İSTANBUL (Medyascope) – Kaşif Kozinoğlu’nun hapishanedeki ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında “kasten öldürme” suçundan tutuklanan eski MİT mensubu Enver Altaylı, zapta geçirilmeyen ifadesinde Necip Hablemitoğlu cinayetinden ve “gizli” olduğu öne sürülen ve içeriğindeki iddiaların MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın doğrulamadığı mektuptan bahsetti.

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin, “kasten öldürme”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma” ile “2937 sayılı yasaya muhalefet” suçlarından başlattığı soruşturmada, yeni operasyonlar yapıldı.
Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin 2012’de verilen takipsizlik kararının 26 Ağustos 2026’da kaldırılmasının ardından soruşturma başlatılmıştı.
Ergenekon soruşturmasında, 2011’de tutuklu bulunduğu Silivri 1 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yaşamını yitiren Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin açılan soruşturmada, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) kapsamında yargılandığı davada hükümlü olan eski MİT mensubu Enver Altaylı “kasten öldürmeye azmettirme” suçundan 22 Eylül’de tutuklandı.
Sincan F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü bulunan 82 yaşındaki Enver Altaylı, hem kızı hem avukatı olan Dilara Yılmaz’a haber verilmeden, Kozinoğlu soruşturması kapsamında Ankara’dan İstanbul’a sevk edildi. Avukat Yılmaz’a göre seyahat etmesinin uygun olmadığı yönündeki doktor raporuna rağmen İstanbul’a getirilen Altaylı’nın, “şüpheli” sıfatıyla Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ifadesi alındı.
Altaylı, aşama aşama hedef alındığını savundu
2017’den bu yana hapishanede olan Enver Altaylı savcılık ifadesinde, ifade işleminin başında “yorgun” olduğunu belirterek ifadesinin ertesi gün alınmasını istedi. Yaklaşık 83 yaşında olduğunu ve dokuz yıldır cezaevinde bulunduğunu belirten Altaylı, buna rağmen İstanbul’a getirildiğini söyledi. İfadeyi alan savcı, Altaylı’nın talebini kabul etmedi.
Altaylı, Kozinoğlu’nu tanımadığını ve dosyanın temelini oluşturan, içerisinde “etkisizleştirilmesi gerekir” ifadesinin geçtiği mektupların kendisine ait olmadığını söyledi. 15 Temmuz-16 Eylül 2026 arasındaki dönemde adının geçtiği yüzlerce haber ve yayın bulunduğunu, yalnızca 15 Ağustos-16 Eylül arasında 85 video yayını tespit edildiğini söyleyen Altaylı, aşama aşama hedef alındığını savundu.
Söz konusu yayınların önemli bölümünün kendisini Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünün faili gibi gösterdiğini savunan Altaylı, henüz dosyanın şüphelisi değilken kendisi hakkında “dosyaya dahil edilmeli” şeklinde haberler yapıldığını, ardından “suikaste giden yol”, “Gladyo cinayetleri Altaylı’da kesişiyor” ve “cinayetlerdeki Altaylı izi” başlıklarının kullanıldığını hatırlattı.
Bilirkişinin “içeriğinde oynama var” dediği dijitalde ortaya çıkan mektup soruldu
İfadeyi alan savcı, Enver Altaylı’ya, Fethullah Gülen’e gönderildiği iddia edilen “Muhteremefendim” diye başlayan Kaşif Kozinoğlu için “Bu adam hizmet elemanlarını hedef gösteriyor. Bu kişinin etkisizleştirilmesi gerekir” denildiği öne sürülen mektubu sordu. Altaylı, böyle bir mektup yazmadığını söyledi.
Mektupların bulunduğu dijital materyallerin güvenilirliğine ilişkin itirazlarını dile getiren Altaylı, dosyaya uzman görüşü sunan Koray Peksayar’ın kendi dijital materyallerini de incelediğini belirtti. Altaylı, Peksayar’ın incelemesinde, Kozinoğlu dosyası bakımından söz konusu mektupların bulunduğu dijital materyallerde “oynanma” ve “delil bütünlüğü sorunu” tespit edildiğini söyledi.
“MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı iddiaları doğrulamadı”
Enver Altaylı’nın avukatı Dilara Yılmaz, “Bu soruşturma 15 yıl önce meydana gelmiş bir ölüm hakkında yürütülüyor. Müvekkilim zaten devletin elinde yüksek güvenlikli cezaevinde. 82 yaşında hasta ve seyahat edemez raporu bulunan bir şahsın bu derece acil biçimde alınmasını gerektiren yeni delil nedir?” diye sordu.
Yılmaz, müvekkilinin ifade sırasında sözünün kesildiğini, söylediklerinin tutanağa geçirilmediğini bu nedenle Enver Altaylı’nın hazırladığı 20 sayfalık yazılı ifadeyi sözlü olarak sunmak yerine dosyaya yazılı olarak teslim etmek zorunda kaldıklarını belirtti.
Avukat Yılmaz, soruşturmanın 15 yıl önce meydana gelen bir ölümle ilgili olduğunu hatırlatarak, dosyada kullanılan mektupların yeni olmadığını söyledi. Yılmaz, “Yeni olan mektup değil. Yeni olan bilirkişi bulgusu değil. Yeni olan yalnızca medyada bu metne yüklenen anlam” diyerek, müvekkilinin Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin daha önce herhangi bir şüpheyle karşılaşmadığını hatırlattı.
“Yıllardır bilinen aynı metinler nasıl oldu da 2026 yılında birdenbire infaz emri haline geldi” diyen Yılmaz, mektup içeriğinde 20 MİT mensubu ve yedi general hakkındaki iddiaların resmi kurumlara sorulduğunu, MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın iddiaları doğrulamadığını söyledi. Yılmaz, Özbekistan’daki okullara ilişkin anlatımların da Kaşif Kozinoğlu’nun kendi savunmasıyla çeliştiğine dikkat çekti.
9 yıldır hapishanede olan Altaylı, “kaçma ve saklanma” gerekçesiyle tutuklandı
Tutuklama talebiyle Silivri Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen Enver Altaylı, savcılık aşamasında verdiği ifadeleri tekrarladı. Altaylı, haftalardır kendisi üzerinden bir kampanya yürütüldüğünü öne sürerek, yaklaşık 83 yaşında olduğunu ve dokuz yıldır cezaevinde bulunduğunu söyledi. Altaylı, medyadaki haberlerin kendisini Kozinoğlu’nun ölümünün faili gibi gösterdiğini savundu. Enver Altaylı, Kozinoğlu’na ilişkin mektupların bulunduğu dijital materyaller bakımından “oynanma ve delil bütünlüğü sorunu” tespit edildiğini tekrarladı.
Silivri Sulh Ceza Hakimliği, “kaçma, saklanma ve kaçtığı veya saklandığı takdirde firari olarak dosyayı sürüncemede bırakacağı” iddiasıyla dokuz yıldır Sincan F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan Enver Altaylı’nın, “kasten öldürme” suçundan tutuklanmasına karar verdi.
Enver Altaylı savcılığa sunduğu ifadede ne dedi?
Medyascope, Enver Altaylı’nın avukatı Dilara Yılmaz’ın “müvekkilimin ifadesi kesildi” denilen ve savcılığa yazılı olarak sunulan ifadenin tam metnine ulaştı.
El konulan dijital materyallerin ilk adli kopyalarının haftalar sonra oluşturulduğunu belirten Enver Altaylı, savunma bilirkişisi Koray Peksayar’ın da delillerin bütünlüğü konusunda sorunlar tespit ettiğini ifade etti.
Altaylı, el konulduktan sonra cihazlarda veri hareketliliği bulunduğunu savunarak, kendi telefonuna gözaltında bulunduğu sırada Sait Ahıska’dan bir mesaj geldiğini ve bu mesajın cihazın alınmasından 35 gün sonra kayıtlara girdiğini belirtti. Altaylı ayrıca, polis memuru Abdülkadir Türkyılmaz’ın 29 Ağustos 2017 tarihli raporunda, dijital belgelerin olağan adli inceleme sürecinden önce içeriklerine ilişkin değerlendirmeler bulunduğunu ileri sürdü. Bu nedenle dijital materyallere sonradan müdahale edildiği iddiasını gündeme getirdi.
Altaylı, dijital delillere ilişkin itirazlarının yanı sıra soruşturma kapsamında kendisine atfedilen mektupların içeriğinde de çelişkiler bulunduğunu savundu.
İlk olarak, kendisinin Kozinoğlu’nu ABD ve CIA karşıtı olduğu için hedef aldığı yönündeki iddia ile kendisine atfedilen bir mektuptaki “Kaşif Kozinoğlu CIA ile yakın ilişki içindedir” ifadesinin birbiriyle bağdaşmadığını söyledi.
Altaylı ikinci olarak, mektupta, Kozinoğlu’nun Özbekistan’daki Fethullah Gülen okullarının kapatılmasında önemli bir rol oynadığının yazıldığını belirtti. Altaylı, Kozinoğlu’nun daha önceki savunmasında okulların kendisi Özbekistan’a gitmeden önce kapatıldığını söylediğini aktardı. Enver Altaylı, bu nedenle söz konusu ifadenin de kendisine ait olduğunun kabul edilmesi halinde dahi ciddi bir çelişki barındırdığını savundu.
Üçüncü olarak, mektuplarda 20 MİT mensubunun ve yedi generalin yakın takibe alındığı yönündeki ifadeleri gündeme getirdi. Altaylı, soruşturma makamlarının MİT ve Genelkurmay Başkanlığı’na yaptığı başvurulara verilen yanıtlarda bu iddiaları doğrulayan kayıt bulunmadığını belirtti.
Dördüncü başlık ise Necip Hablemitoğlu cinayeti oldu. Altaylı, kendisine atfedilen mektupta Hablemitoğlu’nun başka bir “malum çete” tarafından öldürüldüğünün yazıldığını belirterek, bunun kendisinin cinayetin failleriyle birlikte hareket ettiği yönündeki soruşturma yaklaşımıyla çeliştiğini ileri sürdü.
Enver Altaylı zapta geçirilmeyen ifadesinde şunları söyledi:
Bir de Necip Hablemitoğlu meselesi var. Bugün benim Hablemitoğlu cinayetindeki suçlama teorim nedir?
Deniliyor ki Fethullah Gülen yapılanması Hablemitoğlu’ndan rahatsızdı. Ben de Gülen ve bu yapıyla birlikte hareket ederek cinayetin içinde yer aldım.Yani yine aynı mantık.
Gülen’in menfaati var. Enver Altaylı onunla birlikte hareket ediyor. Hedefte bu kez Kozinoğlu değil, Necip Hablemitoğlu var. Peki bana ait olduğunu söylediğiniz o gizli mektupta ne yazıyor? Aynen şu: “Necip Hablemitoğlu cinayetinin akabinde temasta olduğum kardeşimize cinayetin bu malum çete tarafından işlendiğini söylemiştim.”
Devamında da: “Benim teşkilatın dışındaki birisi olarak sahip olduğum bu bilgi ve fazlasına elbette Şenkal Atasagun ve Kaşif Kozinoğlu gibi ortakları da sahipti. Fakat görevlerini yapmadılar, suç işlediler.”
Şimdi Sayın Savcı, bunu bana birisi anlatsın. İddiaya göre bu mektubu ben doğrudan Fethullah Gülen’e yazıyorum. Gizli bir mektup. Ben ve Gülen, Hablemitoğlu cinayetini beraber planlamışız.
Sonra ben kalkıyorum, kimsenin görmeyeceğini düşündüğüm gizli mektupta suç ortağıma (!) “Hablemitoğlu’nu başka bir çete öldürdü” diyorum. Üstelik bununla da kalmıyorum.
“Cinayetin hemen akabinde bunu başka bir kardeşimize de söyledim” diyorum.
Bir de suç ortağıma (!) Hablemitoğlu cinayetinden bir hukuksuzluk ve kötü bir fiil olarak bahsediyorum.
Bu nasıl suç ortaklığı?
Eğer cinayeti ben ve mektubun muhatabı birlikte işlemişsek, gizli yazışmamızda birbirimize neden başka bir fail hikâyesi anlatıyoruz?
Kime karşı tiyatro oynuyoruz? 2017 yılında mektubu polis bulacak diye mi 2008-2009 yılında, yıllar öncesinden senaryo yazmışım?
Bunu iddia eden varsa ispatlasın.
Ama aynı metni bir taraftan “Bakın, Enver Altaylı ile Gülen’in ne kadar gizli ilişkisi var” diye gerçek ve samimi bir özel yazışma kabul edip, metnin sizin suçlama teorinizi darmadağın eden bölümüne gelince “Herhalde orada yalan söylüyordu” denilemez. Bu delil değerlendirmesi değildir.
Bu önce sonucu kabul edip, sonuca uyan cümleyi delil sayıp uymayan cümleyi çöpe atmaktır. Sayın Savcı, hadi diyelim ki bütün söylediklerimi bir tarafa bıraktınız. Bilirkişi raporlarını dikkate almadınız. Dijital materyallerdeki bütün bu gariplikleri dikkate almadınız. Mektupların kendi içindeki çelişkilerini de dikkate almadınız.
Ve hâlâ “Bu mektubu Enver Altaylı yazdı” demek istiyorsunuz. Peki. O zaman mektubu gerçekten okuyalım.
Bana atfedilen metinde Kaşif Kozinoğlu hakkında aynen şöyle deniliyor: “Başbakan, Müsteşar nezdinde teşebbüste bulunarak, Kaşif Kozinoğlu’nun etkisiz hale getirilmesini ve bu 20 görevli hakkındaki izlemenin durdurulmasını temin edebilir. Ancak Başbakan’ın böyle bir inisiyatif kullanacağı kanaatinde değilim.
Şimdi bunu okuyalım. Gerçekten okuyalım. Burada ne yazıyor?
“Kaşif Kozinoğlu öldürülsün” mü yazıyor?
“Kaşif Kozinoğlu infaz edilsin” mi yazıyor?
“Kaşif Kozinoğlu ortadan kaldırılsın” mı yazıyor?
Böyle bir cümle yok. Metin ne diyor?
Başbakan, Müsteşar nezdinde teşebbüste bulunabilir.
Kim Başbakan?
Yürütme organının başı. Kimin nezdinde teşebbüste bulunacak?
MİT Müsteşarı’nın. Kimin hakkında?
MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu hakkında. Aynı teşebbüsün ikinci kısmında ne olacak?
20 MİT görevlisi hakkındaki izleme durdurulacak. Okuduğunu anlayan herhangi bir insanın göreceği şey şudur: Burada Başbakan’ın, MİT Müsteşarı nezdinde girişimde bulunarak bir MİT görevlisinin kurum içerisindeki etkisini ortadan kaldırmasından, onu görevden uzaklaştırmasından, yetkisini ve etkinliğini sona erdirmesinden bahsediliyor. Yani açıkça idari bir tasarruftan söz ediliyor. Üstelik metin bununla da kalmıyor.
Hemen arkasından: “Ancak Başbakan’ın böyle bir inisiyatif kullanacağı kanaatinde değilim” deniliyor. Yani bana atfedilen metnin kendi anlatımına göre önerilen şeyin gerçekleşmeyeceği kanaati ifade ediliyor.
Ama bugün gazetelerde ne yazılıyor? “İnfaz emri.” “Ölüm emri.” “Kozinoğlu’nun etkisiz hale getirilmesi istendi, sonra öldü.”
Bu nasıl bir okuma biçimidir? Mektupta infaz emri nerede? Cinayet kararı nerede? Cinayetin planı nerede? Birini öldürmeye ilişkin tek bir kelime nerede?
Hadi diyelim ki “etkisiz hale getirmek” sözünü illa cinayet diye yorumlayacaksınız. O zaman metnin geri kalanını da okuyacaksınız. Metne göre bu işi kim yapacak? Başbakan, MİT Müsteşarı nezdinde teşebbüste bulunarak yapacak. O zaman ben kimi cinayete azmettirmiş oluyorum? Başbakanı mı?
Ben Başbakana mı cinayet işletmiş oluyorum?
MİT Müsteşarı’na gidip “Kaşif Kozinoğlu’nu öldür” demesini mi istemişim?
Böyle saçma şey olur mu?
Bir cümlenin içinden iki kelimeyi çekip, cümlenin öznesini, yüklemini, bağlamını tamamen atıp sonra “Burada infaz emri var” demek delil değerlendirmesi değildir. Bu, metni tahrif etmektir. Dahası aynı cümlenin içinde Kozinoğlu’nun “etkisiz hale getirilmesi” ile 20 MİT görevlisi hakkındaki izlemenin durdurulması birlikte söyleniyor. Yani iki kurum içi işlem aynı nefeste anlatılıyor. Birincisini “cinayet” diye okuyup ikincisini idari işlem diye okuyamazsınız.
Böyle bir Türkçe yok. Böyle bir mantık da yok. Buna rağmen haftalardır bazı medya organları, başta Aydınlık olmak üzere, “Enver Altaylı Kozinoğlu hakkında infaz emri verdi”, “hedef gösterdi”, “öldürülmesini istedi” anlamına gelen yayınlar yapıyorlar.
Ben açık söylüyorum: Bu mektubu yazdığımı zaten kabul etmiyorum. Ama hadi siz kabul ettiniz. Hadi bana ait dediniz. O zaman bile bu metinde cinayete azmettirme yoktur. İnfaz emri yoktur. Ölüm kararı yoktur. Cinayet planı yoktur. Metinde olan şeyin, Başbakanın MİT Müsteşarı nezdinde bir memur hakkında idari girişimde bulunmasından ibaret olduğu görülüyor. Üstelik bunun da yapılmayacağı kanaati ifade edilmektedir. Bütün bunlara rağmen bu cümleden cinayet çıkarmak, Türkçeyi değil sonucu esas alarak metin okumaktır. Ve sonra bu yorumu gazetelere taşıyıp 9 yıldır hapiste tutulan 82 yaşındaki bir insanı “infaz emri vermiş” diye hedef göstermek artık yorum değildir.Benim nazarımda açıkça iftiradır.
Sayın Savcı, ben Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüyle ilgili hiçbir faaliyetin içinde olmadım. Bu işin benimle hiçbir alakası yoktur. Bana ait olduğu ileri sürülen bu mektuplar bana ait değildir. Daha ilk günden beri bunu söyledim. Bugün de söylüyorum. Bu yalnız benim inkârım değildir. Birincisi, dijital materyallerin güvenilirliği ciddi şekilde bozulmuştur. Devletin elinde bulunan telefonlara sonradan veri girmiştir. El koyma ile ilk adli kopya arasında haftalar geçmiştir. Telefonlarda el koyma sonrasına ait internet ve veri hareketleri görülmüştür. Gözaltına alınmamdan 35 gün sonra telefonuma giren mesaj bana suç delili diye sorulmuştur. Mektupların bulunduğu materyaller bakımından da uzman incelemesinde oynanma ve bütünlük sorunları tespit edilmiştir.
İkincisi, bu mektupların içeriği kendi kendisini yalanlamaktadır. Bir yerde Kozinoğlu’nun CIA ile kurumunun bilgisini aşacak derecede yakın olduğu yazıyor; sonra ben onu Amerikan çıkarlarına zarar verdiği için hedef almışım deniliyor.
Bir yerde Kozinoğlu’nun Gülen okullarını kapattırdığı yazıyor; kendisinin ölümünden önceki kendi savunmasında “Ben gittiğimde okullar zaten kapanmıştı, benim kapatmam maddeten imkânsızdı” deniliyor.
Mektupta 20 MİT mensubunun takip edildiği yazıyor; MİT’e soruluyor, MİT kayıtlarında yok. Benim Gülen’le birlikte Hablemitoğlu cinayetini planladığım ileri sürülüyor; aynı Gülen’e yazdığım iddia edilen gizli mektupta Hablemitoğlu’nu başka bir çetenin öldürdüğünü anlattığım ve bunu cinayetten hemen sonra başka bir kişiye de söylediğim yazıyor.
Bunların hepsini aynı anda doğru kabul edemezsiniz.
Ben 82 yaşındayım. Dokuz yıldır cezaevindeyim. Hayatım boyunca yaptığım işlerin hesabını vermekten kaçmadım. Yapmadığım bir cinayetin, yazmadığım mektupların, benim elimden çıktıktan sonra ne hale geldiği dahi belli olmayan dijital materyallerin hesabını vermeyi ise kabul etmiyorum. Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünü elbette araştırın. Ortada bir cinayet varsa da, kim yaptıysa bulun. Ama fail ararken önce gazetelerin gösterdiği kişiyi seçip sonra o kişiye uygun delil aramayın. Benim bu işle hiçbir ilgim yoktur.







