Gündoğdu: “COP31’in en büyük kazanımı plastik atık ithalatının yasaklanması olur”

İSTANBUL (Medyascope) – Uluslararası iklim konferansı yaklaşırken Türkiye’nin Sıfır Atık gündemini Prof. Dr. Sedat Gündoğdu Medyascope için değerlendirdi.

Sedat Gündoğdu
Sedat Gündoğdu: “COP31’in en büyük kazanımı plastik atık ithalatının yasaklanması olur”

Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi COP31’e sayılı günler kaldı. Geçen yıl COP31 gündeminde Sıfır Atık kurucu unsur olarak açıklanmıştı. COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonluğu görevi ise Sıfır Atık Vakfı’na verilmişti. Ancak tarih yaklaştıkça Elektrifikasyon hedefi Sıfır Atık hedefinin önüne geçti. Yine de Başkanlık önceliklerinde Sıfır Atık ikinci sırada, önemini koruyan bir konumda. Öyle ki COP31 Başkanlığı, 2035’e kadar atık üretimindeki artışın yarı yarıya azaltılması hedefini duyurdu. Uluslararası iklim konferansı yaklaşırken Türkiye’nin sıfır atık gündemini Prof. Dr. Sedat Gündoğdu Medyascope için değerlendirdi.

Hikayeniz yoksa anlatamazsınız

Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi, deniz biyoloğu ve çevre araştırmacısı Sedat Gündoğdu, Sıfır Atık’ın başlangıçta ana gündem maddesiyken zaman içinde ikinci plana geçmesini Bakanlık ve Sıfır Atık Vakfı arasındaki öncelik farklılığı olabileceğini ve iddialı bir sıfır atık söyleminin Türkiye’nin mevcut sıfır atık uygulamalarıyla örtüşmemesi olduğunu söyledi. Bu kadar iddialı bir sıfır atık çıkışının, uygulamalarla çeliştiğinin Çevre ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın farkında olduğunu belirten Gündoğdu, Türkiye’nin atık yönetiminin yüzde 80 oranında atık depolamaya dayandığını vurguladı. Sıfır Atık’ın COP31’de bir vitrin olarak kullanılma riskine değinerek “hikayeniz yoksa anlatamazsınız” dedi:

“Tek kullanımlık plastikler hâlâ yasaklanmış değil, mikroplastiklere ilişkin somut bir düzenleme bulunmuyor ve denizlerimiz ciddi biçimde kirleniyor. Bu tablo, Sıfır Atık söyleminin sahada karşılık bulamayabileceğini gösteriyor.

COP31’in ‘uygulama COP’u’ olacağı belirtilirken, gündemin elektrifikasyona doğru kaydığı görülüyor. Elektrifikasyon alanında daha somut ve ölçülebilir hedefler belirlenebilir, bu nedenle daha gerçekçi bir gündem olabilir. Ancak Sıfır Atık konusunda dile getirilen hedefler şu aşamada gerçekçi görünmüyor.”

Araştırmacı, atık sorunun emisyonlara etkisi konusunda ise iklim camiasından ayrıştığını belirtti. Türkiye’nin atıklardan kaynaklı metan salımının yüzde 30’lara varabildiğini ve bunun önemsiz olmadığını söyledi. Kömür ve fosil yakıtlarla mücadele sürerken atıkların göz ardı edilmesinin Türkiye’yi Avrupa’nın plastik atık sahasına dönüştürebileceğini vurgulayan araştırmacıya göre, Sıfır Atık gündemi diğer iklim hedeflerini gölgelememeli ancak dışlanmamalı da.

Gündoğdu, aynı zamanda COP31’in bir fırsat olduğunu bildirirken COP31 sonucunda atık alanında elde edilecek en büyük kazanımın plastik atık ithalatının durdurulması kararı olacağını söyledi.

Tek kullanımlık plastik yönetmeliği çıkamadı

Mart 2026 tarihinde tek kullanımlık plastiklerin kısıtlanmasına yönelik yönetmelik taslağı duyurulmuştu. Anadolu Ajansı’nda yer alan habere göre COP31 Sıfır Atık vizyonu kapsamında plastik kirliliğini azaltmak amacıyla düzenlenen yönetmeliğin 1 Eylül’de yürürlüğe girmesi planlanıyordu ancak yönetmelik henüz yürürlüğe konmadı. Bu hamlenin COP31 Başkanlığı nedeniyle aceleyle alınmış bir karar olduğunu belirten Gündoğdu, tek kullanımlık plastik üreticilerinin Bakanlık üstünde baskı kurduklarını, bu nedenle yönetmeliğin yürürlüğe konmadığını belirtti:

“Burada belirleyici olan plastik endüstrisi, sanki tek kullanımlık plastikleri yasaklayınca Türkiye’de enflasyon artacak, ekonomik darboğaza girilecek gibi bir söylemle yasal düzenleme üzerinde belirleyicilik yapıyorlar.  Bu da Bakanlığın bunu çıkaramamasına neden oluyor.”

COP31 için acele edildiğinin altını çizen araştırmacı, yayınlanan taslağın yetersiz olduğunu, normal şartlarda taslağın bu yılın sonunda yayınlanmasının planlandığı söyledi.

Bakanlığa sanayi baskısı

Türkiye 2018’den bu yana Avrupa’nın plastik çöplerini ithal etmesiyle gündemde. Sedat Gündoğdu ve çevre odaklı sivil toplum kuruluşları plastik atık ithalatının ve geri dönüşüm sektörünün yarattığı kirliliği uzun bir süredir gündemde tutuyor. 2021 yılında, medyanın, bilim insanlarının ve sivil toplumun baskılarıyla Çevre Bakanlığı tarafından plastik atık ithalatının yasaklanacağı duyurulmuştu. Ancak karardan bir hafta sonra geri adım atıldı. Sedat Gündoğdu’ya göre, bu konuda geri dönüşüm sanayicileri çok etkili. Bakanlığın üstünde baskı kuran geri dönüşüm şirketleri ithalat yoluyla daha düşük maliyetlerle plastik atık tedariği sağlayabiliyor:

“Bu, yalnızca ekonomik değil, politik bir tercih. Atık sömürgeciliğinden söz ediyoruz. Birilerinin para kazanması, atık ithalatını meşrulaştıramaz. Önceliğimiz bir endüstriyi ayakta tutmak mı, yoksa Türkiye’nin atıklarını doğru biçimde yönetmek mi olmalı?”

Bursa merkezli bir geri dönüşüm şirketinin 14 Eylül’de kurumsal web sitesinde yayınladığı Plastik Atık İthalatı Nedir? başlıklı yazıda, atık ithalatının yapılma gerekçesi, yurtiçinde şirketlerin ihtiyacını karşılayacak kadar plastik atık olmaması yönünde. Sedat Gündoğdu ise bu durumun, ülkenin atık yönetim sistemindeki boşluktan ve şirketlerin hammadde maliyetlerini düşürme ihtiyacından kaynaklandığını, bu nedenle “Türkiye’de plastik atık yok” söyleminin geçersiz olduğunu belirtti. Araştırmacıya göre, atık ayrıştırma firmaları da ayrıştırdıkları atıkları yurtiçinde satamıyor çünkü geri dönüşüm şirketleri ithal atık alıyor.

Denetlemek çözüm değil

Yıllardır yapılan ithalatın ardından plastik atıkların Akdeniz kirliliğinin önemli nedenlerinden biri haline geldiğini vurgulayan Gündoğdu, denetimleri artırmakla plastik atık ithalatı sorununun çözülemeyeceğini, Türkiye’nin geri dönüşümü teşvik eden değil, kaynağında azaltmaya dayalı çok iyi kurgulanmış bir atık yönetimi modeline ihtiyacı olduğunu söyledi:

“Artık cin şişeden çıktı. Atık ithalatı, Akdeniz’deki kirlilik sorunlarının önemli nedenlerinden biri hâline geldi. Sektör, denetimlerin artırılmasını istiyor ancak sorun yalnızca denetimle çözülemez. Denetimlere rağmen Seyhan Nehri’ne hâlâ ciddi miktarda atık karıştığını gözlemliyoruz.”

YEKDEM destekleri kesilmemeli

Atık yönetim şirketlerine verilen YEKDEM (Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması) desteklerinin kesilmesini doğru bulmayan Gündoğdu, bu şirketlerin karlılıkları azaldığında sahada özel şirketler tarafından yürütülen atık yönetim süreçlerinin sekteye uğrayacağını vurguladı. Bu hamlenin mevcut Sıfır Atık söylemleriyle çeliştiğini ifade eden araştırmacı, ayrıştırılan atıkların da gömülme riskine değindi:

“Şirketler kâr edemedikleri için hizmetlerini gerektiği gibi sürdüremez, atıkları ayrıştırmak yerine doğrudan depolamaya yönelirse, atık yönetimi altyapısı ağır bir darbe alabilir. Bu da Türkiye’yi 1990’lardaki atık sorunlarını yeniden tartışmak zorunda bırakabilir.”

Atıkları yakmak çözüm değil

Gündoğdu, atık yakma tesislerinin bu dönüşüme alternatif olarak sunulmasına da karşı çıktı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin büyük ölçekli atık yakma tesisini örnek gösteren Gündoğdu’ya göre yakma, atığı yönetmekten çok atıktan kurtulmaya dayanan bir yaklaşım.

Yakma işlemi sonucunda yüksek miktarda toksik kül oluştuğunu ve bu külün depolanmasının yeni bir çevre sorunu yarattığını belirten Gündoğdu, yüz milyonlarca dolarlık yatırımlarla kurulan tesislerin çalışabilmek için sürekli atığa ihtiyaç duyduğunu söyledi. Bu durumun atık miktarını azaltma hedefiyle çeliştiğini ifade eden Gündoğdu, sistemi “atık kitlenmesi” olarak tanımladı:

“Yakmak, atığı yönetmek değil, atığı bir problem olarak görüp ondan kurtulmaya çalışmaktır. Üstelik yakma sonucunda yüz binlerce ton zehirli kül ortaya çıkıyor. Büyük yatırımlarla kurulan bu tesisleri çalıştırabilmek için sürekli atık üretmek zorunda kalıyorsunuz. Biz buna, karbon kitlenmesine benzer biçimde, ‘atık kitlenmesi’ diyoruz. Türkiye’nin atığı yakmaya ve gömmeye değil, azaltmaya, yeniden kullanmaya, kompostlamaya ve geri kazanmaya yönelmesi gerekiyor.”

Doğru bir atık yönetimi nasıl olmalı?

Sedat Gündoğdu’ya göre Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu atık yönetim sistemi, atıkların büyük bölümünü düzenli depolama alanlarına veya yakma tesislerine gönderen mevcut modelin tersine çevrilmesini gerektiriyor. Sistemin temelini atığın kaynağında azaltılması, ayrı toplanması, organik atıkların kompostlanması ve yeniden kullanılabilir ambalajların yaygınlaştırılması oluşturmalı.

Kompost

Türkiye’de yılda yaklaşık 32-33 milyon ton belediye atığı üretildiğini belirten Gündoğdu, bunun 16-17 milyon tonunun gıda ve diğer organik atıklardan oluştuğunu söyledi. Bu atıklardan yılda 3-4 milyon ton kompost elde edilebileceğini ifade eden Gündoğdu’ya göre Türkiye, organik atıklarının yaklaşık yüzde 90’ını farklı kompostlama yöntemleriyle değerlendirebilir. Bunun için atıkların tek bir merkezde toplandığı sistemler yerine yerel ve merkezi olmayan kompostlama modellerinin geliştirilmesi gerekli.

Eko-tasarım ve doğru vergilendirme

Atıkların ayrıştırılmasının yalnızca vatandaşların sorumluluğuna bırakılamayacağını vurgulayan Gündoğdu, üreticileri de kapsayan yaptırımların hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Ürün ve ambalajların kullanım sonrasındaki çevresel maliyetinin daha üretim aşamasında hesaba katılmasını isteyen Gündoğdu, ekolojik tasarıma uygun ürünlerin teşvik edilmesini, geri dönüşümü zor, çevresel etkisi yüksek ürünlerden ise daha fazla vergi alınmasını önerdi.

Bu yaklaşımda bir ürünün atığa dönüştükten sonra yol açacağı toplama, ayrıştırma ve bertaraf maliyeti de üreticiye yansıtılmalı. Böylece çevresel etkisi düşük ürünler ekonomik olarak avantajlı hâle gelirken, sorunlu ürünlerin üretimi zamanla azalabilir.

Doğru uygulanan depozito sistemi

Depozito iade sisteminin tek başına yeterli olmadığını kaydeden Gündoğdu, ambalajların da standartlaştırılması gerektiğini söyledi. Gündoğdu’ya göre, özellikle cam şişelerin yeniden doldurulabilecek biçimde tasarlanması, malzemenin kırılarak geri dönüştürülmesinden önce yeniden kullanımını sağlayabilir. Ayrıca, plastik ambalajlara uygulanan vergilerin artırılması ve plastik dışındaki seçeneklerin teşvik edilmesi de atığa dönüşen malzeme miktarını azaltabilir.

Yerinde ayrıştırma

Gündoğdu’ya göre kâğıt, plastik ve metalin organik atıklardan ayrı toplanması, gıda atıklarının komposta, geri dönüştürülebilir malzemelerin ise geri kazanıma yönlendirilmesi hâlinde geriye yalnızca yaklaşık yüzde 10’luk zor bertaraf edilen bir bölüm kalabilir. Türkiye’de ise bunun tam tersi bir tablo bulunduğunu belirten Gündoğdu, “32 milyon ton atığın yaklaşık 26-27 milyon tonu gömülüyor” dedi.

İdeal bir sistemde depolamaya gönderilen atık oranının yüzde 10’lara düşürülmesi, kompostlama oranının ise yüzde 80-90 seviyelerine çıkarılması gerektiğini söyleyen araştırmacı, yeniden kullanılabilir ambalajların tek kullanımlık ürünlerin yerini almasının önemine dikkat çekti. Plastik dışındaki alternatiflerin ise temel ambalaj malzemesi hâline gelmesi de bu dönüşümün parçalarından biri olmalı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş