Bülent Somay yazdı: YENİ Parti de bitti, şimdi ne yapacağız?

Hemen itiraf edeyim, bu başlığı siz merak edin de en az birkaç paragraf okuyun diye attım. İnternet çağının sevimsiz tabiriyle “click-bait”, yani idare edecek bir Türkçe çeviriyle “tık tuzağı”.

Uzunca bir süredir yazamıyordum. Bir nedeni sağlık: İki göz ameliyatı sonrası ekrana bir süre pek bakmamam tavsiye edilmişti. Ama o “bir süre” geçtikten sonra da, son bir-iki haftadır, “Dur, bir bekleyeyim, ne olacak!” diye yazmayı erteledim. İyi de etmişim. YENİ Parti’nin kuruluşu hakkında iki çift laf etseydim, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne verilen oylardan sonra yapılan “derin” yorumlar üzerine ne diyeceğimi şaşırırdım herhalde. Şimdi daha sakin bir kafayla, o kadar da “derin” olmayan birkaç yorum yapabilirim.

Bülent Somay yazdı: YENİ Parti de bitti, şimdi ne yapacağız?

Durum şu: Kuruluşundan hemen sonra yapılan kamuoyu araştırmalarının sonuçları, YENİ Parti’nin, kuruluşundan önce yapılan spekülatif, “ya şöyle olursa” araştırmalarının hiç de gerisinde kalmadı. YENİ Parti (o meşum oylamadan hemen önce) %33-34 aralığına yerleşmiş gibi görünüyordu. AKP’ye ortalama 4-5 puanlık bir fark atıyor, Kılıçdaroğlu CHP’sini baraj altında bırakıyordu. Son açıklanan dört araştırmada YENİ Parti ile AKP arasındaki fark daha da açıldı. Bunların içinde özellikle MetroPoll araştırmasında, YENİ Parti oyu (kararsızlar ve protesto oylar dağıtıldıktan sonra) %39,5 seviyesine çıkarak AKP’ye 11 puan, AKP+MHP’ye ise 5,5 puan fark attı. Protesto oyların dağıtılmasının genellikle yanlış sonuçlar verebileceğine inanıyorum: dolayısıyla protesto oyu “geçersiz oy” olarak kabul edip yeni bir hesap yapmayı denedim. Ancak o zaman bile, YENİ Parti’nin oyu %36,2 olarak hesaplanıyor, ama AKP ile arasındaki fark gene 9,5 puanın, AKP+MHP ile arasındaki fark ise 5 puanın altına inmiyor.

Ancak galiba “zamanlama” diye ciddi bir sorun var. YENİ Parti’nin kurulur kurulmaz karşısına çıkarılan ve Türkiye’nin Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana en önemli sorunuymuş gibi ortaya atılan yasa teklifi ortalığı karıştırdı. Birileri bu yasayı demokrasiye giden yolun ilk adımı olarak lanse ederken, diğerleri de asırlık bir ihanet metni olduğunu iddia etti. Böylece, taptaze bir partinin önünde de imkânsız bir yol ayrımı beliriverdi: Ya yasaya “evet” diyerek birileri tarafından üniter devlete ve millete ihanetle suçlanacaklardı, ya da “hayır” diyerek başka birileri tarafından hem “Kürt düşmanı” olarak yaftalanacak, hem de terörün sona ermesine, barışa ve demokrasiye açılan yola karşı çıkmakla suçlanacaklardı.

Kuşkusuz bu açmazın temelinde, birkaç yıldır yürütülmekte olan sürecin ve onun ardında yatan pazarlıkların haddinden fazla önemsenmesi yatıyor. Soralım: Bu yasa Türkiye sınırları içinde yaşayan Kürtlerin kimlik, kültür ve aidiyet sorunlarının çözümüne dair en küçük bir çözüm sunuyor mu? Hayır, içinde bu sorunlara dair tek bir kelime bile yok. Bu yasa otoriterleşmekte, giderek totaliterleşmekte olan Türkiye politik yapısına bir “demokratikleşme” açılımı getiriyor mu? Hayır, bu sorunun yakınından bile geçmiyor. Bu yasa bir “savaşı” sona mı erdiriyor? Hayır, o savaş fiilen (Türkiye sınırları içinde) bitmişti zaten. Bu yasanın yaptığı tek şey, sona ermiş olan bir savaşın bitişini resmileştirmek, savaşan taraflardan birinin savaştan vazgeçtiğini resmen açıklamasını talep etmek, artık savaşmayacağını vadeden tarafın mensuplarının barış koşullarında kaderlerinin ne olacağını da hükme bağlamak. Böyle bakıldığında da ne demokratikleşmeyle bir ilintisi var, ne “Kürt Sorunu”na bir çözüm öneriyor, ne de “üniter devlet” denilen şeyin yapısına yönelik bir tehdit oluşturuyor. Epeyce sınırlı bir “Af” yasasıyla, örneklerini daha önce de gördüğümüz bir pişmanlık yasası arasında bir yerde duruyor bu yasa. Tek farkı, bunun ardından başka adımların da geleceğini bekleyen Kürt politik hareketinin geniş desteğini almış olması. Sadece DEM Parti’nin ve Abdullah Öcalan’ın değil, Selahattin Demirtaş’ın da desteği var yasaya. Bu özelliğiyle de öyle canhıraş bir “Hayır!”ı hiç hak etmiyor. Devamı gelmediğinde kazandıracağı pek fazla bir şey yok, ama kaybettireceği bir şey de yok.

Bülent Somay yazdı: YENİ Parti de bitti, şimdi ne yapacağız?

Şöyle düşünelim: PKK tabii ki sorunun kendisi değildi; çok daha köklü bir sorunun bir semptomuydu. Eğer PKK sadece bir semptom idiyse, sadece PKK’nin silahsızlandırılarak feshedilmesi, eski mensuplarının da kademeli bir biçimde toplumsal hayata dönmelerinin sağlanması, sorunun esasına dokunmayacaktır. Sorunun esasında ise gecikmiş kapitalistleşme, ulus-devlet fikrinin “dış kaynaklardan” alınıp alelacele uygulamaya konulması, milliyetçi ideolojinin ihtiyaç hasıl olduğu için hızla ve derme çatma bir şekilde “oluşturulması” yatar. Tüm bunlar bir araya geldiğinde ise ortaya bugün “Kürt Sorunu” denilen şey çıkmıştır, ki bu sorun ne bir tek yasayla, ne yasalarla, ne de pazarlıklarla çözülebilir. Gerçek bir çözüm için önce sorunun varlığının kabul edilip adının doğru konulması, sonra da bu konuda geniş çaplı bir toplumsal tartışmanın başlatılması, bu yolla geniş bir mutabakatın sağlanması gerekir. Şu anda meclisten geçen yasa, böyle bir sürecin ilk adımı bile değil. Ancak, sürgünde yaşamak ya da hayatlarını Irak, Suriye ve İran’daki kamplarda kurmak zorunda kalan, veya daha da beteri, yıllardır hapiste çürüyen binlerce insan için kısa vadede bir deva olabilir kuşkusuz. O yüzden ne bu yasaya “Evet!” demek vatana ihanettir, ne de “Hayır!” demek bu süreçten kendisi için çeşitli faydalar devşirmeyi planlayan iktidarın hesaplarını etkili bir şekilde bozabilir.

Bence iktidarın bu hesaplarının en önemlisi, “semptomun kendisini” bir an önce gidererek barış güvercini kılığına girmek, ama o semptomla birlikte gelen güvenlik söylemini, ihanet anlatısını, “yardım ve yataklık” ve “iltisaklı” bahanelerini olduğu gibi bırakmak – çünkü bunlar her devir için “kullanışlı” bahaneler. Böylece de iktidara yakın isimler arasında neden “Demirtaş serbest kalacak mı?” konusunda bir ağız birliği olmadığını da anlayabiliyoruz: Çünkü Demirtaş bu semptomun bir parçasından ibaret değildi; semptom ortadan kalktığında da kaybolup gitmeyecek. Tersine toplumun birçok farklı kesiminde kazandığı destek ve sempati sayesinde, esas sorunun çözümüne işaret etmeye devam edecek. Bu ise iktidarın şu andaki hesaplarını bozar.

Bu yüzden MHP’den kopan üç görece küçük milliyetçi/ırkçı partinin (İYİ Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Parti) yasaya şiddetle karşı çıkmaları, bu yasanın yeterince “demokratik” olmamasından değil, tabanlarını konsolide etmek için iyi bir fırsat oluşturmasından. İtirazlarının yasayı engelleyemeyeceğini, hatta mecliste biraz zayıf görünmesini bile sağlayamayacağını bildikleri için, ağızlarına geleni söyleyerek, ihanet, Sevr ve millî birliğe yönelik tehdit öcülerini dile getirerek, kendi tutucu/milliyetçi tabanlarını konsolide etmeye çalışıyorlar: herhalde kısmen de başarılı olmuşlardır bu gayretlerinde. CHP’den geriye kalan “partinin” de yasaya destek vermesi normal kabul edilmeli herhalde; kendilerine hediye edilen partinin bedelini bir şekilde ödemeleri gerekiyordu zaten.

Bülent Somay yazdı: YENİ Parti de bitti, şimdi ne yapacağız?
Bülent Somay yazdı: YENİ Parti de bitti, şimdi ne yapacağız?

Bütün bu tartışmalarda önemli olan YENİ Parti’nin ne yapacağı idi kuşkusuz: Kuruluşunun hemen ardından, daha örgütlenmesini bile tamamlamadan böyle bir “ölümcül” tercih zorunluluğuyla karşılaşmak, her partinin korkulu rüyasıdır. Ama bence Özgür Özel bu oyunu olabilecek en az hasarla atlatmayı bildi. Tavrını “Evet!”ten yana belirleyerek yasanın getireceği bazı iyileştirmelere itirazı olmadığını, ancak grubunu serbest bırakarak da bu tercihi hayati önemde görmediğini açıkça ortaya koydu. Dolayısıyla, olası bir Cumhurbaşkanı seçiminde (en azından ikinci turda) Kürt oylarını büyük ölçüde kaybetmemiş oldu, ama olası bir Milletvekili seçiminde zaten DEM’e gidecek oya da talip olmadı. Tersine, YENİ Parti Milletvekillerinin çoğunun “Hayır!” demesi, böyle bir seçimde tutucu/milliyetçi/Kemalist cenahtan kaybedeceği oyu da minimuma indirdi.

Bülent Somay yazdı: YENİ Parti de bitti, şimdi ne yapacağız?
Bülent Somay yazdı: YENİ Parti de bitti, şimdi ne yapacağız?

Genellikle iki düşman kampın ikisinden de aynı şiddette eleştiri alıyorsanız, bu doğru bir şey yapmakta olduğunuza işaret eder. YENİ Parti’nin 54 milletvekili “Hayır!” dediği için, “İşte YENİ Parti başlamadan bitti, bir daha Kürtlerden oy alamaz!” diyenlerle, Özgür Özel ve yönetim kademesi “Evet!” dediği için “İşte YENİ Parti başlamadan bitti, bir daha Kemalistlerden, milliyetçilerden oy alamaz!” diyenlerin üslubu hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde birbirine benziyor. Ama bunların hepsi bir bardak suda kopartılan fırtınadan ibaret. Son kamuoyu araştırmalarında %34-38 bandına oturan YENİ Parti, bu “şiddetli” eleştiriler sonucu muhtemelen önümüzdeki birkaç hafta içinde 3-4 puan kadar geriler, yıl sonuna doğru da eski yerine döner. Kısacası, su akar, yatağını bulur.

Tam yazıyı bitirdiğimi sanıyordum ki, Meclis kürsüsünden “İhanet! Şerefsiz! Bebek Katili!” diye esip savuran İYİ Parti milletvekili Ömer Karakaş’ın AKP’ye geçtiğini duydum haberlerde. Son cümlemi tekrar söyleyeyim: Su akar, yatağını bulur.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş