Burak Karataş yazdı: Lamba da şişesiz yanmaz mı?

Yanmaz efendim, yanmaz… Tavuk “şeyi” de tövbe tutmaz.

Örneğin, beylik cümlelerden büyük hikmetlere varılmaz… Özellikle akademisyen arasında çok rastlanılır böyle örneklere… “Dünyada milliyetçilik yükseliyor” falan gibi kaptıkaçtı analizlerle işi bitirip “bilim üretmiş” oluyorlar eksik olmasınlar.

Lamba da şişesiz yanmaz mı?
Burak Karataş yazdı: Lamba da şişesiz yanmaz mı?

İnanır mısınız, aynı zevata göre Türkiye’de de “milliyetçi damar” yükseliyormuş!

Valla billa.

Normaldir, çünkü 15 Temmuz sonrası en büyük kazığı Batı toplumlarından yediğimiz hissi tezahür etti… Yükselen, ille milliyetçilik kılığında olmak mecburiyetinde değildir, çünkü aslında bayrağı göndere çeken “Batı karşıtlığıdır”… Bir kimsenin Batı karşıtı olması için “mecburen mecburiyetten” milliyetçi olması gerekmez… Lenin milliyetçi miydi? Ya Mehmet Akif?

Tıpkı, Mustafa Kemal Paşa’nın antiemperyalist olması gibi… Ancak “Batı karşıtı” değildi. (Biz o sözkonusu akademisyenlerden “antiemperyalist olduğu düşünülen adam nasıl oldu da Hatay’ı hürp diye yutuverdi, hem de hasta halinde?” diye sorabilmelerini bekler ve isterdik, amma, nafile…)

Aslında Atatürk iyi bir örnek değil. Tıpkı Sait Faik gibi, o da sağdan bakınca solcu (“bizi yutmak isteyen emperyalizme ve bizi mahvetmek isteyen kapitalizme…”), soldan bakınca da sağcı (“efendiler, kaç milyonerimiz vardır?”) gözükür!..

Bu açıdan yaklaşınca, diktatör Evren’in has adamı Profesör Orhan Aldıkaçtı’nın yumurtladığı “Atatürk milliyetçiliği” palavrasına da gülünür ama ağzımızla değil tabii…

Kuzum, nedir Allah aşkına şu Atatürk milliyetçiliği?

Yani mesela, Ziya Gökalp bir Atatürk milliyetçisi miydi? Bildiğimiz kadarıyla kendisi, “gâvur olurum endişesiyle Avrupa’ya gidemeyen ama eşek olmamak için kendi kendine Fransızca öğrenen” bir mütefekkirdir (kendi ifadesi!)… Milliyetçiliği de öğrense öğrense Ernst Renan’dan öğrenmiştir, Mustafa Kemal daha o zamanlar Ali Rıza Efendi’nin içtiği portakal suyunda vitamin…

Burak Karataş yazdı: Lamba da şişesiz yanmaz mı?

Öyleyse, ulusalcı dostlarımız ne oluyor mesela, birtakım münafıkların (!) dile getirdikleri gibi, “komünizmin alıcısı kalmadığı için, bir aşırı uçtan diğerine savrulan ve böylece faşist kesiliveren zartzurt özlemcisi bir garip adem türü” mü?

Süleyman Nazif gibi bendeniz de, şu “Türkçü” deyişine öteden beri gülerim, ne yani, patlıcancı patlıcan satıyor, bu arkadaşlar da Türk mü “pazarlıyorlar” kapı kapı dolaşıp, kadevesi neyi de içinde?.. (Al abla, lazım olur, akşama abime yaparsın; batna cila, topuğa derman, zihne küşayiş verir!)

Milliyetçilik yükseliyormuş… Adını koyunuz, nedir bu?

“Türk’ün hakkını ve hukukunu korumak” falan mı, örneğin emeklilik güvencesi getirmek, işçinin hakkını savunmak, memurun zammını vakitlice verip parayı enflasyona karşı piç etmemek, falan filan?..

(Hiç yoktan, millet çulsuz gezerken “onun adına” iktidarda olanların ellerini milyarların içinde gezdirmemesi mesela…)

Yoksa, “dağları taşları, ovaları bayırları” korumak mı?

Türk’ün karnını doyurmak mı milliyetçilik oluyor, yoksa Türk’e asla satın alamayacağı “milli bir araba” yaptırmak mı, kamu kaynaklarını çarçur ederekten?

Türk’ün dilini korumak mı, yoksa devlet görevlisi “tevcih edildi” buyururken genci yaşlısı İngilizce-Türkçe kırması bir dil kullanırken susmak mı?

T. S. Eliot ile Nurullah Ataç’ı karıştırmak gafletine düşmek mi milliyetçilik oluyor, yoksa sanatçını, aydınını korumak, üzerine titremek, onlara sahip çıkmak mı?

Bu topraklara çoğumuzdan daha bağlı olan, buralara hepimizden çok, çok daha önce gelip yerleşen diğer milletlerden insanları, “ekalliyet mensuplarını” gözleri yaşlı kovmak mı milliyetçilik, yoksa onları baş tacı etmek mi?

Tarihi bir yalıdan tarihi eserleri kaçırıveren başbakanları ve eşleri beyefendileri kulağından tuttuğun gibi Yüce Divan’a yollamak mı milliyetçilikten sayılır, yoksa A Milli Futbol Takımı Avrupa elemelerine kalınca sokağın ortasında, bir elinde tabanca “aşka gelerekten” sağa sola ateş edip çoluğu çocuğu serseri kurşun kurbanı etmek mi?

Kelek bir Anadolu kasabasında, içip içip son sürat ilerler ve Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını takmadıkları gibi Tanrı’yı da takmadan hayatta kalabileceklerini sanan bir biçimde cebinde uyuşturucu parası, arabanın bagajında silahlar milahlar, kamyonun birine çarpıp Niyazi olanların kabahatlerini örtbas etmek mi milliyetçilik sayılır, yoksa yurduna teslim olmaya, partilerini legal bir biçimde kurmaya gelen ispinoz yavrularını ve liderlerini işkenceden geçirmek mi?

Elli yaşını aşkın, üstelik de tabip bir adamı, “aman bilgi milgi alıveririz Allahsız gomonizden” diyerek o yaşında prostat kontrolü ayağından taşşağını sıkarak konuşturmaya girişmenin neresi milliyetçilik, neresi insanlık, neresi adamlık oluyor bre?

Dikkat ettiyseniz, “Apo’yu asalım” diye yola çıkıp önce bundan vazgeçmek, sonra da onu “kurucu önder” saymanın neresi tutarlıdır, madem yüzme bilmiyorsunuz, niçin ağaca çıkıyorsunuz?’ diye sormuyorum, politikadır, olur.

Öyleyse soralım: Milli Eğitim politikanızı Yunus Emre ve Tonyukuk’a sorarak geliştireceksiniz, anladık da, enflasyonu düşürme hususunda Kültigin hiçbir şey söylememiş, ya bunu ne yapacaksınız?

Rica ederim aziz efendim, siz o gâvurun, çıfıtın, keferenin, bizden sadece “yıllık çimento üretimi” gibi sevimsiz unsurlarda mı ileride olduklarını sanıyordunuz?

Vah ki yazık…

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş