Burak Karataş yazdı: Ayvaz kasap hep bir hesap

Kısaca “internet medyası” denilip geçilen serkeşlik âleminde oradan oraya seğirten haber kılıklı magazin notlarını okuyor musunuz?

Halkımız bu kıtırları çok ciddiye alıyor… Sözgelimi serserinin biri, “bugün yıl bitimine 42 gün kaldı” diye çiziktiriyor, bu sırada bir başkası da “bugün yıl bitimine 55 gün kaldı” buyuruyor… Bizim aklıevveller de kalayı basıp ciddiye almamak dururken, tam ters bir yol tutup bunları yazanlara kızıyorlar: Bizi niye kandırıyorsun hemşerim?

Sülün Osman, “alan olduğu müddetçe ben bu Galata Köprüsü’nü satarım amirim” demişti. (Nitekim görüyoruz ki zaman geçtikçe değişen yalnızca Sülünlerin isimleri!..)

Necip Türk matbuatı birkaç gündür “fon muhabbetiyle” çalkalanıyor. Merhum Özal’dan bu yana unuttukları “fon” kelimesine yeniden uyanmanın şehvetiyle, “yandım Allah” türküsü çığıran yurttaşlarımıza karşı uyarılarda bulunanlar belirdi.

Bunlar genelde, “okuyucu mektuplarını koluna dolayan Şahabettin abiniz diyor ki, ulan bana bakın fon yöneticisi olacak taş arabaları, verin aziz milletimin yastıkaltı birikimini, yoksa gelirim oraya o makbuz defterini sizin…” şeklinde serzenişler olarak ayyuka çıktılar. Ara ara “bankacı dostlarıyla ödeme planının nasıl olacağını” tartışan refiklerimize bile rastladık.

Zaten insanın hayatta bir bankacı, bir avukat, bir de gazeteci dostu olmadıktan sonra yaşamanın ne zevki var, öyle değil mi kardeş?

Eskiden bu arkadaşları “ciddi yüzlü” gazetelerde de okuyabilirdiniz ya (daha doğrusu, okur gibi yapıp sayfalara ve resimlere bakardınız hızlı hızlı)… Şimdi devir değişti, sersemlik teknolojik hale geldi.

Gazeteciler bir yana, ne idüğü belirsiz herifin biri çıkıp iki kelam lütfediyor, bu açıklama beş dakika içinde “sanal âlemde” epey gürültü koparıyor, dışarıya çıkıp sokağa bakıyorsun, gılırına takan olmamış!

Korkunç bir “kendini kandırma” hâli.

Bir zamanlar bu, birtakım ideolojiler çerçevesinde olurdu ve de beylik laflar sarf edilerek yapılırdı.

Her vilayette, kendi kavlince “ağır oturup molla dedirten” birileri bulunur. Genelde el etek öptürür, taşra kökenli cühela takımı nezdinde itibar sahibi olurlar… Yersen.

Eskiden üniversite sayısı da azdı tabii, oralarda yuvalanırlardı, vay efendim Devrimci Gençlik Örgütü, Türk Gençliğinin Öz Gücü, Milli ve Mukaddesatçı Talebeler (öğrenci değil ha!), estek köstek.

Burak Karataş yazdı: Ayvaz kasap hep bir hesap
Burak Karataş yazdı: Ayvaz kasap hep bir hesap

Ben en çok “kırlardan mı şehirlere, şehirlerden mi kırlara” ahmaklığını severim… Bunu tartışan ve şimdilerde yaşı yetmiş olduğu halde işi bitmemiş olan kimi ağabeylerimiz, ille çay içerler, işçiyle hemhal olmak adına Birinci cıgarası kullanırlar, mutlaka ve mutlaka her yere yürüyerek, “tabanvay” ile giderler, karıya kıza -haşa- kem gözle bakmazlar, bakacakları zaman da ille devrim nikâhı kıyarlar, yeşil parka giyerler (Amerikan PX’den alınma!) “kameriye” demeye dilleri dönmediği için “kamelya” derler ve, Cumhuriyet Gazetesi’ni “bir bayrak gibi” açarak okudukları gerekçesiyle faşistlerden bir araba dolusu dayak yerlerdi.

Aralarında, ‘daaevrimci gülmez arkadaş, şaka yapmaz, eğlenmez, daaevrimcinin kız arkadaşı olmaz, daaevrimci viski içmez” falan diyen ipten kazıktan kurtulma yaratıklar da bulunuyordu.

Hani lafa her zaman “bir yerde…” diye başlayan, “Türkiyaa, emperyalist baskın altında komprador burjuvazinin sömürgesi haline getirilmiş bir ülke olup halkın yükselen çığlığının zincirlerini kırması sayesinde kitle çizgisinin günbegün ilerlediği…” diye de devam eden sarkık bıyıklı Istalinciler.

Hani, görevinin Türk solunu bozmak ve yozlaştırmak olduğu söylenen ne idüğü fevkalade “belli” bir ihtiyarın ve eşinin (sakar taksi şoförü, onu kurtarmak için “savaşım veren” doktor hanıma “abla, kağıtlarını unuttun, abla!..” diye seslenmeseydi, yakın tarihimiz nasıl şekillenirdi?) emir ve direktifleri doğrultusunda, Aybar’a ve parlamentoda onbeş mebusla temsil edilen legal sosyalist partiye burun kıvıran Yemliha alayı…

Bu, güya ilericisi.

Sağcı ahmaklar da “şamanizme mi dönelim, yoksa İslam dininde mi ısrar edelim” şeklinde çok çağdaş bir bölünme yaşadılar.

Ara ara iktidara geliveren ve mason olduğunu da sağır sultanın bile bildiği bir başbakanın devrinde, “bu ne yaman çelişki anne” türküsünü söylemeden kadrolaşmaya baktılar. Arka çıktıkları cemaatler onları en hassas yerlerinden sokuverince, onca burun kıvırdıkları Kemalistlerin devletine sıkı sıkıya sarılmak zorunda kaldılar, kendilerini inkar ettiler, dün ak dediklerine bugün kara demek zorunda kaldılar!

Demokrasi otobüsüne binmeden evvel bunu bir Yahudi oyunu olarak kabul edenler, işlerini de Hz. Peygamber’in öğüdü doğrultusunda, “meşveretle” çözmek zorunda kalınca Hanya’yı da Konya’yı da gördüler ama buna pek ısınabildikleri söylenemez.

Şimdilerde, onların partilerinden olmayan belediye reislerini zor kullanarak kendi partilerine kaydediyorlar ve bunu büyük bir başarıymış gibi yaldızlamaya çalışıyorlar!

Milliyetçi hareket eden arkadaşlar da, bir zamanlar Lefkoşa’dan komşum Albay Türkeş’in “dokuz ışık” falan gibi zırvalarını koyuverdiler gitti vallahi… Ne savunduklarını bilemiyorlar, liderleri ne dese ona “eyvallah” demekten rüzgargülüne döndüler, “ulan belki ileride bunlarla da ittifak yaparız” diye düşünüp ona buna hakaret etmekten de vazgeçtiler sanırım.

Biz onların, “başbuğsuz ilk kurultaylarını” da biliriz… Dedem Korkut boy boylamış, soy soylamıştı, ve birileri “kürsüyü yıkın” diye bas bas bağırıyordu.

Pek temukraaatik bir süreçti canım, mahkeme kararıyla koltuğuna kavuşan liderlerini o zaman seçmişlerdi, sonra iktidara da geldiler… Hakları başbakanlıktı, Ecevit’e bir jest yaparak onu başbakan yaptılar, centilmenlik gösterdiler, hatırlatması ve kutlaması bizden.

Rahşan Hanım da “biz bu katillerle ittifak mı yapacağız şimdi Bülent?” diye sormuştu, o da susunca ortalık mayna olmuştu vallahi…

Gerçi başarılı bir sınav veremediler ve baraj altı kaldılar… Şimdi, yeni bir sınav vermedeler. Bakalım seçimlerde nasıl bir sonuç alacaklar?

Ayvaz kasap hep bir hesap

Anadolu’dan bağrından kopup gelen tunç yüzlü delikanlıların gazıyla haybeden mütefekkirlik eden ihtiyarların zımni akıl hocalığında yüzdürüyorlar işlerini… Geçen defa da, Allah rahmet eylesin, Halit Kakınç ağabeyimizden epey yararlanmışlardı.

Fakat düzey düşmüş… Halit ağabeyin “ağzı Susurluk ayranından yanmış” tuğlacı politikacılarla pek bir alakası yoktur. Kendisine saygı gösteren adama da saygı gösterir, pek pek okuduğu okulu falan sorar, burnunu anlamadığı necasetlere karıştırıp da rezil kepaze olmaz.

Kimileri de iktidar olmuşlar amma kültürel olaraktan olmamışlar ya, halen “acaba başörtüsünün üstüne peruk taksam günah sayılır mı sayın hocam” düzeyinde tepişip duruyorlar…

Bu saydıklarımın önderliğinde Türkiye, ekonomik açıdan bir dünya devi olacak, siyasal açıdan yepyeni devrimler yaparak herkesleri etkileyecek, Ortadoğu’nun “ersatz” ağabeyi, Balkanların ağır abisi olacak, Çin ve Rusya’yla “kahpe Batı’ya başkaldırıp” Amerika’yla “yeni nizamın parlayan yıldızı” olacak, bu arada fırsat mırsat olursa Avrupa Birliği’ne de girecek.

Beklenti bu.

Evvela paranızı dolandırıcılardan sakınmayı öğrenin de, istim arkadan gelsin.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş