Doğu Ergil yazdı | Milliyetçiliğin yeni çağı: Kimlikten kapasiteye

Milliyetçiliğin öldüğü çok kez ilan edildi. Küreselleşme çağında sermayenin sınır tanımadığı, internetin coğrafyayı önemsizleştirdiği, Avrupa Birliği gibi ulus-üstü yapıların egemenliği paylaşmaya başladığı bir dünyada ulus-devletin giderek önemini kaybedeceği iddia edildi. Tersi oldu. Milliyetçilik ortadan kalkmadı. Ama işlev değiştirdi.

20. yüzyılın milliyetçiliği büyük ölçüde “Biz kimiz?” sorusuna cevap arıyordu. 21. yüzyıl milliyetçiliği giderek başka bir soruya yöneliyor: “Kendi kaderimizi ne ölçüde belirleyebiliyoruz?” Bu değişimin arkasında küreselleşmenin büyük paradoksu bulunuyor. Küreselleşme, toplumları birbirine yaklaştırırken onları birbirine bağımlı hale de getirdi. Enerjimiz başka ülkeden, çipimiz başka ülkeden, sermayemiz birçok farklı finans merkezinden, kritik hammaddelerimiz başka kıtalardan geliyor.

Pandemi, Ukrayna ve Ortadoğu savaşlarına bağlı büyük güç rekabeti bu bağımlılıkların yalnız ekonomik verimlilik değil, aynı zamanda stratejik kırılganlık ürettiğini gösterdi. Bugün IMF’nin de saptadığı gibi ekonomi politikası ile ulusal güvenlik arasındaki sınır giderek siliniyor; yaptırımlar, ihracat kontrolleri, tarifeler ve sanayi politikaları dış politikanın araçlarına dönüşüyor.

Bu nedenle yeni milliyetçilik yalnız bayrak, tarih ve toprak üzerinden değerlendirilemez hale geldi. Çip üretimi üzerinden, enerji tedariki üzerinden, gıda üretimi ve temini üzerinden, teknoloji, veri ve sanayi üretimi üzerinden değerlendiriliyor.

Milliyetçiliğin yeni çağı
Doğu Ergil yazdı | Milliyetçiliğin yeni çağı: Kimlikten kapasiteye

Stratejik sınır eskiden ülkenin haritadaki sınırıydı

Eskiden stratejik sınır, ülkenin haritadaki sınırıydı; şimdi yarı iletken fabrikasından enerji boru hattına, limandan veri merkezine kadar uzanıyor. Artık ticaret politikaları, sanayi ve güvenlik hedefleri için kullanılıyor. Böylece milliyetçiliğin ekonomik mantığı da değişiyor. Eski küreselleşme paradigması, “En ucuza nerede üretiliyorsa oradan al” diyordu. Yeni güvenlik paradigması ise “Ucuz olabilir, ama yarın erişebilecek misin?” diye soruyor.

Verimliliğin karşısına dayanıklılık; karşılıklı bağımlılığın karşısına stratejik özerklik çıkıyor. Devletler artık yalnız ekonomik büyümeyi önemsemiyor, kritik üretim kapasitelerini ülke içinde veya güvenilir ortaklıklarla güvenceye almak istiyor.

Milliyetçiliğin ikinci bir işlevi daha var: Karmaşık sorunları basit bir “biz ve onlar” ilişkisine indirgemek. Küreselleşmenin kaybedenleri, statüsünü yitiren orta sınıflar, göçten endişe duyan toplumlar ve teknolojik dönüşüm ve yapay zekâ karşısında geleceğinden korkan insanlar yaşadıkları güvensizliği açıklayacak bir dil arıyorlar.

Milliyetçilik burada ekonomik veya toplumsal bir sorunu kimlik sorununa çevirebiliyor. İşsizlik, üretim yapısının değil yabancının; eşitsizlik, dağıtım mekanizmasının değil dış dünyanın; yönetim başarısızlığı kurumların değil düşmanların sonucu olarak anlatılabiliyor. Böylece milliyetçilik bazen toplumu harekete geçiren bir dayanışma kaynağı olmaktan çıkıp başarısızlığı dışsallaştırmanın siyasal teknolojisine dönüşüyor.

Tam burada iki farklı milliyetçilik birbirinden ayrılmaya başlıyor. Birincisine kimlik milliyetçiliği diyebiliriz. Geçmişe bakar; köken, etnisite, din, tarih ve düşman üzerinden “biz” yaratır. İkincisine ise kapasite milliyetçiliği diyebiliriz. Geleceğe bakar; “Bu toplum ne üretebiliyor, hangi teknolojiyi geliştirebiliyor, çocuklarına nasıl eğitim veriyor, hangi kurumları kurabiliyor, dünyayla hangi koşullarda rekabet edebiliyor?” diye sorar. Birincisi milletin büyüklüğünü anlatır. İkincisi milletin kapasitesini artırmaya çalışır.

Aralarındaki fark son derece önemlidir. Kimlik milliyetçiliğinin hammaddesi hafızadır; kapasite milliyetçiliğinin hammaddesi insandır. Birincisi geçmiş zaferlerle meşruiyet üretir; ikincisi gelecekte başarabilecekleriyle. Birincisi “Atalarımız ne yaptı?” diye sorar; ikincisi “Çocuklarımız ne yapabilecek?” diye. Bu nedenle gerçek bir kapasite milliyetçiliğinin temel kurumları kışla veya propaganda aygıtı değil; iyi okul, bağımsız üniversite, araştırma laboratuvarı, güvenilir hukuk, liyakatli bürokrasi, üretken şirket ve yaratıcı insandır.

Milliyetçiliğin yeni çağı
Doğu Ergil yazdı | Milliyetçiliğin yeni çağı: Kimlikten kapasiteye

Milleti sevmek ile devlete itaat etmek aynı şey değildir

Buradan milliyetçilik ile demokrasi arasındaki ilişkinin de yeniden düşünülmesi gerekir. Milliyetçilik, milleti yücelttiğini söylerken devleti milletin üzerine çıkarıyorsa kendi iddiasıyla çelişir. Çünkü millet yalnız geçmişte yaşamış ataların toplamı değildir; bugün yaşayan yurttaşların toplamıdır. Devleti yüceltirken yurttaşı küçülten, lideri büyütürken kurumları zayıflatan, sadakati ödüllendirirken yeteneği dışlayan bir milliyetçilik sonunda savunduğunu söylediği milletin kapasitesini azaltır. Milleti sevmek ile devlete itaat etmek aynı şey değildir.

Bu nedenle geleceğin temel çatışmasının “Milliyetçilik mi, küreselleşme mi?” arasında olacağını sanmıyorum. Asıl mücadele açık milliyetçilik ile kapalı milliyetçilik; üretken milliyetçilik ile savunmacı milliyetçilik; kapasite milliyetçiliği ile kimlik milliyetçiliği arasında olacaktır.

“Ulusal güvenlik” kavramı sınırsız genişletildiğinde hemen her ekonomik müdahale meşrulaştırılabilir. Koruma, rekabetin; teşvik, kayırmacılığın; stratejik sektör söylemi, verimsizliğin örtüsüne dönüşebilir. Milliyetçilik kapasite üretmiyorsa, yalnızca kapasitesizliği koruyan bir duvara dönüşebilir.

Milliyetçiliğin yeni çağı
Doğu Ergil yazdı | Milliyetçiliğin yeni çağı: Kimlikten kapasiteye

Bu yüzden 21. yüzyılda milliyetçiliğin ölçüsü değişmek zorundadır. Bir ülkenin ne kadar milliyetçi olduğunu meydanlarında sallanan bayrakların ve slogan atan gençlerin sayısıyla değil; bilim insanlarının ne kadar özgür olduğu ve bilim ürettiği, gençlerinin aldığı eğitimin kalitesi, şirketlerinin ne ürettiği, hukukunun ne kadar güvenilir olduğu ve dünyaya hangi teknolojiyi satabildiğiyle ölçmek gerekir.

Belki de yeni çağın milliyetçiliği için en radikal tanım budur: Vatan artık yalnız korunacak toprak değildir; geliştirilecek kapasitedir.

Ve milletin büyüklüğü, geçmişinin ne kadar görkemli olduğuyla değil, geleceğini başkalarına ne kadar az muhtaç kalarak kurabildiğiyle ölçülecektir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş