Mümtaz’er Türköne yazdı: Öcalan’ın statüsü

Amedspor-Beşiktaş maçında, tıklım tıklım dolu Diyarbakır stadında Amedspor taraftarlarının ayakta, gür bir sesle İstiklal Marşı söylerken oluşturdukları birlik-beraberlik tablosu, Öcalan’ın eseriydi.

At gözlüğü ile çözüm sürecini kavga mevzuu haline getirmeye çalışanların bu tablonun nasıl ortaya çıktığı ve ne anlam taşıdığı üzerinde enine boyuna kafa yorması lâzım. İstiklâl Marşı, Türk ulus devletinin ve ulus olma bilincinin kutsal sembollerinden biridir ve Anayasamızın değiştirilemez maddeleri arasında yer almaktadır. Geçmişte bu sembol üzerinden Kürt sorunu oldukça sarp yollarda tartışılmış, bu marşın söylenmediği veya ayağa kalkılmadığı toplantı görüntüleri Türkün ayranını kabartmıştı. Kürtler onurlu bir halk. İstiklal Marşı’nın Türkiye’nin batısından daha hararetli söylendiği Diyarbakır’daki bu etkileyici resmi göz boyamak için, taktik icabı vermezler. Kürtler toplu halde, semboller üzerinden Türk ulus devleti ile sorunları olmadığını, bu devletin eşit ve onurlu vatandaşları olarak paylarına düşen sorumluluğu ve sadakati hakkıyla yerine getireceklerini ilan ediyorlar.

Silahlardı, örgüttü, tasfiyeydi hepsini, dil farkını, geçmişte yaşanan acıları da bir kenara bırakın; millet olmak böyle bir şeydir, her şeyden önce duygu ortaklığıdır. Teferruatı bir kenara bırakıp bu duygu ortaklığının sembolleri ve işaretleri üzerinden geleceğe bakmalısınız.

Fiilen üstlendiği rolle ve yapıp-ettikleriyle ispatlamıştır: Öcalan Kürtlerin de içinde yapıcı bir aktör olarak yer aldığı Türkiye’nin âlî menfaatleri için büyük bir imkândır, bulunmaz bir fırsattır. Bu imkândan yararlanmayanlar, bu fırsatı kullanmayanlar hesabını gelecekte kendilerine bile veremezler.

Öcalan’ın süreçteki rolünü hukuki-resmî standarda bağlayacak statü tartışmasına, feraseti-basireti olanlar bu gözle bakmalıdır.

Öcalan ne zaman konuşacak?
Mümtaz’er Türköne yazdı: Öcalan’ın süreçteki rolü

ABD Irak’tan çekilirken

Teorik bir analiz yerine pratik gelişmeleri konu ederek ilerleyelim.

Amerika Irak’ı terk etti. Kürtler endişeli. Merkezi hükümet ile kurdukları hassas dengenin bozulacağından, Haşdi Şabi’den ve IŞİD’den ve kendi güvenliklerinden endişe ediyorlar. İlk etapta Şengal’de Ezidilere koruma sağlayan PKK’nın uzantısı olan örgütün silahsızlanması veya Merkezi güvenlik birimlerine entegre edilmesi gündemde. Ezidiler İŞİD’in katliamlarına ve zulümlerine muhatap oldukları için, onların korunması Irak’ta en masum ve haklı bir talep olarak görülüyor. Nitekim Bağdat yönetimi bu bölgede güvenliği sağlayan örgüte silah ve lojistik destek bile sağlamıştı.

Öcalan bu konu üzerinde hassasiyetle duruyor, orası için de bir “Türk çözümü” öneriyor ve Türkiye’nin duruma müdahale ederek Ezidilerin güvenliğine kefil olmasını istiyor.

İran’ın Haşdi Şabi ve kendisine müzahir Şii örgütleri üzerinden Kürt coğrafyasına yönelik tasarrufları ortada iken Öcalan’ın önerisini ciddiye almak gerekir. Sadece Şengal ve Ezidiler için değil, bölgedeki Kürtlerin tamamı için tıpkı Türkmenler gibi Türkiye, boşluğu doldurmalı ve güvenliği sağlamalıdır. Şengal’de Türk bayrağının dalgalandığı iki manga askerden oluşan küçük bir üs bile bu iş için yeterli; çünkü Türkiye’nin caydırıcılığı var. Üstelik silahlarını teslim eden PKK’lılarla daha yoğun ve yakın bir temas imkânı olacak. Aynı durum Suriye’de halihazırda gerçekleşmiş durumda. Kürtler refah ve güvenlik için Şam’dan çok Türkiye’ye güvenmeli.

Irak ve Suriye Kürtleri için Türkiye yegâne güvenilir dayanak olacak.

Türkiye açısından bakalım:

Avrupa Birliği, gelen haberlere göre Türkiye için yeni bir kapı aralıyor. Dış politika ve teknoloji konuları başta olmak üzere Pazar imkanları yeni fırsatlar ve avantajlar yaratacak. Kürt sorunu, Türkiye’nin terör gerekçesi ile vize muafiyeti başta olmak üzere Avrupa ile ilişkilerinde en önemli engeldi. Demokrasi başlığı altında bu mesele çözülünce, Türkiye’nin önü açılacak.

Türklerin ve Kürtlerin jeopolitik aklı

Haritayı önünüze koyup bakın. Kürtlerin, etrafı düşmanlarla çevrili bu zorlu coğrafyada Türkiye ile birlikte uyum içinde yol almaktan başka çareleri yok. Türkiye’nin de hem içerdeki birlik sorununu çözmek hem de bölgesel güç olarak etkinliğini pekiştirmek için Kürtlerle işbirliği içine girmekten başka alternatifi yok. Bu ilişki biçimi bugünün değil, çok uzun bir tarihin eseri. Bu jeopolitik tablo İran’ın yer aldığı coğrafya ile Anadolu arasındaki dengeye dayanıyor.

İstanbul’u kuran Konstantin’in eş zamanlı olarak Hristiyanlığı devlet dini olarak benimsemesinin en temel sebeplerinden biri bu jeopolitik tabloda avantaj kazanmaktı. Anadolu’nun ortasından üçgen şeklinde kuzey ve güneye doğru yükselen platoda kadim Hristiyan olan Ermeniler yaşıyordu ve Batı Roma ile İran arasında tampon görevi üstlenmişlerdi. Konstantin Hristiyanlığı kabul ederek doğal bir müttefik kazanmış oluyordu.

Yavuz ile Kürtler arasındaki ittifak Türklerle Kürtlerin değil, jeopolitik aklın eseriydi. Kürt coğrafyası Osmanlı nüfuzuna geçtikten sonra huzur ve istikrara kavuştu ve Balkanlardan sonra devlet Kürtler sayesinde kocaman bir Ortadoğu İmparatorluğu haline geldi. Bölgenin tarihine milliyet esasına dayanarak bakamazsınız. Kürtlerin son bin yılda en büyük düşmanı öbür taraftaki Türklerdi ve onlara karşı Batı Türklüğü ile ittifak yaparak kendilerini emniyete aldılar. Çözüm sürecine kan davası gözlüğüyle bakanlar tarihi iyi okumalı. Türklerin tarih boyunca en fazla kanını döktükleri millet yine Türklerdir. 1402’de Topal Timur’u, 1473’te Uzun Hasan’la Otlukbeli’ni, 1514’te Yavuz’dan daha fazla Türk olan İsmail ile Çaldıran’ı ve en son 1839’da Nizip’te, iki tarafın da Türkçe konuştuğu Kavalalı’nın ordusunun 100 bin Osmanlı askerini kılıçtan geçirildiği savaşı hatırlamanız yeterli. Başlangıç da öyledir: Soylu Oğuz boylarının, yani bizim tarih sahnesine çıktığımız Dandanakan Savaşı da Türklere karşı kazanılmış bir savaştı. Kurtuluş Savaşı, Yunan Cephesi dışında aynı zamanda 13 büyük isyanla Türkün Türkü katlettiği bir iç savaş şeklinde cereyan etmiştir. Yine hatırlatalım: Kürtler bu kavgada Ankara Hükümetinin yanındaydı.

40 yıllık Kürt isyanına, tarih boyu Türkün Türkü kırdığı savaşların bir uzantısı gözüyle bakmak en doğrusu. Strateji bilenler ve coğrafyayı doğru okuyanlar kan davası gütmezler. Batı Türklüğü ile Kürtler arasındaki yoğun duygu ortaklığının arkasında dün olduğu gibi bugün de jeopolitiğin belirleyici etkisi bulunuyor.

Öcalan’ın rolü

2009’da, Öcalan’ın potansiyel rolünü alegorik bir sembolle anlatmak ve tarihe atıfta bulunmak için “paşalık rütbesi” verilmesini önermiştim. Devletin stratejik aklını temsil eden ve uygulayanlar bugün benimle aynı fikirdeler. Bir imkân ve fırsat olarak durumu ilk değerlendiren ve Öcalan’ı aktive eden Bahçeli’yi tarih mutlaka altını çizerek kaydedecektir. Bahçeli’nin tam olarak karşılığını bulduğu jeostratejik aklı ile Öcalan Kürtleri timsahların yüzdüğü nehirden çekip aldı ve karşı kıyıya selametle geçirmiş oldu. Kafası karışıp İsrail’in tezgâhlarına meyleden Kürtleri ikna edip durduran kim?

Celali isyanlarından beri standart olarak uygulanan kurala göre, 1862’de Toroslar’daki Avşar boylarına dayanan Yörüklerin isyanında isyan lideri Kozan-ı Garbi ağası Ahmet Ağa’yı paşalık rütbesi ile Kütahya’ya mutasarrıf tayin eden Devlet aklını tekrar hatırlatıyorum. Bugün bizim yerimizde Osmanlı olsaydı, 40 yıllık isyanın elebaşı sıfatıyla Abdullah Öcalan’ı törenle hilat giydirip, mirmiranlık rütbesi ile Diyarbakır’a tayin ederdi.

“Paşalık” ünvanı, Devrim Kanunları ile yasaklandı. Bugün Öcalan’a devlet tarafından tevdi edilen büyükelçilik, profesörlük unvanı da verilebilir.

Hayal edin: Öcalan bu unvanla, Mülkiye’de Büyük Amfi’de gençlere “Çatışma Çözümleri” başlığı ile bir konferans veriyor. O gençler 70 yaşına geldiklerinde bile, “Ben de oradaydım” diyerek Öcalan’ın sözlerini nakletmez mi?

Kürtlerin sağlam bir stratejik akla ihtiyaçları var. Bu akıl Öcalan’ın şahsında somutlaşmış vaziyette. 40 yıllık kavganın sahibi şimdi barış yolunun taşlarını döşüyor, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne sadakat, Kürtlere de refah ve güvenlik içinde onurlu bir gelecek vaat ediyor.

Öcalan Kürt siyasetinin geçmişi ve kimliği-kişiliği, Selahattin Demirtaş ise geleceği. Bu sembolleri yerli yerine oturtmadan çözüm sürecini kavrayamazsınız.

Önümüzde dev gibi bir Kürtçe Eğitim sorunu var. Mesele Kürtler için anadilde eğitim sorunu değil, bir haysiyet sorunu. Çözülen haysiyet sorunundan ayrılık-gayrılık çıkmaz; tersine bütünleşme ve dayanışma çıkar. Meseleye bu şekilde bakarsanız üstesinden daha kolay gelirsiniz.

Hayatı dağlarda geçmiş PKK polit bürosunun yaşlı şeflerinin, ömürlerinin son demlerinde Boğaz’da rakı-balık keyfi yapma ihtimali kimsenin gözüne batmasın. Yaşadıklarımızın, geride bıraktıklarımızın hepsinin üzerinde, bizi birbirimize kopmaz bağlarla rapteden bir tarih ve mahkûmu olduğumuz belalı coğrafya ortak paydamız. Hiçbir güç ve hiçbir irade bu nesnel gerçekliğin üzerine çıkamaz. Mesele bu nesnel gerçekliği ferasetle ve zamanında değerlendirme meselesi.

Öcalan’da bu feraset var.

Bu yüzden statü meselesinin “birileri ne der?” sorusuna takılmadan hızla çözülmesi ve Öcalan’ın her konuda tam randımanla ve yüzde yüz kapasiteyle devreye girmesi lazım.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş