Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor

İSTANBUL (Medyascope, Cansu Acar) – Madencilik, enerji ve turizm için tahsis edilen orman arazisi miktarı 1970’ten bu yana 845 bin hektara ulaştı. Bunun yüzde 70’i AKP döneminde yapıldı. Türkiye’de yalnızca bir yılda iki İstanbul büyüklüğünde arazi, maden şirketlerine ihale edildi. Ordu’da mahkeme kararı beklenmeden yaylaya sondaj makineleri çıkarıldı. Hatay’da depremzedelerin zeytinlikleri, narenciye bahçeleri, tarım arazileri TOKİ inşaatlarına açıldı. Muğla’da orman, zeytin ve topraklar için mücadele yedi yıldır sürüyor. Üç farklı coğrafyada, üç farklı yöntemle çizilen bu tablo aslında tek bir soruya yanıt arıyor: Ekolojik sınırlar kimin için ve nasıl çiziliyor?

Haber özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Türkiye’de orman, meralar ve tarım arazileri madencilik ve enerji projelerine açılıyor; bu süreçte 845 bin hektar arazi tahsis edildi.
  • Son yıllarda maden ruhsatları ve ihalelerinde artış gözlemleniyor; 2025’te yalnızca 13 bin 378 maden ruhsatı verildi.
  • Maden Kanunu 1985’ten bu yana 32 kez değişti; bu değişiklikler ekosistem üzerinde olumsuz etkilere yol açıyor.
  • Ordu ve Muğla gibi bölgelerde tarım alanları ve doğal kaynaklar tehdit altında; fındık gibi ürünler, madenlerden daha fazla kazanç sağlıyor.
  • Orman alanlarının çıkarılması, çevresel tahribata ve ekolojik dengenin bozulmasına neden oluyor.

Türkiye’de ormanlar, meralar, tarım arazileri ve yaşam alanları; maden ruhsatları, acele kamulaştırmalar ve torba yasalarla sistematik biçimde şirketlere açılıyor. Bunu imkân veren mevzuat, son 20 yılda onlarca kez değiştirildi.

Bir yılda iki İstanbul

Türkiye’de yalnızca bir yıl içerisinde iki İstanbul büyüklüğünde arazi, maden şirketlerine satıldı. Şubat 2025 ile Şubat 2026 aralığında bu kadar büyük bir alan, sadece dört ayrı ilanla ihale edildi. Bu süreçte büyük çaplı ihalelere ek, küçük çaplı ihaleler de yapıldı.

Yalnızca 2025’te 4. grup madenlere 6 bin 662 işletme ve arama ruhsatı verildi. Bunların 3 bin 363’ü işletme ruhsatı. Ruhsatlar ormanlarla, tarım arazileriyle, su varlıklarıyla ve biyoçeşitliliği zengin arazilerle kesişiyor. Bir yılda ihaleyle satışa çıkarılan sahaların toplamı 1 milyon 160 bin hektarı geçiyor. Bu yalnızca dört ihaleyle satışa çıkarılan arazilerin toplamı.

Kamuoyuna ulaşana kadar geçen ihale süreçleri

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) sahaları madenlere açan ihale süreçlerini yürütüyor. İhale verilerine erişmek ve konumları anlamlandırmak yoğun bir çalışma gerektiriyor. Bu da halkın bölgesindeki ihalelerden geç haberdar olmasına neden oluyor.

Birçok noktada yurttaşlar, bu ihaleleri ancak izinler alınıp sondajlar başlayınca öğreniyor.

  • MAPEG’e göre; sadece 2025’te toplam 13 bin 378 adet maden ruhsatı verildi.
  • 2025’te işletme izni olan ruhsat sayısı 7 bin 615’ti.
  • 2020-2024 yıllarında ise bu sayı 4 binin üzerinde seyrediyordu.

Kanun 32 kez değişti

Maden ihalelerinde ve ruhsatlarda son yıllarda gözlenen bu artış, yönetmelik ve kanunlardaki değişikliklerle paralel ilerledi. Bu artışı destekleyen mevzuat değişikliklerinin başında 3213 No’lu Maden Kanunu geliyor. 1985’te yürürlüğe giren kanun, o günden bugüne 32 kez değişti. Bunun 28’ini AKP iktidarı yaptı.

Fatsa Doğa Çevre Derneği Başkan Yardımcısı ve TEMA Vakfı Çevre Politikaları Uzmanı Alaaddin Yılmazer, yabancı şirketlerin Türkiye’de madencilik yapmasına 1980 sonrasında Özal döneminde izin verildiğini anımsattı. 1992-98 yılları arasında Kanadalı Cominco başta olmak üzere birçok yabancı şirketin Giresun’dan Rize’ye kadar Karadeniz’de sondaj faaliyetleri yürüttüğünü aktaran Yılmazer, 2002 sonrasında bölgedeki madencilik faaliyetlerinin belirgin biçimde arttığını söyledi.

Süreci “üç dalga” olarak tanımlayan Yılmazer, “Üçüncü dalga 7554 sayılı yeni maden kanunuyla geliyor. Bu dalgayla artık meralar, tarım arazileri, ormanların hiçbirinin kıymeti kalmıyor” diyor.

Maden Kanunu’ndaki son değişiklik 24 Temmuz 2025’te “Talan Yasası” olarak bilinen kanun teklifiyle yapıldı. Teklifin altında AKP milletvekillerinin imzası vardı.

Bu son değişiklikle zeytinlikler, ormanlık araziler, tarım ve mera alanlarının korunması, maden şirketleri karşısında daha da güç hale getirildi. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerine katılım da zorlaştı.

Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor
Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor

“Unuttukları bir şey var: Halk”

TEMA Vakfı’nın raporu, kanunda yapılan her değişiklikle daha fazla alanın madenciliğe açıldığını ortaya koydu:

“Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’de; ormanlar, milli parklar, sit alanları, tarım alanları, su havzaları ve benzeri doğal ve kültürel zenginlikleri olan ve bu sebeple koruma altına alınmış alanların tamamı madencilik faaliyetlerine açıktır. Ülkemizde doğayı, tarım alanlarını ve kültürel varlıkları madencilik faaliyetlerine karşı kanun seviyesinde koruyan hiçbir koruma statüsü bulunmamaktadır.”

Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor
Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor

Türkiye Ormancılar Derneği Ordu-Giresun Bölge Temsilcisi Barış Sağra ise Orman Kanunu‘nda son 25 yılda 30’dan fazla değişiklik yapıldığını söyledi:

“Devleti yönetenler bağımsızlıklarını yitirdikleri için artık tamamen teslim olmuş durumdalar. Yabancılar artık elini kolunu sallayarak Türkiye’de her istedikleri noktada çok kolay bir şekilde maden arama iznine ulaşabiliyorlar. Ama unuttukları bir şey var, bu toprakların gerçek sahibi bu halk.”

30 yılda 77 bin “ÇED gerekli değil” kararı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verilerine göre;

  • 1993’ten 2023’e kadar 7 bin 437 ‘ÇED olumlu’ kararı verildi.
  • Aynı dönemde 77 bin 427 kez ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verildi.
  • Bu kararların yüzde 47’si petrol ve madencilik için verildi.
Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor
Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor

Madenciliği gayri safi yurtiçi hasıladaki payı yüzde 1’in altında

Madenciliğin gayri safi yurtiçi hasıladaki (GYSH) payı genel olarak yüzde 0,8 ile 1,4 arasında değişti. Bu oran, madencilik sektörünün GSYH içinde son sıralarda yer aldığını gösterdi.

Kaynak: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı

“Fındık, altından daha fazla kazandırıyor”

İstanbul’daki Ordulu STK’ların 5 Mayıs’ta yaptığı basın açıklamasında Ordu’nun yıllık ortalama 200-250 bin ton fındık üretimiyle dünya fındığının yüzde 20-30’unu karşıladığı, 2,5 milyar dolarlık Türkiye ham fındık ihracatının yaklaşık 1 milyar dolarını tek başına ürettiği hatırlatıldı.

Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor
Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor

TEMA Vakfı Çevre Politikaları Uzmanı Alaaddin Yılmazer, madenciliğin kamu yararı iddiasını bölgede yapılan fındık üretimine değinerek yanıtladı. “Fındık, altın madeninden daha fazla kazandırıyor” diyen Yılmazer, fındıkta 10 yaşındaki çocuktan 70 yaşındaki teyzeye kadar herkesin üretime katıldığını, madencilikte ise ortalama 50 köylünün istihdam edildiğini belirtti ve ekledi:

“Bu çok büyük bir aldatmaca.”

Sadece fındık değil…

Yılmazer, Ordu’nun madenciliğe karşı kaybedeceklerinin fındıkla sınırlı olmadığını söyledi. Türkiye’nin en büyük bal üreticisi konumundaki Ordu’da yıllık milyonlarca dolarlık bal geliri elde edildiğini aktaran Yılmazer, maden tesislerinin hemen dibindeki alanlarda kovanların söndüğünü belirtti.

Bölgenin 200 bin yıllık doğal ormanlarına dikkat çeken Yılmazer, “Karadeniz, Amazonlarla kıyaslanabilecek el değmemiş bir orman yapısına sahip. Aynı zamanda Türkiye’nin en zengin su havzalarından birini oluşturuyor” dedi.

Rekor ihracat, ruhsatlı topraklar

Zeytinde de tablo benzer. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2024 verilerine göre;

  • Muğla, Türkiye’nin yağlık zeytin üretiminde yüzde 14,2’lik payla ikinci sırada yer alıyor.
  • Hatay ise hem yağlık hem sofralık zeytinde önemli üretici iller arasında.
  • Yağlık zeytin üretiminde ise her iki şehir de ilk onda yer alıyor.

Ege İhracatçı Birlikleri’nin açıklamasına göre; Türkiye’nin sofralık zeytin ihracatı, 2024/25 sezonunda 255 milyon dolarla yeni bir rekora imza attı.

Bu üretimin önemli bir bölümü Akdeniz ve Ege kıyılarındaki zeytinliklerden geliyor. Tam da maden ruhsatları ve acele kamulaştırmaların hedef aldığı coğrafyadan.

Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor

“Bu bir mülksüzleştirme projesi”

Alaaddin Yılmazer, tüm bu tabloyu tek bir kavramla özetliyor:

“Bu aslında, bir mülksüzleştirme projesi. 50 kişinin maaşına karşılık 400 hanenin bütün gelirinden vazgeçmesi talep ediliyor. Oradaki gelirin tek bir patrona, tek bir şirkete devredilmesi böyle bir şey. Toplum kazanmıyor. Üstelik ağır metal kirliliğini gidermek için altın madeninin kazandığı tüm parayı yatırsanız yetmez. Arseniğiydi, cıvasıydı, kurşunuydu… Temizlenmiyor topraklar.”

Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor

İstanbul’dan daha büyük bir alan

Maden ve enerji şirketlerine açılan orman alanları ise ekolojik koridorların kaybolmasına, doğa tahribatına yol açan bir diğer önemli sorun. Ormanlarda yangınların çok ötesinde bir tahribat yaratıyor.

Ormancılık Politikası Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan Atmış tarafından kaleme alınan TMMOB’un Birlik Haberleri Dergisi’nde yayınlanan “Yangın Dosyası II”ye göre;

  • 2014-2022 arasında ÇED olumlu kararı alan enerji projelerinin yüzde 73’ü ve madencilik projelerinin yüzde 65’i orman alanlarında gerçekleşti.
  • Enerji projelerinin toplam alanının yüzde 34’ü, madencilik projelerinin yüzde 31’i ormanlarda yer alıyor.
  • 2004’te 7 bin 368 hektarlık alana ormancılık amacı dışında izin verilirken bu sayı 2024’te 23 bin 53 hektara çıktı.
  • Yirmi yılda izinler üç katın da üzerine çıktı.
  • 2004-2024 arasında toplam ormancılık amacı dışında izin verilen alan 593 bin 176 hektarı geçiyor. Bu İstanbul’dan daha büyük bir alan demek.

Çalışmaya göre 2012-2020 arasında yaklaşık 24 bin orman yangınında 87 bin hektar alan zarar görürken; aynı dönemde maden, turizm ve enerji projeleri için 342 bin hektar orman alanı yapılaşmaya açıldı:

“Yani halkın dikkatini yangınlar kadar çekmese bile her yıl yanan orman alanlarının 4 katı miktarındaki orman alanı bu tür tahsislerle önce işgal, sonra da yok edilmektedir.”

Verilere göre tablo, halk arasında “Dumansız Yangın” olarak adlandırılan süreci özetliyor: Her yıl yangınlar nedeniyle ortalama 9 bin 704 hektar alan kaybedilirken, resmi izinlerle projelere açılan orman alanı yıllık ortalama 38 bin 94 hektara ulaşıyor.

Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor

Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) 2008 ve 2019 raporlarındaki veriler de ülke ormanlarının hızla parçalandığını gösteriyor:

  • 2008’de 10 hektardan küçük orman parçası sayısı 55 bin 484 iken 2019’da yüzde 118 artışla 120 bin 789’a ulaştı.
  • Bin hektardan büyük orman alanlarının sayısı ise yüzde 16 azaldı.

Öte yandan OGM’nin 2019’daki raporunda, ekolojik koridor uygulamasının ne kadar sınırlı olduğu da belirtiliyor. Bu da biyolojik çeşitliğin ve yaban hayatının korunmadığını gösteriyor.

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi’nden Prof. Dr. Doğanay Tolunay da “Orman sınırları dışına çıkartılacak alanlar, hiç öyle ‘ekolojik koridorlar var mıdır?’, ‘burada herhangi bir yaban hayatının göç yolları var mıdır?’ ‘biyolojik çeşitlilik açısından önemli midir’ şeklinde bir inceleme maalesef yapılmadan orman sınırları dışına çıkartılıyor” diyor.

“Rantı yüksek her yer, bir gecede orman dışına çıkarılabilir”

2020’den sonra yangınların yaklaşık yedi kat arttığını belirten Prof. Dr. Atmış, bunun sebeplerini bütçe kısıtlılığı, ormanların madencilik ve enerji tahsisleriyle yangın riskine açık hale getirilmesi ve yönetimdeki bozukluk olarak sıralıyor.

Orman dışına çıkarmanın iki koldan ilerlediğini belirten Atmış, şunları söylüyor:

“İlki, 1973-74’ten beri uygulanan 2/B maddesi. Bu yolla bugüne kadar 662 bin hektar alan orman dışına çıkarıldı. Bu miktarın çok büyük kısmı AKP döneminde gerçekleşti. Asıl büyük tehlike 2018’de çıkan ve anayasaya aykırı olan Ek 16. maddedir. Ek 16’nın tehlikesi ucu açık olmasıdır; rantı yüksek her yer Cumhurbaşkanı kararıyla bir gecede orman dışına çıkarılabilir.”

Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor
Bir yılda madene ihale edilen sahalar. Link üzerinden Google Earth’te haritaya erişebilir, renkli alanlara tıklayarak detaylı bilgi edinebilirsiniz.

“Orman arazi tahsisleri 845 bin hektara ulaştı”

Enerji, turizm ve madenciliğe tahsis edilen orman arazisinin toplam büyüklüğünün 845 bin hektara ulaştığını ortaya koyan Atmış, şunları dile getiriyor:

“Bu, tüm ormanlarımızın yüzde 3,16’sı demek. Bu tahsislerin yüzde 70’i (593 bin hektar) 2002’den sonra, yani AKP döneminde yapıldı. Son 12 yılda bu tahsisler yıllık ortalama 35 bin hektara çıktı.”

Orman rehabilitasyonlarının kâğıt üzerinde kaldığını belirten Atmış, “Bir kestik, beş dikeceğiz’ söylemi uygulamada yoktur. Şirketler belli bir para ödeyip sahadan çekiliyor, sorumluluğu OGM’ye bırakıyorlar” diyor.

Prof. Dr. Doğanay Tolunay da maden sektörüyle ekoloji alanında disiplinlerin farkından kaynaklanan çeşitli bakış açıları olduğunu hem teorik hem de pratikte rehabilitasyonların farklı anlamlara geldiğini, uygulamaların çeşitlilik gösterdiğini ifade ediyor. Kamuoyunda ise rehabilitasyon genel olarak yeniden ormanlaştırma anlamına geliyor.

Prof. Dr. Tolunay, şirketlerin rehabilitasyon için MAPEG’e ödemesi gereken çevre uyum teminatlarının oldukça düşük olduğunu, şirketlerin bu parayı gözden çıkarma eğiliminde olduğunu söylüyor.

Prof. Dr. Tolunay açık ocak işletmeciliğinde, maden sahası rehabilitasyonunda, maden işletilen bölgeyi arazinin doğal eğimine göre düzeltmek gibi işlemleri yapmadan bıraktıklarını belirtiyor.

Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor
Ordu, Muğla, Hatay: Toprağın asıl sahibi topraksız kalıyor

“Orman varlığımız sürekli azalıyor”

Orman alanlarındaki rakamsal artışın sebebinin ağaçlandırma değil göç olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Atmış ise şu tespiti yapıyor:

“Arazileri savunacak insan kalmadı. Sahipsiz kalan yerler hep maden arazisi oldu. OGM’nin ise ormanlarını korumak gibi bir derdi yok. 2005’te 13 milyon metreküp olan odun üretimi 2021’de 32 milyon metreküpe çıktı.”

Barış Sağra da bu tabloyu bir banka hesabına benzeterek anlatıyor:

“Paranız var, bankaya yatırdınız, faiziyle geçineceksiniz. Orman ürünlerinin kullanımı da böyle olmalı. Ama biz ana parayı tüketmeye başladık.”

Türkiye’de 23 milyon hektarlık orman alanı olduğunu ancak kesimlerin yalnızca 9 milyon hektarlık verimli orman üzerinden yapıldığını, rakamlarla oynandığını belirten Sağra, “Sürekli orman varlığımız azalıyor” diyor.

Müteahhitlere devredilen ormanlar

Önceden orman köylüsü tarafından yürütülen kesim ve bakım işlemlerinin artık müteahhitlere devredildiğini söyleyen Sağra, sonucu şöyle özetliyor:

“Müteahhide yüzde 10-15 oranında gençleştirme çalışması yetkisi veriyorsunuz, bakıyorsunuz ormanın yüzde 50’sini kesip talan etmiş. 30 bin lira maaş verdiğiniz sözleşmeli mühendislerle bu sistemi kontrol etme şansınız zaten yok. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Yönetimsel bir değişiklik olmazsa önümüz karanlık.”

  • Tüm bu tablo Ordu’da bir yaylada, Muğla’da bir ormanda, Hatay’da bir tarım arazisinde ne anlama geliyor? İkinci bölümde…

Cansu Acar kimdir?

Marmara Üniversitesi Gazetecilik mezunu.  Özellikle Akbelen Ormanı’ndaki ekokırım direnişini (2023), Erzincan İliç’teki maden felaketini (2024-2025) ve deprem sonrası Hatay’daki mülksüzleştirme süreçlerini (2025-2026) kayıt altına aldı.


Proje hakkında

Medya Özgürlüğüne Destek – Güçlü Dayanışma, Güçlü Medya” projesi Avrupa Birliği tarafından finanse edilmekte ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Gazeteciler Cemiyeti (GC) ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti (IGC) tarafından yürütülmektedir. Programın genel amacı, “Türkiye’de medya çoğulculuğunun ve özgür basının güçlendirilmesine” katkıda bulunmaktır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş