Açık Oturum (537) | Fon skandalı: Muhafazakâr camia sarsıldı mı?

İSTANBUL (Medyascope) – Fon skandalında muhafazakâr camia sarsıldı mı? Açık Oturum’un bu haftaki bölümünde Yeni Yol Grup Başkanı ve DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen, Güldem Atabay ve Ayşe Baykal, Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksu’nun sorularını cevapladı. Programda fon krizinin siyasi, ekonomik ve toplumsal boyutları konuşuldu.

Göksel Göksu, Açık Oturum programının bu haftaki bölümünde Yeni Yol Grup Başkanı ve DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen, Güldem Atabay ve Ayşe Baykal’ı konuk etti. Fon krizinin muhafazakâr camiada nasıl yankılandığının ele alındığı programda, devlet kurumlarının, denetim mekanizmalarının nasıl işlediği, siyaset-bürokrasi-medya ve iş dünyası arasındaki ilişkilerin süreçte nasıl bir rol oynadığı konuşuldu.

“Karşımızda bir devlet krizi var”

Güldem Atabay, bu tablonun yalnızca finans piyasalarındaki bir sarsıntı olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Fatma Betül Sayan’ın eşiyle birlikte fonda birebir kendi adıyla hesap açtığına dikkat çeken Atabay, asıl sorunun gizlenen isimler olduğunu belirtti: 

“Bu aslında daha da korkunç. Fatma Betül Hanım’ı göreceli olarak kendi içinde masum hale getiriyor. Çünkü diğer isimler aslında bildiğimiz ama açık açık da konuşamadığımız, ama herkesin bildiği sır olan isimler, çantacılar var, çantacıların alt çantacıları var, zaten kurulmuş bir düzen var. Zaten büyük sorun olan da bu. Mehmet Şimşek ilk çıktığında piyasaları kontrol  ettik, ‘Sistemik bir kriz’ yok dedi ama gerçekten bizim karşımızda bir devlet krizi var. Devletin yönetilme biçimiyle ilgili bir kriz var.” 

Atabay, bu nedenle çözümün kişiler üzerinden değil, kurallar ve kurumlar üzerinden kurulması gerektiğini söyledi:

“Bu çok büyük bir kriz. Bu Türkiye’nin daha önce hiç karşılaşmadığı şekilde bir maddi kriz yönetim kriz. Bu kriz bize şunu tekrar gösteriyor: Demek ki sistemi bireyler üzerine değil, kurallar üzerine inşa etmemiz gerekiyor. Bizim el birliğiyle bunu tekrar bu hale getirmemiz lazım. Burada artık AKP’nin de kendi içindeki belki daha üst jenerasyon -ama onlar da artık yönetimde pek kalmış değiller- böyle bir şapkayı önüne koyup ‘Biz ne yaptık, bunu bir düzeltelim’ demeleri lazım. Derler mi ben beklemiyorum. Çünkü demeleri için bir şeffaflık gerekiyor. O şeffaflığında ne yazık ki cezai maliyeti var bu saatten sonra.”

Fon skandalını ilişki ağları açısından Susurluk skandalına benzeten Atabay, “’Ponzi’den Fonzi’ye’ diyoruz ama birebir benzemese de susurluk skandalını hatırlatan tipte ilişkiler var içinde. Bir tarafta para var, bir tarafta kara para var, bir tarafta mevcut dönemin hükümetiyle ilişkiler var.” dedi. Atabay, tartışmanın merkezinde yalnızca fonlarda işlem yapan isimlerin değil, denetim ve kontrol mekanizmalarının da bulunduğunu söyledi.

Fatma Betül Sayan Kaya’nın ismi nasıl ortaya çıktı?

Mehmet Emin Ekmen de ortaya çıkan tabloyu “fotokapan” benzetmesi yaparak daha geniş ilişkiler ağı üzerinden değerlendirdi:

“Bir fotokapana yakalanmak gibi. AKP ile külliyeyi bir çizgi üzerine oturtsak ve bunun arasında ilişkili medya kuruluşları, ekran yüzleri, devlet kurumları, bürokrat, siyasetçi vs. serpiştirsek. Bu dolandırıcılık düzeni içerisinde temsil edilmeyen, ironik olarak söylüyorum kendini mahrum bırakan bir kurum yok. Bütün  kurumlar bu işin içerisinde. Devlet kurumları açısından İMKP, İMKB, SPK ve DDK işin içerisinde, BDDK işin içerisinde.”

Fon skandalı: Muhafazakâr camia
Açık Oturum (537) | Fon skandalı: Muhafazakâr camia sarsıldı mı?

Ekmen ayrıca Fatma Betül Sayan Kaya’nın isminin kamuoyuna nasıl yansıdığını sorguladı. Kaya’nın isminin SPK’nın bir listesinde ya da savcılığın bir bilgi notunda görülmesi halinde “Kimsenin gözünün yaşına bakılmıyor ve sonuna kadar ilerleniyor” denileceğini belirten Ekmen, bu bilginin YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin açıklamalarıyla öğrenildiğini hatırlattı.

Ekmen, kamuoyundaki tartışmalar henüz bu kadar yoğunlaşmamışken gözaltına alınarak yurtdışına çıkış yasağıyla serbest bırakılan kişilerin daha sonra tepkiler üzerine tutuklandığını da vurguladı.

Mehmet Emin Ekmen, 25 yıllık iktidar döneminde ekonomik yolsuzluk iddiaları karşısında parti içindeki ve yargıdaki mekanizmaların nasıl çalıştığını sorguladı:

“Şu 25 yılda Tayyip Bey’in yargıya teslim ettiği tek bir AKP’li biliyor musunuz? İlk örneklerden biri neydi? Şaban Dişli’ydi. Bir sözleşme ile milletvekili iken bir kredi teminine aracılık etmiş, komisyon almıştı. Biz bazı bakanların bazı konuları çözmek için bakanken vekalet aldığını biliyoruz. Yargıya adam vermiyor, amenna Peki parti içinde bir disiplin var mı? Biz 25 yıl boyunca milletvekili, belediye başkanlığı, genel merkez yöneticisi vasfında herhangi bir arkadaşın bulaştığı ekonomik bir yolsuzluk iddiası nedeniyle disipline sevk edildiğini dahi bilmiyoruz. Bırakınız disiplinden bir ceza verilmesini. Peki, bir sonraki aşama ne olsun? Aydın Ünal’ın bir ifadesinde kullandığı gibi, ‘sessiz sedasız kenara çekilsinler.’ Bunu da görmüyoruz. Yani ismi yolsuzluklarla anılmış birçok kişinin kendisi değilse oğlu, kendisi değilse damadı, kendisi değilse gelininin hâlâ sistemde bir yerlerde tutularak o kişinin sistemle kurduğu bağ ve network’un diri tutulduğunu görüyoruz. Dolayısıyla biz bugüne kadar ahlaka mugayir, yolsuzluk, belki kurmana el uzatmak, bir başkasının hakkını yemek, hakkı olmayanı elde etmek gerekçeleriyle AKP’de parti içi disiplin, yargısal veya siyasetten tasfiye gibi bir mekanizmanın çalışmadığını biliyoruz. Şimdi şöyle bir tez olabilir: Bazen bir durum, işler hiç istenmediği kadar kötü bir yere gidiyor. Fatma Betül Sayan Kaya’yı ve Melih Gökçek’i harcamak zorunda. Öbür türlü topluma ben temizim ve yanlış yapanı da bedelini ödüyor imajını veremez.”

Ekmen, meselenin yalnızca bugünkü soruşturmayla sınırlı kalmadığını söyleyerek geçmişten bugüne oluşan servetlerin de incelenmesi gerektiğini belirtti.:

“Bugün bu adımı atın, herkes hesap versin, hesap veremediğini hak ettiği yere yani çaldığı yere iade etsin.”

“Biz paraya yenildik”

Ayşe Baykal ise muhafazakâr camianın yaşadığı dönüşüme dikkat çekti:

“Biz bence paraya yenildik. Yani biz gerçekten özümüzü kaybettik. Hatta bir yazımda da belirtmiştim ‘Tarikatlar, cemaatler artık Allah’a  değil, iktidara yakın olmak istiyor’ diye, kendi içindeki bu değişim o kadar acı ki, bugün ben ve benim gibi birçok arkadaşım cemaatte yaşanan şeyleri görünce ‘Kapatılsınlar. Demek ki Atatürk’ün bir bildiği vardı, kapattı’ diyebiliyoruz.”

Baykal, AKP içerisinde de makam ve para üzerinden bir yarış yaşandığını söyledi. “Kim daha çok kazanacak? Makam olarak da öyle, para olarak da böyle” diyen Baykal, iktidarın milletin menfaati yerine kendi menfaatini öncelemesinin bu tür sonuçlara yol açtığını belirtti. Baykal, “Belki Tayyip Bey de bu durumun farkındadır, bilmiyorum” dedi.

Son olarak Ayşe Baykal, “Tayyip Bey iyi ama çevresi kötü” yaklaşımının sorumluluk tartışmasını ortadan kaldırmadığını söyledi:

“Mesela bu fona girecek insanlar Tayyip Bey’den izin mi aldı? Tabii ki hayır. Çetesini oluşturuyor. O fon piyasasını ele almışsa o grup, diğeri atıyorum İstanbul Borsa’yı alıyor, öbürü başka bir yeri alıyor. Şimdi bu kadar, dediğiniz gibi, tek yetkiyi tek elde topladığınız zaman bu insanları kontrol edebilmenizin imkânı yok. Ve o grup içinde gidip de ‘Ya burada da bunlar dönüyor’ diyecek kimse yok zaten Tayyip Erdoğan’a. Bu onu masum yapmaz, suçlu yapmaz ama o sorumlu yapar. Bence bu da çok önemli. Şimdi her grubun gerçekten içinde vatansever, milletsever ve bu kadar hassasiyetli insan olsaydı, o durumu kabul eder miydi? Başında müdahale ederdi zaten. Ama kim etsin ki? Zaten o da onun adamı. Herkes birbirini koruyor, kolluyor. Öne birisi atılıyor.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş