Ruşen Çakır yorumladı: Fon krizi iktidarı sarsar mı?

İSTANBUL (Medyascope) – Fon krizi iktidarı sarsar mı? Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, gündemdeki fon krizinin mağdurlarını, iktidarın krize yaklaşımını, kamuoyu tepkisini ve siyasi sonuçlarını değerlendirdi.

Ruşen Çakır, “fon krizi”nin siyasi iktidar üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Zararların devlet tarafından karşılanacağı ya da yeni vergiler getirileceği yönündeki söylentilerin İletişim Başkanlığı tarafından yalanlandığını hatırlatan Çakır, mağdur kitlenin geçmişteki banker skandallarında olduğu gibi siyasete fatura kesme potansiyeli taşıdığını söyledi.

“10 aydır bilinen facia neden engellenemedi?”

Krizin aniden patlak veren bir balon olmadığını, aylar öncesinden bilindiğini belirten Çakır, süreci Gabriel García Márquez’in romanına benzetti:

“Şahsen bu fon meselesinin Erdoğan’ın canını çok sıktığını düşünüyorum. Uzmanlar bunu ‘Kırmızı Pazartesi’ olarak tanımladılar. Zaten geliyordu, göz göre göre olan bir şeydi. Burada asıl sorulması gereken soru şu: 10 aydır bilinen bir faciayı siyasi iktidar neden engellemez ya da engelleyemez? En kritik sorunun bu olduğu kanısındayım ve bu da bize iktidarın ülkeyi yönetebilme becerisine ne kadar sahip olduğu yolunda çok ciddi ipuçları veriyor.”

Fon krizi iktidarı sarsar mı?Fon krizi iktidarı sarsar mı?
Ruşen Çakır yorumladı: Fon krizi iktidarı sarsar mı?

“Erdoğan kaybedebilir” korkusu

Muhalif hesaplara getirilen erişim engellerine ve konunun sosyal medyada sansürlenmesine değinen Çakır, iktidara yakın medyada ise alışılagelmişin dışında bir tartışma koptuğuna dikkat çekti:

“Ersin Çelik’in yazısının temel esprisi, ‘Bu fon meselesi o kadar önemli ki Erdoğan iktidarı kaybedebilir’ şeklindeydi. Bunu bir müjde gibi değil, bir kabus senaryosu olarak veriyor ve kendi mahallesinden lince uğruyor. Bütün düzenleri Erdoğan’ın iktidarda kalmasına bağlı olan bu insanlar bile ‘Erdoğan’ı bu olay götürebilir’ diyorsa, bunu ciddiye almak lazım. Siyasi iktidar bir şeylerden ürküyor. Kriz iktidar için belki ölümcül olmayacak ama içeride kesimlerin iyice rahatsız olduğunu ve iktidarın çok ciddi yara alacağını görüyoruz.”

“Krizin kaymağını başkaları yedi, faturayı kendi tabanları ödeyecek”

İktidar cephesi içindeki sosyolojik ayrışmaya da işaret eden Çakır, muhafazakâr tabanın Erdoğan’ın kaybetmesi halinde asıl zararı kendilerinin göreceğini düşündüğünü belirtti. Çakır, “Ancak şunu da çok iyi biliyorlar: Erdoğan iktidarından ve bu tür fonlardan en çok istifade edenlerin, aslında İslami hareketle çok da fazla alakası olmayan kişi ve şirketler olduğunu görüyorlar. Bu aslında AKP hinterlandında yaşanan örtülü bir iktidar savaşıdır” dedi.

Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir

“Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları.

Fon krizi gündemde. Daha uzun bir süre gündemde olacağa benziyor ve herkes büyük bir merakla devletin bu konuda ne yapacağını bekliyor. Parasını fonda kaybedenler devletten kendi zararlarını telafi etmesini istiyorlar ama biliyoruz ki Türkiye’de ekonomi zaten çok iyi bir durumda değil. Bunun için de birtakım bir seferlik vergi çıkarılması ya da vatandaşlardan para toplanması gibi abes öneriler dile getiriyorlar. Ama böyle bir şeyin olmayacağı konusunda en son Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bu konuda çok net bir açıklama yaptı. Bu tür haberlerin dezenformasyon olduğunu söyledi. Şu haliyle bir beklenti var, bir bekleyiş var ama bir aşamadan sonra o paralarını alamayacak olan binlerce kişi ya da az alacak olan, artık onları da tam bilemiyoruz, binlerce kişinin Türkiye’de bir sorun potansiyeli taşıdığı muhakkak. Tıpkı geçmişte yaşanan benzer olaylarda olduğu gibi. Ülkede banker skandalları oldu, bankalar battı, birtakım başka batan şeyler oldu ve buralarda yüzlerce, binlerce mağduriyet yaşandı ve bunların siyasi iktidarlara bir şekilde hemen olmasa bile bir süre sonra faturası kesildi. Bu sefer böyle bir fatura olacak mı?Dün bunu ‘‘Haftaya Bakış’’ta Kemal Can’la konuştuk, kısaca da olsa konuştuk. Kemal buna çok ihtimal vermiyor çünkü Türkiye’de çok büyük krizlerde siyasi iktidar az darbe aldı. Şurası muhakkak, oy kaybediyor, kaybetmeye de devam ediyor. Özellikle mesela son yıllarda emeklilerin çok ciddi bir şekilde siyasi iktidardan uzaklaştığı yolunda birtakım gözlemler var. Ya da gençlerin siyasi iktidara, Erdoğan’a çok fazla ilgi göstermediği yolunda birtakım tespitler var. Ama bir şekilde, 17-25 Aralık’ta da bu oldu, başka birçok olayda da bu oldu; Erdoğan bunları bir şekilde atlatmayı biliyor. Bunu biliyoruz.

Fakat burada ilginç bazı yazılar çıktı diyelim hadi. Ben memlekette olduğum için bunları pek takip edememiştim. Ama döner dönmez dün bir baktım Yeni Şafak gazetesinde başta Yazı İşleri Müdürü Ersin Çelik olmak üzere Aydın Ünal, İsmail Kılıçarslan bu konuda bayağı bir şeyler yazmışlar. Normalde iktidar medyası bu olayı pek konuşmuyor, görmek istemiyor ya da siyasi iktidarın sorunu değilmiş gibi yapmaya çalışıyor. Başka şeyleri köpürtüyorlar ve buna çok fazla girmiyorlar. Öte yandan medyada, sosyal medyada çok ciddi bir yasak var. Bu fon meselesi ile ilgili yapılan bazı haberler engelleniyor. Bizim de başımıza geldi Medyascope olarak. Bu konuda yorum yapan çok sayıda kişinin hesapları Türkiye’de yasaklandı. Geçen bundan bahsetmiştim. Bilge Yılmaz, Uğur Gürses gibi isimleri yasaklamışlardı sırf bu fonlarla ilgili yaptıkları paylaşımlar nedeniyle. Yani burada siyasi iktidar bir şeylerden ürküyor. Bunu görmek lazım. Bir diğer husus da şu; birtakım spekülasyonlar var. İsimler veriliyor ya da örtülü bir şekilde söyleniyor, ki bu fonlardan bazı siyasetçilerin, özellikle iktidara yakın, iktidarın içerisinden bazı kişilerin, bürokratların, siyasetçilerin bayağı yararlandıkları ve paralarını kurtardıkları yolunda da spekülasyonlar var. Onların ortaya çıkıp çıkmayacağını bilemiyoruz ama operasyonlar sürüyor, tutuklamalar oldu. Alkin Kardeşler tutuklandı mesela, ki bir tanesi yakın bir zamana kadar Cumhurbaşkanının danışmanlarındandı. Böyle bir ortamdayız. Ve burada Ersin Çelik’in yazısı, ki sosyal medyada kendisini bayağı linç etmişler. Onlar da görmüşler artık lincin nasıl bir şey olduğunu. Çünkü şöyle, yani şu oluyor tabii ki; herkes karşı cenahtaki kişileri linçler sosyal medyada ama Ersin Çelik kendisi gibi Erdoğan yanlıları tarafından lince maruz kalmış. Linçten sonraki yazdığı yazıyı da okudum. Bayağı yani yıkılmamış ama sarsılmış. Onu öyle hissettim. O yazının temel esprisi şuydu: ‘‘Bu kriz, bu fon meselesi o kadar önemli ki Erdoğan iktidarı kaybedebilir’’ diyor. Ve hatta daha da ileri gidip Ukrayna’da olduğu gibi, Zelenski Ukrayna’da çok büyük yolsuzluk vesaire olaylarının ardından apolitik birisi olarak öne çıkmıştı, ‘‘Ukrayna’daki gibi olabilir’’ bile demiş. Çok aslında sert bir şey yani öngörü diyeyim. Ama bunu yaparken Erdoğan’a destek için bunu yapıyor. Bunu özellikle vurgulamak lazım. Yani böyle bir şeyi bir müjde gibi değil, bir kabus senaryosu gibi veriyor.

Şimdi tabii, ‘‘Yazmış olabilir. Ne var bunda? O kadar da abartmamak lazım.’’ diyebilirsiniz. Ama ben bunu önemsiyorum. Çünkü hayatları Erdoğan’a bağlı insanlar var. Yani belki milyonlarca kişi Erdoğan’ı çok seven var ama bir de her şeyleri Erdoğan’ın iktidarda kalması olan, bütün düzenleri bunun üzerine kurulmuş olan insanlar var. Erdoğan’ın iktidarı kaybetmesiyle birlikte kendileri de kaybedecek insanlar… Yeni Şafak gazetesi böyle bir yer ve oradaki yazanlar da öyle. Ve o kişiler bile ‘‘Erdoğan’ı bu olay götürebilir’’ diyorsa mealen, bunu ciddiye almak lazım. İsmail Kılıçarslan’ı çok ciddiye aldığımdan değil ama Aydın Ünal’ı ve Ersin Çelik’i, pek tanımıyorum kendisini ama yazısının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Aydın Ünal’ın da yazdığı şeylerin önemli olduğunu düşünüyorum. Burada bir de şöyle bir hava var, o çok önemli. Aslında bu son yıllarda çok yapılıyor, örtülü ya da açık bir şekilde: ‘‘Bu hareketin sahibi kim? Erdoğan’ın gerçek destekçileri kim? Bizler muhafazakâr…’’ İşte eskiden ‘‘İslami kesim’’ denilirdi, şimdi ‘‘muhafazakâr, dindar kişiler’’ olarak tarif ediliyor. Ve Erdoğan’ın kaybetmesi halinde esas olarak bu kesimin kaybedeceği söyleniyor, öyle düşünülüyor. Ama şunu da çok iyi biliyorlar ve kimi zaman örtük kimi zaman açık bir şekilde Erdoğan iktidarından en çok istifade edenlerin aslında İslami hareketle çok da fazla alakası olmayan kişiler, şirketler, şahıslar, bunlar olduğunu düşünüyorlar. Bu aslında bir tür iktidar içerisinde AK Parti hinterlandında diyelim, bir iktidar savaşı aslında.

Şahsen bu fon meselesinin Erdoğan’ın canını çok sıktığını düşünüyorum. Fakat çok da şaşırmış olamaz herhâlde. Çünkü şu ana kadar bunlar yapıldı, edildi. Uzmanlar bunu ‘‘Kırmızı Pazartesi’’ olarak tanımladılar. Zaten geliyordu. Mehmet Şimşek de söylemiş, şu da söylemiş, bu da söylemiş. Göz göre göre olan bir şey. Yani birden bir şey oldu ve bir kriz, balon patladı gibi bir olay değil. Zaten aylarca, en az 10 aydır deniyor, bu konuda çok ciddi uyarılar olmuş. Burada sorun şu: 10 aydır ya da 1 yıldır ya da 6 aydır bilinen bir faciayı bir siyasi iktidar neden engellemez ya da engelleyemez? İşte en kritik sorunun bu olduğu kanısındayım ve bu da bize bu iktidarın ülkeyi yönetebilme becerisine ne kadar sahip olduğu yolunda çok ciddi ipuçları veriyor. Buradan yıllardır yaşanan iktidarın, ki belli bir aşamadan sonra Cumhur İttifakı var iktidarda, çok ciddi bir oy kaybı var. Bir zamanlar, 2007’de mesela AK Parti tek başına %50 civarında oy almıştı diye hatırlıyorum. Şimdi kamuoyu araştırmaları AK Parti + MHP’yi %40’ın biraz üzerinde gösteriyor. Olay o anlamda çok ciddi ama tabii ki Erdoğan’ın en büyük avantajı karşısındaki muhalefetin, muhalefet partilerinin ya da iktidarın ortağı olmayan partilerin kendisini ciddi anlamda tehdit edememeleri. Sonuç olarak bu önemli bir kriz. Bunun kesin siyasi sonuçları olur ama bu siyasi sonuçlar iktidar için ölümcül olmayacağa benziyor fakat çok ciddi yara alacağı ve içeride iktidarın içerisindeki kesimlerin de bu büyük olay karşısında iyice rahatsız olduklarını görüyoruz.

Bugün ithafım bir filme. İddiaya göre dünyanın en kötü filmiymiş. Yönetmeni Çetin İnanç’a diyorlar ki, “Evet, siz dünyanın en kötü filmini çekmişsiniz, ne diyorsunuz?” diye sorulduğunda rivayet o ki o da şunu demiş, “E hadi bakalım buyurun, çekebiliyorsanız en kötü filmi siz çekin.” demiş. Evet, “Dünyayı Kurtaran Adam”dan bahsediyorum. 1982 yapımı bir film. Cüneyt Arkın, Aytekin Akkaya ile birlikte başrolde. İki uzay pilotu var. Bunlardan Cüneyt Arkın ‘‘Murat’’ oluyor, Aytekin Akkaya da ‘‘Ali’’ oluyor. Bu arada senaryoyu Cüneyt Arkın yazmış ve filmde Hüseyin Peyda, Necla Fide, Yadigâr Ejder, Sönmez Yıkılmaz gibi Türk sinemasının böyle, nasıl söyleyeyim, demirbaşları var. Ama film baştan aşağı hakikaten kötü bir film. Hayatta gördüğüm ‘‘en iyi kötü film’’ diyeyim. Ve bu filmin benim açımdan ayrıca anlamı da şu. Boğaziçi Üniversitesi’nde okurken sinema kulübünde faaliyet yürütüyorduk ben ve arkadaşlarımız ve haftada bir büyük toplantı salonu denen yerde akşamları film gösterirdik. Hâlâ gösteriyorlar diye umuyorum. Tabii kulüplerin önüne çok ciddi engeller çıkartıldı ama… Ve orada biz Beyoğlu’ndaki film şirketlerinden kendimize göre iyi filmleri, eski filmleri az bir paraya kiralayıp orada öğrencilere az bir parayla gösteriyorduk ama bir miktar kulübün faaliyetleri için para bile kazandığımız oluyordu ve bu bir gelenekti. Ve birden kimin aklına geldi bilmiyorum, yıl 83 olsa gerek ya da 84. Benim Boğaziçi’ne girişim 82. 83 ya da 84 olsa gerek, “Dünyayı Kurtaran Adam”ı gösterdik Boğaziçi Üniversitesi’nde. Millet neye uğradığını şaşırdı. Hepimiz, biz de şaşırdık. Ben de ilk kez orada izledim film gösterilirken. Yani gülmekten…

Bu olay ne? Kapadokya’da çekilmiş. İki Türk astronot diyeceğim ama pilot diyorlar, bir şekilde kazara bir gezegene düşüyorlar ve bu gezegenin, ne alakası varsa, kadınlar gezegeni olduğuna hükmediyorlar. Orada başlarına bir yığın iş geliyor. Ve filmin içerisinde “Star Wars” başta olmak üzere değişik filmlerden, belgesellerden araklanmış sahneler var. Onun dışında kostümler, şunlar bunlar hepsi bir fecaat. Zaten Cüneyt Arkın’ın yazdığı senaryo da bir olağanüstü kötü. Ama bu film ne oldu sonra? Dünya çapında kült film oldu. Dünya çapında bunun DVD’si bir dönem, hâlâ herhâlde şimdi sosyal medyada da vardır, dünya çapında ‘‘Türk Star Wars’’u olarak pazarlandı ve bayağı da bir ilgi gördüğünü biliyorum. Boğaziçi’ndeki sinema kulübü hâlâ film gösteriyor mu bilemiyorum ama bizim başlattığımız dönemdeki o ilgi nedeniyle her sene muhakkak bir kere gösterdik “Dünyayı Kurtaran Adam”ı ve duyan geldi. Hatta onun oynayacağını duyan dışarıdan insanların geldiği de oluyordu. Öyle bir efsanenin oluşmasına böyle de küçük de olsa bir katkımız oldu. Çetin İnanç, ki Yeşilçam’ın, Türk sinemasının emektarlarındandır. Çok ilginç, değişik bir yönetmendir ama piyasa yönetmenidir. “Dünyayı Kurtaran Adam” onu da meşhur etti diyelim. Bu filmde oynayanların büyük bir kısmı artık hayatta değil. Hepsine rahmet diliyorum ama bu film, “Dünyayı Kurtaran Adam”, hepimizi kurtarmaya daha yıllar boyunca devam edeceğe benziyor.

Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.“

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş