AYDIN (Medyascope, Muhammed Eren) – Aydın’daki Söke Ovası’nda ocak ve şubat aylarındaki yoğun yağışlar Büyük Menderes Nehri’ni taşırdı ve uzun süredir devam eden kuraklığı bir nebze hafifletti. Buna rağmen çiftçiler yüksek girdi maliyetleri ve düşük fiyat nedeniyle pamuk yerine buğday ve ayçiçeği ekmeyi tercih ediyor, ekim alanı son üç yılda belirgin biçimde daraldı.
Türkiye’de pamuk üretiminin önemli merkezlerinden Aydın’daki Söke Ovası, bu yıl kış yağışlarının bol olmasının etkisiyle uzun süredir bölge tarımını tehdit eden kuraklık baskısından bir nebze kurtuldu. Ocak ve şubat aylarında etkili olan yoğun yağışlarla, ovanın sulamadaki can damarı olan Büyük Menderes Nehri taştı, birçok ekili alan su altında kaldı. Ne var ki ovaya dönen su, çiftçinin pamuk üretimine dönmesine yetmedi.
Kuraklığın etkisiyle 2023’ten bu yana yaşanan rekolte kaybı, üreticileri ihracat ve ülke ekonomisi açısından stratejik önemdeki pamuk üretiminden uzaklaştırmış, birçok çiftçi ayçiçeği ve buğday gibi alternatif ürünlere yönelmişti.

Üç bilinmeyenli denklem: Pamuk fiyatı, girdi maliyetleri, su
İyi Pamuk Uygulamaları Derneği Başkanı Muzaffer Turgut Kayhan, bu yıl kuraklığın önceki yıllardaki kadar hissedilmediğini ancak yağışların üreticinin ekim kararını değiştirmeye yetmediğini söyledi. Üreticinin, geçmiş yıllarda yaşadığı su sıkıntısını ve gelecek yıllardaki kuraklık riskini göz önünde bulundurduğunu belirten Kayhan’a göre, Söke Ovası’nda bu yıl pamuk ekilen alan, geçen yılın yaklaşık dörtte ikisinde kaldı.
Son 10-12 yıldır kuraklık girdabı içinde olduklarını söyleyen Kayhan, “Açıkçası pamuk üreticisinin umutlu olmadığını biz bugünkü ekim alanlarından anlıyoruz. Çünkü yağmurlar biraz ekim kararını verdikten sonra gelmiş oldu. Ama bu yağmurlar sayesinde biz geçtiğimiz senelerde gördüğümüz kuraklığı bu sene yaşamıyoruz ama önümüzdeki yıllarda yaşayacağımız aşikâr” diye konuştu.
Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım da yağışlara rağmen pamuğa beklenen dönüşün gerçekleşmediğine dikkat çekti. Yıldırım, “Bu yıl su problemi çok fazla olmadı. Hatta Söke’de tarlalar suyun altında kaldı. O kadar çok yağış oldu. Ve buna rağmen pamuğa istenen dönüşün olmadığını görüyoruz. Çünkü temel sorun sadece su değil” dedi.
Uzmanlara göre üreticinin kararında pamuk fiyatının yanı sıra mazot, gübre ve diğer girdilerdeki artış da etkili oldu. Kayhan, pamuk üretimini “üç ayaklı bir denklem” olarak tanımlayarak fiyat, girdi maliyetleri ve yeterli verim alabilmek için gereken su ihtiyacının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“Millet buğday, ayçiçeğinin tadını aldı”
Sökeli çiftçi Hasan Üren de bu yıl sulama suyu açısından bir sorun yaşanmadığını ancak pamuk fiyatının geçen yıla göre değişmediğini belirtti. Üren, buğday ve ayçiçeğinin daha az masraflı ve zahmetsiz olması nedeniyle üreticilerin bu ürünlere alıştığını, su yeterli olsa bile gelecek yıl pamuğa güçlü bir dönüş beklemediğini ifade etti. Üren, “Millet buğday, ayçiçeğinin tadını aldı, parası da güzel oldu, uğraşısı yok. O yüzden su çok olsa da ben herkesin pamuğa tekrar yöneleceğini pek düşünmüyorum. Şahsen ben de seneye tamamen buğday ekeceğim” dedi.
Söke Ovası’nda yaklaşık 500 dekar arazi işleyen Ahmet Katipoğlu ise bunun 400 dekarında buğday ve ayçiçeği, yalnızca 100 dekarında pamuk yetiştirdiğini söyledi. Ovadaki arazilerin büyük kısmında buğday ve ayçiçeği üretimi sürdürüldüğünü aktaran Katipoğlu, “Maliyetlerin yüksek oluşundan dolayı para kazanılmıyor ve bundan dolayı da pamuktan dehşet kaçış var” dedi.
Sökeli çiftçi, ayçiçeğinin ekimden sonra pamuk kadar yoğun sulamaya ihtiyaç duymamasının da üreticinin bu ürüne yönelmesinde etkili olduğunu dile getirdi.
Bu durum üretim verilerine de yansıdı. TÜİK rakamlarına göre Aydın’da 2022’de 570 bin dekar alanda 283 bin ton pamuk üretilirken, 2024’te ekim alanı 557 bin 720 dekara, üretim ise 246 bin 546 tona geriledi. İki yıl içinde ekim alanı yüzde 2,2 azalırken üretimdeki düşüş yüzde 13’ü buldu, dekar başına verim de yaklaşık 496 kilogramdan 442 kilograma indi. 2025 Çiftçi Kayıt Sistemi verilerine göre ise Aydın’daki pamuk ekim alanı bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 20 daha daralarak 447 bin dekara düştü. Bunun 248 bin dekarı Söke Ovası’nda yer aldı.
“Ölmeye bırakacağınız bir şeyi, hiç ekmemek daha mantıklı”
Yağışların bu yıl su sıkıntısını hafifletmesi, önceki yıllarda oluşan güvensizliği de ortadan kaldırmadı. Pamuk ekiminin ardından 60-65 gün içinde ilk sulamanın yapılması gerektiğini anlatan üreticiler, ürünün verimli olabilmesi için en az iki kez sulanması gerektiğini söylüyor. Ancak son yıllarda suyun üreticiye Devlet Su İşleri tarafından ne zaman ve kaç kez verileceğinin önceden bilinmemesi, üreticinin pamuk ekme kararını da zorlaştırmış durumda.
Kayhan, sulama suyu verilip verilmeyeceğinin ekim döneminde öngörülememesinin çiftçiyi pamuktan uzaklaştırdığını belirterek, “Tav suyunu veremeyecekseniz veya arkasından sulamasını yapamayacaksanız, ölmeye bırakacağınız bir şeyi baştan hiç ekmemek daha mantıklı geliyor” diye konuştu.

“Su kanalları 1960’lı yıllardan kalma”
Kuraklık sorununun bir diğer boyutunu ise Söke Ovası’nın eski sulama altyapısı oluşturuyor. Büyük Menderes’ten ve barajlardan alınan suyun önemli bir bölümü, tarım uzmanlarının aktardığına göre 1960’lı yıllarda yapılmış açık kanallarla tarlalara ulaştırılıyor. Tarım yazarı Yıldırım, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın verilerine göre suyun tarlaya ulaşıncaya kadar yüzde 48’inin kaybedildiğini söyledi. Yıldırım, “Eğer kapalı sistemle sulama olsa, yani barajdan tarlaya kapalı sistemle gelse ve tarlada da basınçlı sulamayla sulansa belki şimdikinin iki katı kadar daha fazla alan sulanmış olacak” diye konuştu.
Söke Ovası’nda yaygın olarak vahşi sulama yapıldığını belirten Kayhan, bunun yalnızca su kaybına değil, verimli üst toprak tabakasının taşınmasına da yol açtığını ifade etti. Sökeli üretici Katipoğlu ise elektrik altyapısının ovanın tamamında bulunmaması nedeniyle çiftçinin modern sulama sistemlerine geçemediğini söyledi.
Su paylaşımı kavgası
Büyük Menderes Havzası’nın Ege Denizi’ne bağlandığı en aşağı kesimde yer alan Söke’deki çiftçiler, suyun paylaşımında da sorun olduğunu aktardı. Üreticilere göre barajlara yakın bölgelerde bir ürün birkaç kez sulanırken, Söke Ovası’ndaki pamuk tarlaları ikinci sulama suyuna dahi ulaşamadı.
Çiftçilerin artık su kavgasına başladığını anlatan Ali Ekber Yıldırım devlet tarafından havza bazlı üretim planlaması yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Yıldırım, “Baraja yakın olanlar suyu çok kullanıyor. Söke Ovası en son nokta. Oraya su ulaşmıyor. Havza bazında bakmak lazım konuya. Tarım Bakanı Mehdi Eker döneminde Türkiye 30 havzada değerlendirildi, yani Türkiye 30 havzaya bölündü ve ‘hangi ürün hangi havzada daha verimli üretilecekse orada üretelim’ diye bir çalışma yapıldı. Ama sonra bakan değişti. Faruk Çelik geldi, onun döneminde ‘her ilçe bir havza olsun’ dendi. Türkiye bir anda 30 havzadan 942 havzaya çıktı. Şimdi bu kadar sert değişiklikler olunca gelecek açısından da baktığımızda gerçekten suyu merkeze alan bir politika olmadığı zaman çok daha büyük sıkıntılar yaşanacağı kesin” dedi.
“Çiftçiye vermediğiniz parayı götürüp, pamuk ithal ediyorsunuz”
Sulama altyapısının yenilenmesi ve çiftçinin modern sulama yöntemlerine geçişinin devlet eliyle desteklenmesi gerektiğini belirten Kayhan ise sorunun yalnızca üreticinin kendi tarlasına yapacağı yatırımla çözülemeyeceğini söyledi.
Yıldırım da pamuk üretimindeki gerilemenin Türkiye’nin ithalata bağımlılığını artırdığına dikkat çekerek, “Türkiye pamuktan vazgeçtiği zaman bu yıl bir milyon tondan fazla pamuk ithal edecek. Çiftçiye vermediğiniz o desteği, o parayı götürüp dışarıya verip pamuk ithal ediyorsunuz” uyarısında bulundu.
Muhammed Eren kimdir?
2002 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV ve Sinema Bölümü’nden mezun oldu. 2018 yılına kadar 19 yıl NTV Haber Merkezi’nde haber prodüktörü ve editör olarak çalıştı. Daha sonra Haber Global televizyonu ve Independent Türkçe internet sitesinde editör olarak görev yaptı. 2021 yılından bu yana İzmir’de serbest gazeteci olarak çalışıyor.
Proje hakkında
“Medya Özgürlüğüne Destek – Güçlü Dayanışma, Güçlü Medya” projesi Avrupa Birliği tarafından finanse edilmekte ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Gazeteciler Cemiyeti (GC) ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti (IGC) tarafından yürütülmektedir. Programın genel amacı, “Türkiye’de medya çoğulculuğunun ve özgür basının güçlendirilmesine” katkıda bulunmaktır.








