MUĞLA (Medyascope, Gündem Fethiye) – Muğla’da turizmin parçası haline getirilen hayvanlar hakkında Hayvan Haklarını Koruma Federasyonu (HayFed) Yönetim Kurulu Üyesi Eda Sheldon, 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde Gündem Fethiye’ye konuştu. Sheldon, “Muğla’nın turist çekmek için bir papağanın kanadına, bir atın sırtına, bir devenin bedenine veya bir yunusun havuzdaki gösterisine ihtiyacı yok. Bizim denizimiz var, ormanımız var, yaban hayatımız var, eşsiz biyolojik çeşitliliğimiz var” dedi.

Muğla’da turistlerle fotoğraf çektirilen papağanların, uçmasının engellenmesi amacıyla kanatlarının kırpıldığı iddia ediliyor. Ortaca ilçesinde bulunan Dalyan Kanalı’nda yakalanan mavi yengeçler, Dalyan Su Ürünleri Kooperatifi (DALKO) tesislerinde havuzda sergileniyor ve aynı yerde birkaç metre ötede pişiriliyor. Farklı ilçelerde atlar ve develer, “safari” adı altında turistleri taşıyor.
Öte yandan kano sporcusu Halil Uzel, Dalyan’da beslenmesinin yasak olmasına rağmen deniz kaplumbağalarının, paketi 10-12 Euro’ya satılan yengeçle beslendiğini ve Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi (DEKAMER) ile yaptığı görüşmede, beslenmekten dolayı göç etmeyi bırakan deniz kaplumbağaları olduğunun bildirildiğini aktardı.
HayFed Yönetim Kurulu Üyesi Eda Sheldon, Muğla’da turizmin bir parçası haline getirilen hayvanlar hakkında 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde Gündem Fethiye’den Duru Şevval Ayyüce’nin sorularını cevapladı.

“Hayvan bir turizm malzemesi değildir”
Muğla’nın büyük bir turizm kenti olduğunu belirten Sheldon, şunlara dikkat çekti:
“Ne yazık ki turizmin olduğu her yerde hayvanların da turizm sektörünün bir parçası haline getirildiğini görüyoruz. Tekne turlarında papağanların turistlerle fotoğraf çektirmek için kullanılması, hayvanların uzun süre tutulması, uçmalarının engellenmesi, at ve develerin turist taşıması, bazı deniz canlılarının canlı şekilde sergilenmesi gibi uygulamalarla ilgili ciddi kaygılarımız var.
Biz burada çok temel bir şey söylüyoruz: Hayvan bir turizm malzemesi değildir. Bir hayvanın turistin eğlenmesi, fotoğraf çektirmesi veya işletmenin para kazanması için kullanılması, onun yaşam hakkının ve doğal davranışlarının ikinci plana atılmasını meşru hale getiremez.”
Mücadelelerini turizme karşı olmadığının altını çizen Sheldon, “Tam tersine, hayvanların sömürülmediği, doğanın korunarak turizmin sürdürüldüğü bir turizm anlayışından yanayız” dedi.
Papağanların uçamaması için kanatlarının kesildiğine ilişkin iddialar hakkında konuşan Sheldon, şu ifadeleri kullandı:
“Burada veteriner hekim tarafından tıbbi bir nedenle yapılan müdahale ile turizm amacıyla yapılan müdahaleyi birbirinden ayırmak gerekir ama eğer bir papağanın kanatları turistlere daha rahat poz versin, kaçamasın veya işletmede tutulması kolaylaşsın diye kesiliyorsa, bu çok ciddi bir hayvan refahı sorunudur.
Çünkü uçmak bir papağan için yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildir. Uçmak onun doğal davranışının, egzersizinin ve çevreyle ilişkisinin bir parçasıdır. Bir hayvanı sırf insanın eğlencesine uygun hale getirmek için onun doğal özelliklerini değiştirmeyi kabul edemeyiz.”
Hayvanın nasıl kullanıldığı kadar, nereden geldiğinin de sorgulanması gerektiğini belirten Sheldon, “Üretim tesisinden mi geldi, ithal mi edildi, doğadan mı alındı, CITES kapsamında mı, bulundurma belgesi var mı, yasal menşe belgesi var mı?” diye sordu.

“‘Yıllardır bizde’ bir hukuki menşe belgesi değildir”
Sheldon, konuşmasının devamında şunlara dikkat çekti:
“Bizim istediğimiz çok basit: Bir işletme hayvan kullanıyorsa, o hayvanın hikâyesi belgeli olmalı. ‘Yıllardır bizde’ bir hukuki menşe belgesi değildir.”
Dalyan’da yengeçlerin havuzlarda sergilenmesi ve birkaç metre ötede pişirilmesinin sorgulanması gerektiğini söyleyen Sheldon, şunları aktardı:
“Bugün kabukluların ağrı ve acı deneyimine ilişkin önemli bilimsel bulgular bulunuyor. Dolayısıyla ‘omurgasızdır, acı hissetmez’ diyerek meseleyi geçiştiremeyiz. Hukuki tarafı ise daha karmaşık çünkü burada hayvanları koruma mevzuatının yanında su ürünleri ve gıda mevzuatı da devreye giriyor ama çok önemli bir ayrım var: Bir şeyin mevzuatta açıkça yasaklanmamış olması, onun etik olduğu anlamına gelmez.
Hayvan hakları mücadelesini yalnızca ‘Kanunda hangi madde var?’ seviyesine indiremeyiz. Bilim ilerliyor, toplumun vicdanı gelişiyor ve hukuk da buna göre gelişmek zorunda.”

“Kanunda yasak olan bir davranış denetlenmiyorsa hayvan yine korunmamış oluyor”
“At ve deve turlarında da aynı meseleyle karşı karşıyayız. Bir atın veya devenin turizm faaliyetinde kullanılması tek başına otomatik olarak suçtur diyemeyiz” ifadelerini kullanan Sheldon, hayvanın nasıl çalıştırıldığının belirleyici olduğunu dile getirdi ve şunların altını çizdi:
“Aşırı sıcak, susuzluk, uzun süre çalıştırılma, yeterli dinlenme verilmemesi, ağır yük, yaralı veya hasta hayvanın çalıştırılması gibi durumlar hayvan refahı açısından ciddi ihlallerdir. Hayvanın gözünde bitkinlik görüyorsanız, nefes almakta zorlanıyorsa, suya ulaşamıyorsa, gölgede dinlenemiyorsa, topallıyorsa veya taşıdığı yük açıkça kapasitesini aşıyorsa orada ‘turizm’ kelimesinin arkasına saklanamazsınız.
Hayvanın bedeni işletmenin gelir modeli değildir. Bütün bu uygulamaların hukuki durumuna baktığımızda ise bazı davranışlar doğrudan hayvanlara eziyet, kötü muamele veya hayvan refahının ihlali kapsamında değerlendirilebilirken, bazı alanlarda mevzuatın yeterince açık olmadığı görülüyor.”
Kendileri için meselenin yalnızca “Kanunda açıkça yazıyor mu?” sorusundan ibaret olmadığını belirten Sheldon, şunlara vurgu yaptı:
“Kanunda yasak olan bir davranış denetlenmiyorsa hayvan yine korunmamış oluyor. Kanunda boşluk varsa da o boşluğu hayvanın aleyhine kullanmak yerine, o boşluğun kapatılması için mücadele etmek gerekiyor. Hayvan hakları mücadelesi zaten tam olarak budur.”

“Denizi koruyup, deniz canlısını havuza kapatamayız”
Fethiye ilçesine bağlı Hisarönü’nde faaliyet gösteren “Dolphin Park” isimli yunus gösteri ve terapi merkezinin, 2011 yılında kapandığını hatırlatan Sheldon, şunları aktardı:
“Bize ‘turizm böyle yapılıyor, başka türlü olmaz’ anlayışının doğru olmadığını gösterdi. Bir dönem yunusların havuzlarda tutulduğu, insanlarla yüzdürülerek turistik bir eğlenceye dönüştürüldüğü bir sistem vardı. Hayvan hakları savunucuları ve gönüllüler bu uygulamaya karşı mücadele etti ve tesis kapatıldı.
Bu bizim için çok önemli bir örnek çünkü bir şey yıllardır yapılıyor diye doğru değildir; turizm adı altında yapılıyor diye de meşru değildir.”
Sheldon, konuşmasının devamında şunların altını çizdi:
“Bugün Fethiye-Kaş bölgesinin deniz ekosisteminin korunmasına yönelik adımlar atılırken, deniz canlılarını doğal yaşam alanlarından koparıp turistik eğlenceye dönüştüren anlayışı da sorgulamamız gerekiyor. Denizi koruyup deniz canlısını havuza kapatamayız.
Doğayı turistlere göstermek başka şeydir; doğadaki canlıyı doğasından koparıp turistin eğlencesine sunmak başka şey.”
“Denetim konusunda da en büyük sorunlardan biri uygulamanın etkinliği” diyen Sheldon, şunlara dikkat çekti:
“Hayvanların korunması konusunda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yetkileri bulunuyor. Yaban hayvanları söz konusu olduğunda Doğa Koruma ve Milli Parklar birimleri de devreye giriyor ama bizim yıllardır söylediğimiz şey şu: Denetim sadece kâğıt üzerinde olmamalı.
Bir şikâyet geldiğinde gerçekten sahaya gidilmeli. Hayvan görülmeli. Veteriner hekim değerlendirmesi yapılmalı. Menşei, izinleri, çalışma koşulları ve hayvanın sağlık durumu incelenmeli. İhlal varsa yaptırım uygulanmalı çünkü denetimsizlik, mevzuatın kendisi kadar büyük bir sorun.”

“Turiste hayvanı kullandırmak yerine doğayı tanıtabiliriz”
Hayvan kullanmadan sürdürülebilir turizmin mümkün olduğunun altını çizen Sheldon, şunları söyledi:
“Hatta bunun geleceğin turizm anlayışı olması gerektiğini düşünüyorum. Muğla’nın turist çekmek için bir papağanın kanadına, bir atın sırtına, bir devenin bedenine veya bir yunusun havuzdaki gösterisine ihtiyacı yok. Bizim denizimiz var, ormanımız var, yaban hayatımız var, eşsiz biyolojik çeşitliliğimiz var. Turiste hayvanı kullandırmak yerine doğayı tanıtabiliriz.
Kuş gözlemciliği yapabiliriz. Yaban hayatını doğal ortamında gözlemleyebiliriz. Deniz ekosistemini tanıtabiliriz. Ekolojik yürüyüşler yapabiliriz. Yani hayvanı eğlence nesnesi yapmak yerine, onun yaşam alanını koruyarak turizm yapabiliriz.”
Turistlerin de sorumluluğu olduğunu dile getiren Sheldon, şunları aktardı: “Çünkü turizmde talep neyse sektör de ona göre şekilleniyor. Bir turist bir hayvanın zincirlenmiş olduğunu, aşırı sıcakta çalıştırıldığını, susuz olduğunu, bitkin olduğunu, uçamamasının sağlandığını veya sürekli fotoğraf çektirmek için insanların eline verildiğini görüyorsa bunu ‘tatil eğlencesi’ olarak kabul etmemeli.
Sormalı, araştırmalı, gerekirse bildirmeli ama en önemlisi de o faaliyete para vermemeli. Çünkü turist o faaliyete para verdiğinde, aslında o sistemin devam etmesine de para vermiş oluyor.”

“Turizme karşı değiliz, hayvanın sömürülmesine karşıyız”
“Biz hayvan hakları savunucuları olarak turizme karşı değiliz, biz hayvanın sömürülmesine karşıyız” ifadelerinin altını çizen Sheldon, şunlara vurgu yaptı:
“Bir köpeğin sokakta yaşamasına izin vermeyen, onu barınağa kapatan; bir yaban hayvanını kafese koyup turistlere gösteren; bir atı sıcakta çalıştıran; bir yunusu havuza hapseden anlayışın ortak noktası, hayvanın kendi yaşamı üzerinde söz hakkı olduğunu kabul etmemektir. Biz bunun değişmesi için mücadele ediyoruz.
Çünkü hayvan hakları yalnızca sokaktaki köpeğin hakkı değildir. Papağanın uçma hakkıdır. Yunusun denizde yüzme hakkıdır. Atın dinlenme hakkıdır. Devenin bedeninin sömürülmeme hakkıdır. Deniz canlılarının yaşam hakkıdır ve bütün bunların ortak bir adı vardır: Özgürlük.”
Sheldon, konuşmasının sonunda şunları işaret etti:
“Fethiye’de yıllar önce yunusların havuzdan çıkarılması için mücadele eden insanlar bize çok önemli bir şey gösterdi: Bir şey yıllardır yapılıyor diye doğru değildir. Bir şey turizm adı altında yapılıyor diye meşru değildir ve bir canlıyı sömürmeden de bu kentte turizm yapılabilir. Bizim hedefimiz turizmi durdurmak değil. Turizmi, hayvan sömürüsünden özgürleştirmek.
Çünkü Muğla’nın güzelliği hayvanları esir almasında değil; hayvanların özgürce yaşayabildiği bir doğaya sahip olmasındadır ve bizim mücadelemiz de tam olarak bunun için: Hayvanların turistlere değil, özgürlüğe ihtiyacı var.”








