum. ‘‘Yılanların Öcü’’, o da aynı tarihlerde herhalde. Genellikle edebiyat uyarlamaları yapan bir isim. Daha sonra bir ‘‘Sevmek Zamanı’’ var, 1965’te çektiği. Geçen onu bir seyrettim tekrar, yıllar önce seyretmişim ama hatırlamıyordum tabii, seyrettim ve çok etkilendim. ‘‘Suçlular Aramızda’’ yine 1964’te. Bir de o sıralarda, daha 70’li yıllarda çektiği bir ‘‘Kadın Hamlet’’ filmi vardır, o film yanılmıyorsam Fatma Girik’leydi, evet, Fatma Girik, ‘‘İntikam Meleği’’ diye. O tam Metin Erksan’a yakışan bir şey, Shakespeare’den uyarlama bir şeydi, çok başarılı olmamıştı, çok ilgi görmemişti ama hep benim aklımda bir yerde durur.

Bir de bizim çocukluğumuzda, daha doğrusu ortaokuldayken biz TRT‘ye, TRT‘nin ilk yılları artık, bir edebiyat uyarlamaları yapmıştı Metin Erksan. Sabahattin Ali’den, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan, Sait Faik’ten, Samet Ağaoğlu’ndan öyküleri filmleştirmişti, ağzımız açık seyretmiştik o tarihte. Bugün o kadar çok televizyon kanalı var ama öyle işler maalesef üretilmiyor diye söylemek istiyorum. Metin Erksan benim bildiğim bir Kemal Tahir hayranıydı, onun düşüncelerine çok yatkın birisiydi. Türkiye’ye bakışı, algılaması çok farklı birisiydi ve aynı zamanda sinemaya eğitmen olarak da, öğretim üyesi olarak da çok katkı verdi, üniversitede hocalık yaptı, yıllarca bunu da yaptı ve çok şey bırakıp aramızdan 2012 yılında 83 yaşında ayrıldı. Metin Erksan’ı saygıyla anmak ve bu yayını ona ithaf etmek istiyorum.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş