İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, çözüm sürecinde Alevilerin yaşadığı endişelere dikkat çekerek Kürtler ve Alevilerin ayrışmasının üçüncü şahısların işine yarayacağını söyledi.
Gazeteci Ruşen Çakır, “Kürtler ve Aleviler: Yollar birleşecek mi?” başlıklı yayınında, Kürt hareketi ile Aleviler arasındaki ilişkiyi ve çözüm sürecinin Aleviler açısından yarattığı soru işaretlerini değerlendirdi. Alevilerin sürecin kendilerini kapsamadığı, hatta aleyhlerine sonuçlar doğurabileceği endişesi taşıdığını belirten Çakır, Kürtler ve Alevilerin ayrışmasının “üçüncü şahısların işine yarayacağını” söyledi.
Çakır, değerlendirmesine son dönemde bazı Alevi aydınların Abdullah Öcalan’a atfedilen “İdris-i Bitlisi-Yavuz Selim ittifakı” sözlerine yönelik tepkileriyle başlayan tartışmayı hatırlatarak başladı. Kürt hareketinden ilk etapta sert tepkiler geldiğini, ancak daha sonra Öcalan’ın bu sözleri kastetmediği yönünde açıklamalar yapıldığını aktaran Çakır, buna rağmen Aleviler açısından ortada ciddi bir sorun bulunduğunu söyledi.

“Aleviler sürecin kendilerini kapsadığını düşünmüyor”
Çakır’a göre temel sorun, Alevilerin mevcut sürecin kendilerini kapsamadığını düşünmesi. Özellikle iktidardaki Sünni perspektif ile Öcalan’ın geçmişteki bazı söylemlerinin Alevilerde rahatsızlık yarattığını belirten Çakır, Kürt hareketinin tarihsel olarak Alevilerle ilişkisine de dikkat çekti. Hareketin ilk dönemlerinden itibaren Alevi Kürtlerin yanı sıra Kürt olmayan Alevilerin de örgüt içerisinde yer aldığını söyleyen Çakır, zamanla özellikle Dersim’den gelen Alevi gençlerin hareket içerisindeki ağırlığının arttığını ifade etti.
Silahlı mücadelenin sona ermesi ve siyasetin yasal zemine taşınması ihtimalinin yeni ittifakları gündeme getireceğini belirten Çakır, bu süreçte Alevilere yönelik söylemlerin önem kazanacağını söyledi. Çakır, Kürt hareketinin gelen tepkilerin ardından kendisine çeki düzen vermek zorunda kaldığını ancak Alevilerin hâlâ tam anlamıyla ikna olduğunu söylemenin mümkün olmadığını kaydetti.
“Alevilerin kendi güçlerini ortaya koyması gerekiyor”
Türkiye’de kimlikleri nedeniyle sorun yaşayan en önemli iki grubun Kürtler ve Aleviler olduğunu vurgulayan Çakır, bu iki kesimin yan yana durmasının her iki tarafın da yararına olacağını söyledi. Buna karşılık ayrışmanın ve karşı karşıya gelmenin zemininin bulunduğunu belirtti.
Çakır, siyasi iktidarın Alevilerin kimliklerini özgürce yaşayabilmelerini sağlayacak kapsamlı adımlar atmasının gerçekçi olmadığını savundu. Alevilerin farklılıklarını büyük ölçüde aşarak ortak bir hareket oluşturması ve yeniden yapılanan Türkiye’de kendi güçleriyle müzakere masasında yer alması gerektiğini ifade etti. Bunun belirli bir Alevi partisinin kurulması anlamına gelmediğini belirten Çakır, mevcut Alevi federasyonları ve yapıların ise yeterince güçlü bir sivil toplum ve baskı gücü oluşturamadığını söyledi.
Çakır ayrıca Öcalan’ın Alevilere yönelik çağrılarının tek başına yeterli olmayacağını belirterek, özellikle Suriye’de yaşanan gelişmelerin Alevilerdeki endişeyi artırdığını söyledi. Bu endişelerin giderilmesinde esas aktörün Alevilerin kendisi olduğunu vurgulayan Çakır, mevcut süreçte Alevilerin büyük ölçüde yalnız kaldığını ifade etti.
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
“Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar.
Başlığa bakınca kimileri ‘‘yollar zaten ayrı değil’’ diyecektir ama Kürtlerle Alevilerin yollarının birlikte, birleşik olduğunu söylemek bana fazla zorlama geliyor. Daha yeni 9 kişiyle bir yayın dizisi yaptım. Bunlar Alevilerin içerisinde değişik pozisyonlara sahip, değişik görüşlere sahip birtakım kanaat önderleri diyelim. Bunun nedeni neydi? Bir Alevi bildirisi kaleme alındı bir grup Alevi aydını tarafından. Abdullah Öcalan’a atfedilen İdris-i Bitlisi-Yavuz Selim ittifakının günümüze taşınması sözlerinden duydukları rahatsızlığı dile getirmişlerdi ve bu bir tartışmaya yol açtı. Tepkiler geldi. Kürt hareketinden tepkiler geldi. İlk tepkiler biraz sertti, biraz değil fazlasıyla sert ve dışlayıcıydı. Hatta “Ne alakası var, size ne oluyor?” şeklinde tavırlar da vardı ama sonra işin ciddiyeti fark edilince frene basıldı. ‘‘Öcalan öyle demedi, onu kastetmedi’’den ‘‘Bizim zaten Alevilerle aramızda hiçbir ayrı gayrı yok, aslında biz bir Alevi hareketiyiz’’ demeye kadar vardı. Ama ortada bir sorun olduğu kesin. O sorun da Alevilerin şu anda yaşanmakta olan sürecin kendilerini kapsadığını düşünmemeleri, hatta bir anlamda kendilerinin aleyhine olma ihtimali. Burada çok basit bir akıl yürütme var. O da iktidara hâkim olan, özellikle AKP’de hâkim olan Sünni perspektif ve Öcalan’ın da bunu bir şekilde teşvik eden birtakım söylemleri ki yıllar önceki ilk çözüm sürecindeki Nevruz mesajında da benzer şeyler vardı ve yine Alevilerde bir rahatsızlık yaratmıştı.
Şunu bir kere tespit etmek lazım; başından itibaren Öcalan’ın liderliğindeki hareket Alevilerle birlikte başladı. İlk andan itibaren o hareketin içerisinde Alevi olan Kürtler de vardı, hatta Kürt olmayan Aleviler de vardı. Ama Alevi olan Kürtlerin sayısı her geçen gün iyice arttı. Özellikle Dersim bölgesindeki TİKKO ağırlığının PKK’ya doğru kaymasıyla birlikte oradan gelen zaten politize olmuş olan gençlerin PKK’ya yönelimi ile birlikte bu giderek arttı. Fakat bu hiçbir zaman örgütün perspektifinde belirleyici bir şey olmadı. Zaten aslında şu da var: Örgütte Sünni perspektif de yoktu, çoğunluk Sünni kökenli olsa da. Örgüt uzun bir süre din dışı, hatta din karşıtıymış gibi görünen bir örgüttü. Fakat 90’lı yıllarda özellikle Hizbullah’la yaşanan çatışmaların ardından Sünni kesimleri kazanmaya yönelik bir açılım başladı. İçinde bir İslami hareket ayağı oluştu ama Öcalan aynı zamanda Kürt hareketi içerisinde bir Alevi ayağı da, bir örgütlenmesi de yarattı. Onların hepsine belli ölçülerde bir güç atfetti ama esas olan kendi perspektifiydi.
Fakat artık zaman değişti, çok şey değişti ve en önemlisi silah devreden çıkıyor. Silah devreden çıkacak, daha başarılmadı ama başarılması söz konusu ve iş tamamen yasal siyaset alanına taşınacak ve burada saflar yeniden şekillenecek. Bu şekillenen saflarda kim kimlerle yan yana duracak ya da karşı karşıya duracak? İşte bu tartışma söz konusu. Öcalan’ın dile getirdiği “demokratik cumhuriyet” hareketi perspektifinde herkese yer var teorik olarak ama önemli olan o kesimlerin sözcülerine ya da o kesimlerin tabanına hitap edecek söylemlerin ne derece gelişeceği ve gelişmeyeceği. Şu hâliyle bakıldığı zaman Alevilik konusunda çok da dikkatli olmadıkları ortaya çıkıyor. Ama gelen tepkilerden sonra kendilerine bir çekidüzen vermeye gitmek zorunda kaldılar. Fakat hâlâ Alevilerin tam olarak ikna olduğunu söylemek mümkün değil. Benim gördüğüm kadarıyla birlikte hareket etmek isteyen birtakım Aleviler var. Hâlâ DEM Parti içerisinde yer alan, yeni kurulması söz konusu olan ya da DEM’in dönüştürüleceği partide yer alacaklar da var ama büyük bir kesimin buna ihtiyatlı yaklaştığını söylemek mümkün. Zaten herkesin dahil olması diye bir şey gerekmiyor ama oraya bir şekilde destek verip vermeyeceği önemli. Bu desteğin değişik yolları var. Mesela seçimlerde bu partinin adayına oy verip vermeyecekleri de bazı bölgelerde önemli olabilecek.
Ama esas önemli olan husus şu: Türkiye’de kimlikleri nedeniyle sorun yaşayan grupların en önemlileri, bir kere öncelikle Kürtler ve Aleviler. Bunu unutmamak lazım. Bunların yan yana durması her zaman için her iki tarafın da lehine bir durum. Eğer birbirleriyle kopar, ayrışırlarsa bu hep üçüncü şahısların işine yarayacak. Şu hâliyle benim gördüğüm kadarıyla bu ayrışmanın zemini var. Karşı karşıya gelmenin zemini var. Özellikle bu bildiriyi Alevilere karşı çok da fazla sempatik olmayan ama süreç karşıtı olan bazı kesimlerin sahiplenmiş olması da bunu bize gösteriyor. Ve burada şunu özellikle vurgulamak lazım: Siyasi iktidarın Alevileri kapsayacak, onların önünü açacak, onların kimliklerini istedikleri gibi yaşamasına zemin hazırlayacak çıkışlar yapmasını beklemek hiç gerçekçi değil. En son kurdukları Alevilikle ilgili birimin de Aleviliği bir alana sıkıştırmayı hedeflediği ortada ve zaten tabandan da herhangi bir şekilde bir destek, ilgi bulamıyor. Daha önceki Alevi açılımında bir umut olmuştu ama kısa bir süre içerisinde başladığı gibi bitti. Bu da Alevilere dert olmuştu.
Burada en önemli husus bence, olmasının herkes için hayırlı olacağı husus, Alevilerin kendi içlerindeki farklılıkları vesaire – ki çok var, birbirinden çok farklı Alevi perspektifleri var – büyük ölçüde aşarak birlikte bir hareket oluşturmaları ve bu hareketin de önümüzdeki süreçte, yani şu çözüm süreci ile beraber yeniden yapılanması söz konusu olan Türkiye’de kendi güçlerini koyarak müzakereye dâhil olmaları. Yoksa AKP üzerinden, DEM Parti üzerinden, CHP ya da YENİ Parti üzerinden kendi meramlarını anlatma ve birtakım kazanımlar elde etme işleri çok kolay olmayacak. Bundan kastım bir zamanlar yaşandığı gibi Türkiye Birlik Partisi gibi bir Alevi partisi kurmaları değil. Var olan birtakım federasyonlar var, yapılar var ama bu yapılar çok zayıf ve bu yapılar çok ciddi bir sivil toplum oluşturamıyorlar, bir baskı gücü oluşturamıyorlar. Esas kastettiğim bu ve bu anlamda da bu hareketin Kürt hareketine karşı belli bir mesafede olması aslında Kürt hareketinin de lehine olabilecek bir şey.
Şunu tekrar vurgulamak istiyorum: Kürtlerin, Abdullah Öcalan’ın Alevilere birtakım, ne denir, barış dalları uzatmak, onların birtakım taleplerini sözlü olarak dile getirmeleri tek başına yeterli değil çünkü ortada bir endişe var. Alevilerin haklı bir endişesi var. Bölgede yaşananlar, Suriye’de yaşananlara baktığınızda iyice kendini gösteren haklı bir endişesi var ve bu anlamda o endişelerini gidermenin esas aktörü kendileri. Bu tartışmanın böyle bir şeye yaraması, bunun kapısını açması iyi olur ama şu hâliyle baktığımız zaman bu süreçte Alevilerin büyük ölçüde yalnız kaldığı ve hem başkaları tarafından sahiplenme hem de birbirlerini sahiplenme konusunda çok sorunlu olduğunu, sorun yaşadığını söylemek gerekir.
Bugün bir yazardan bahsetmek istiyorum. Az yazdı, çok çevirdi, öyle söyleyelim. Tezer Özlü’den bahsediyorum. Aslında Demir Özlü’yü düşünüyordum ama Demir Özlü’ye bakınca Tezer Özlü’yü gördüm ve önceliği ona verdim. Demir Özlü’nün küçük kardeşi, bir de arada yine yazar çevirmen olan Sezer Duru var. Onların arasında en az belki sözü edilen, edebiyat alanında en az üreten belki de ama çok iz bırakan birisi Tezer Özlü. “Çocukluğun Soğuk Geceleri” romanıyla esas olarak bilindi daha çok, onun dışında öyküleri var Tezer Özlü’nün. Öyküleri var ve çevirileri var. Bir de onun çok önemli “Hakkâri’de Bir Mevsim”, Ferit Edgü’nün romanı biliyorsunuz, onun filme çevrilmesinde çok ciddi bir katkısı var. Malum kendisi o tarihlerde filmin yönetmeni Erden Kıral’la evliydi. Bir müddet evli kaldılar, bir de çocukları oldu ama Tezer Özlü daha sonra Türkiye dışında bir hayat, yeni bir hayat seçti. Daha çok Avrupa’da yaşadı ve erken bir yaşta, 42 yaşında, 1986’da 42 yaşında hayatını kaybetti. O kadar sene olmuş, yani tam 40 yıl önce kaybetmişiz Tezer Özlü’yü. Kendisini saygıyla anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.“








