Burak Karataş yazdı: Öp Baba’nın elini…

Çoğulcu demokrasinin ülkemizdeki serüveni, değme aksiyon filmlerine taş çıkartacak bir kelekliktedir doğrusu… Tanzimat Osmanlısı’ndan bu yana demokrasi meselesini seçim sandığıyla özdeş gören cennet parçası memleketimizde, ne hikmetse o sandığın demokrasi düşmanları için çare kabul edildiği korkunç zamanlar da idrak edilmiştir.

Bu bakımdan, bir zamanlar bizim Bab-ı Ali’de sıkça tartışma konusu edilen “Sovyet demokrasileri” veya “hür dünya demokrasileri” gibi kavramların yanına bir yenisini daha eklemek lüzumunu duyuyoruz: “İnci Baba demokrasileri”…

Öp Baba’nın elini
Burak Karataş yazdı: Öp Baba’nın elini…

Siz İnci Baba’yı tanımıyor musunuz yoksa? Ayıp.

Kendisi uzun seneler Ankara’da icra-yı faaliyet eyleyen bir virtüöz olup “gece silâhlı, gündüz külahlı” takımına mensuptur. Halk arasında “Baba” namıyla maruf Dolaksızoğlu Süleyman Sami’ye duyduğu derin sevgiyle bilinir. Hatta, bir keresinde ona yönelik sevgisini, “seni sevmeyenin anasını avradını…” gibilerden veciz bir cümleyle de ortaya koymuştu.

İnci Baba, seksenli yılların darbe sonrası manzarasında, soğuk savaş artıklığının çöplüğünde başkalaşan yeni bir insan türünün sokaklara yansıttığı terörü ve dehşeti en iyi simgeleyenler arasından sayılabilir.

“Mafia Allaturca” da diyebilirsiniz.

Panterleri de epey meşhurdu…

Urfalı Pavarotti namıyla maruf türkücümüzden sonra, o yöreden çıkan en mümtaz şahsiyettir desek azıcık mübalağa etmiş olur muyuz? Sanmıyorum. Güneş görmüş yarasaları andırır bir suratı, genizden gelen boğuk bir sesi, yaprak sarması kalibresindeki parmaklarını sarıp sarmalayan enteresan yüzükleri vardır.

Kendi ifadesine göre, “belki heykeli dikilecektir ama (kendisi) göremeyecektir“… Ne yazık ki, hür dünya rejimleri arasında kendisine eşsiz bir yer tayin etmiş olan demokrasimiz, herhalde benzeri bir heykeli İsmet Paşa için dikmiş ve hevesini almış olduğundan, bu vasiyeti yerine getirememiş, böylece bizim gibi hamiyyetli vatan evlatlarına da “vatanın bağrına düşman dayadı hançerini/yokmuş kurtaracak bahtı kara maderini” dizelerini hüzünle terennüm etme faslı kalmıştır.

İnci Baba, 12 Eylül sonrası tutuklandığı günlerde mahkemeye çıktığında yapmıştı bu açıklamayı… Peki, başka ne demişti? “Devlet büyükleri bize şans versin, ne adam olduğumuzu gösterelim” demişti. Demek ki daha önceleri başka devlet büyüklerinden epey şans görmüşler, ne adam olduklarını kamuoyuna göstermişlerdi.

O günleri hatırlayanların aklına midelerinin bulantısından başka bir şey gelmiyor nedense…

Bülent Ecevit’in deyimiyle “fırkacı fıkra yazarları” tarafından ”solcu molcu” ilan edilen İnci Baba, (Dündar Bey de kitap okuduğu için sosyalist olmuştu) aynı mahkeme salonunda şu tarihi beyanlarda bulunmuştur: “Biz çocukken Amerika süt tozu, pantalon, kilot, ciklet ve domuz eti yardımı yaptı. Bunlar çoğumuzu kısır etti. Allahımı inkâr edeyim, bu et ve sütler var ya, Marşal yardımı diye gönderilen, hepsinin içinde kısırlaştırma şeyi var…”

Burak Karataş yazdı: Öp Baba’nın elini…

Görüyorsunuz, tarihi gerçekliklerin gün gelince ortaya çıkmak gibi bir huyu var işte(!)…

Fakat salim arkadaş, hemen ardından su koyuveriyor: “Biz Amerika’nın gerçek dostuyuz. Bizim güzel beyinlerimizi almayı bıraksın… (…) Teknoloji versin… Büyük askeri yardım versin… Dostumuz isen niye süt tozu veriyorsun? Niye birtakım karışık yağlar veriyorsun?”

Doğru. Mesela Amerika Birleşik Devletleri, her iki cenaha da birbirlerini öldürmeleri için aynı fabrikalardan, aynı kasalardan çıkma aynı marka silahlar verebilir Türkiye’ye, ve birileri o silahların aracılığını üstlenip bundan para kazanabilirler. Buna karşı gelmek, vatan-millet-Sakarya-Adapazarı-Düzce-Hendek karşıtlığı, yani en ağır hıyanet sayılmalı. Herhalde o arkadaşları müsait bir vakitte de Moskova’ya, Saint-Petersburg’a, ne bileyim yahu, Yekaterinburg’a falan yollamalı.

İnci Baba merhumun anlayışı bana mahkeme karşısında, ”ne pezevenkliği kardeşim, şurada namusumuzla kadın pazarlıyoruz” diyen bir muhabbet tellalını anımsattı.

Malum Baba, aynı mahkeme salonunda şunları da demiş: “Ben yüksek tahsilliyim. Milletvekili olarak memlekete hizmet etmek isterim. Ama Sayın Aldıkaçtı (Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Orhan Aldıkaçtı), ihalelerde dümen yapanların milletvekili olmalarını önleyen bir madde koydurdu. Şimdi bu hizmetten mahrum kaldım. Neye elimi atsam boş çıkıyor.”

Ülkeye hizmet aşkıyla yanıp tutuşan Maşuk Baba, “gerekirse gidip ASALA’nın liderini alıp geleyim…” buyurmuş. Bunların elleri kolları uzundur. Bulur mu bulur alimallah…

Rahmetli Cemal Hakkı’yı Bursa sokaklarında tekme tokat yerlere yıkanlar, sürükleyenler de aynı kişilerdir, Genelkurmay Başkanı sıfatıyla yüzlerce kişilik infaz listeleri hazırlayıp İsmet Paşa’nın parlamento salonunda “eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz” diye bas bas bağırması üzerine kızara bozara listelerini uygun bir çekmeceye sokanlar da…

Jack London’ın Demir Ökçe isimli dandik kitabını yasaklayanlar, Morrison firmasıyla akçeli işlere kalkışıp “defacto” girişimlerle devrilince şapkasını vestiyerden alıp gidenler, Tahtakale yaranıyla iş tutarak trilyonlarca lirayı sömürge haline getirdikleri iç pazarda hiç edenler, hazineyi yetmiş sente muhtaç hale getirip pişmiş kelle misali sırıtanlar…

Onların devrinde, Meclis’te “Nâzım en büyük şairimizdir” diyen parlamenterlerin dokunulmazlığı kaldırılıyor ve Çaykovski dinleyenler komünist diye tutuklanıyorlardı.

Büyük tiyatro sanatçısı bir hanımı Sağmalcılar Cezaevi’ne atmışlardı, “dersini vermek için”, tiyatrosuna aldığı bir düzine çay bardağı kaçak eşya sayıldığından… O hanımı ihbar eden kişi, tiyatrodaki bir başka hanım sanatçıya sarkıntılık eden bir erkekti, büyük sanatçımız ona haddini bildirdiği için hapsi boylamıştı…

Doğu Beyazıt’a kadar gidip tiyatro oynamanın ödülü buydu işte.

Burak Karataş yazdı: Öp Baba’nın elini…

Çok sonraları, kısaca “İnci Baba avanesi” deyip geçebileceğimiz Süleyman Bey takımı, siyasi haklarına karşı konulan kısıtlamalara tepki gösteriyorlarken, Mehmet Nabi İnciler ne demişti, biliyor musunuz?

“Evet çıkarsa beş yüz dul kadını evlendirip bir o kadar da yoksul çocuğu sünnet ettireceğim…”

Bir garip kördöğüşüdür bu… Nerelerden nerelere geldiğimizi, bugünlerin hangi günlerden geçtiğini unutmamak gerekir bizce…

O zaman da “hayır” denmeliydi, bugün de hayır denmeli.

Böylelikle “Baba”ların anası da mendil arayıp bulamamalı…

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş