Sorel Dağıstanlı yazdı: Ali Şekeroğlu “susun” diye canına kıymadı

Ali Şekeroğlu kendini öldürdü.

Geçinemeyen emeklilerden biriydi o. 25 emekli örgütünün ülke çapında düzenlediği eylemlere katıldı. Gitmeden önce sosyal medyasından yayınladığı mesajında; “Sen yoksan bir kişi eksik olacak, ben gelmesem ne olur deme…” diye yazdı. Herkesi eyleme çağırdı. Eylem alanında yeni doğan torununa bir altın dahi takamadığını söyledi. Yıllarını, hayatını bu devlete hizmet ederek geçirmiş bir polis memuru emeklisiydi o. “Para için değil, onurumuz için” dedi ve tetiğe bastı. Artık aramızda değil.

Peki sonra ne oldu? Eylemi düzenleyen emekli örgütleri, basın açıklamasını bile yapmadı, eylemleri sona erdirdi. Bu mu! Bir insan canına kıydı, daha fazla bağırmak, daha fazla haykırmak için daha ne olması gerekiyor? Yaşamına ‘sizler üzülün de yas tutun’ diye son vermedi Ali Şekeroğlu. Adaletsizliğe, çaresizliğe, eşitsizliğe daha fazla dayanamadığı için o tetiğe bastı. Duyuramadığı sesi, çığlığı onu bu noktaya sürükledi ve sizler onun sesini ölümünde bir kez daha kalın duvarların arkasına hapsettiniz.

Sendikalar nerede, STK’lar nerede, siyasi partiler nerede?

Afili cümlelerle tepki göstermek, sadece bir basın toplantısına konu etmek neyi değiştirecek? Bir emekli daha aynı kaderi yaşayana kadar izinli basın toplantısı yapıp, iktidarı kınayıp, dağılacak mısınız yine?

Ali Şekeroğlu öldü, canına kıydı. Sizlerin çözemediği sorunlar yüzünden. Vatandaşın tepkisini izinli basın toplantıları ile söndürerek mi hak arıyorsunuz?

Tepkim cidden artık iktidara değil. Zira artık sözde tepkiler bile iktidarın iktidarda kalması için veriliyor. Toplumun gazını alacak iki slogan, bir basın toplantısı, sıkıcı cümleler, iki alkış… Hadi herkes eve. Ne sonuç aldınız bugüne kadar, neyi değiştirdiniz, nasıl bir yaptırımınız oldu? “E ne diyorsun, ne yapalım?” diye sorabilirsiniz tabii. İspanya’ya bakın ne yapıyorlar? Madrid’de 87 yaşında bir kadın, 70 yıldır oturduğu evinden kirasını ödeyemedi diye polis tarafından tahliye edildi.

Sokaklar binlerce insanla doldu. Çünkü onlar biliyor, bugün o kadına yapılan yarın herkese yapılabilir. Bu kişisel bir mesele değil. Bu iktidarların yönetim şekli. Kendilerinin seçtiği iktidarların hoyratça davranmasına izin vermiyorlar.

Evet, bizde belki bu demokratik hakkı kullanma şansı kaçtı. O trenden iktidar çoktan indi. Bu hakkı kullanmak isteyen kim olursa olsun; evi basılıyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. İtibar suikastına maruz kalıyor, işinden oluyor. Ama bu toprakların geçmişinde sonuç alınan birçok hak arayışı var. Hem de sıkıyönetim şartları altında. Örneğin; 1976 DGM Direnişi.

DİSK’in Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne karşı başlattığı yaygın iş bırakmalar ve binlerce kişilik protestolar ciddi bir siyasi baskı yarattı. DGM düzenlemesi hayata geçirilemedi.

Ali Şekeroğlu, Ali Şekeroğlu
Sorel Dağıstanlı yazdı: Ali Şekeroğlu “susun” diye canına kıymadı

15-16 Haziran 1970

Binlerce işçi iktidarın hedeflediği sendikal düzenlemeye karşı protestolar yaptı. Kitlesel yürüyüşler düzenlendi. Dönemin hükümeti geri çekilmedi, üstüne bir de sıkıyönetim ilan etti. Ama işçiler yılmadı ve değişikliklerin tartışmalı hükümleri daha sonraki yargısal süreçte ortadan kaldırıldı. Bunda da kitlesel gösterilerin yarattığı siyasi baskı etkili oldu.

Sadece iki örnek. Meşhur bir film var: “V for Vendetta”.

Filmde geçen bir cümle her şeyi özetliyor aslında. Kahraman şöyle diyor:

“Halklar hükümetlerden korkmamalı, hükümetler halktan korkmalı.”

Korkuyorlar da. Bu yüzden en tabii anayasal haklar yasaklanıyor. Bu yüzden sesini çıkaran, itiraz eden gözaltına alınıyor, bu yüzden sosyal medya hesapları engelleniyor. İktidar halktan korkuyor ama ilginç olan halk da iktidardan korkuyor. Kendi gücünü halka hatırlatacak olanlar ise bir basın toplantısı, afili cümleler ile dolu kınama ve izinli oturma eylemleri ile gücü sönümlüyor.


Geçtiğimiz hafta “Narin Güran cinayeti ve borsa skandalı” başlıklı yazıma tepki gösterenler oldu. Elbette tepki gösterilir, buna da saygı duyulur. Ama yazının ne anlattığına bakmadan ya da anlamadan, başlık üzerinden verilen tepkiler başka bir anlam taşır.

borsa skandalı, Ali Şekeroğlu
Sorel Dağıstanlı yazdı: Ali Şekeroğlu “susun” diye canına kıymadı

Yazıda birden fazla kez vurguladığım gibi, küçük bir kız çocuğunun vahşice katledilmesi ve büyük bir yolsuzluğu elbette eşitlemedim. Birbirinden tamamen farklı olaylar. Ama onları bir yazıda buluşturan nedenin, ülkenin yönetim şeklinden kaynaklanan sorunlar olduğunu anlattım. Buna rağmen özellikle siyaset yapan kişilerin yazıyı bambaşka yerlere çekerek tepki göstermesini anlamak mümkün değil.

Kapanmış bir dosya, verilmiş cezalar elbette hatırlatılacak. Bir gerçekliği yazmak, onu savunmak ya da savunmamak anlamına gelmez. Ayrıca hiçbir siyasetçi de bir gazeteciye nasıl yazı yazacağını, hangi bağlam üzerinden yorum yapacağını öğretemez. Hiçbir gazetecinin siyasetçilere siyaset yapma dersi veremeyeceği gibi. Hele de bunu yapanlar muhalif siyasetçi olursa.

O zaman siz de mi iktidarınızda gazetecileri; haberleri, yorumları üzerinden hedef gösterip, şikâyet edeceksiniz? Narin’i yazı okunsun, okuyucunu dikkatini çeksin diye konu ettiğimi iddia edecek kadar vicdansız olmak ancak kötü niyetle açıklanır. Devreye giren o kötü niyetin altında da başka niyetler aranır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş