İmamoğlu’nun savunmasının ikinci gününden izlenimler: “Aklanması gereken kişi ben değilim” | Ruşen Çakır yorumladı

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Ekrem İmamoğlu’nun İBB davasındaki savunmasının ikinci gününü değerlendirdi. Çakır’a göre İmamoğlu, suçlamaları iktidara iade ederek siyasi bir savunma ortaya koydu.

Ruşen Çakır, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’deki savunmasının ikinci gününü salonda izledi. Çakır, “İlk günden biraz daha farklı bir Ekrem İmamoğlu vardı. Daha fazla Ekrem İmamoğlu’ydu” dedi.

Çakır, İmamoğlu’nun dünkü savunmasını canlı yayın tartışmasıyla ilişkilendirdi. Çakır, “Dünkü savunma, siyasi iktidarın neden İBB davasının canlı yayınlanmasını istemediğinin tek başına kanıtı olabilirdi. İmamoğlu da birkaç yerde ‘Ben savunma falan yapmıyorum’ dedi. Savunmadı, saldırdı” dedi.

İmamoğlu, isim vermeden “Aklanması gereken kişi ben değilim” dedi ve birinci, ikinci, üçüncü kişiyi bildiğini söyledi. Çakır, “Birinci kişi tabii ki Erdoğan. Ama iki ve üçte kimleri kastettiğini tam çıkaramadım” dedi.

İmamoğlu, iddianameyi kastederek yaşananları “örgütlü bir çalışmanın muamelesi” olarak niteledi. Çakır, “İmamoğlu, sistemin bu davada esas olarak kendisine saldırdığını söyleyerek suçlamayı bir anlamda iade ediyor. ‘Kimse bize örgütten bahsetmesin’ diyor” dedi.

İmamoğlu'nun savunmasının ikinci gününden izlenimler: "Aklanması gereken kişi ben değilim" | Ruşen Çakır yorumladı
İmamoğlu’nun savunmasının ikinci gününden izlenimler: “Aklanması gereken kişi ben değilim” | Ruşen Çakır yorumladı

İmamoğlu darbe dönemlerine atıf yaptı

İmamoğlu, 19 Mart ve 21 Mayıs’ı 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat ile birlikte andı. Çakır, “Bunları darbelerin devamı olarak görüyor ve aynı akıbetin tekrar yaşanacağını iddia ediyor. Çok ciddi bir meydan okuma var” dedi.

Çakır, İmamoğlu’nun savunmasındaki temel tutumu da özetledi. Çakır, “Esas olarak burada bir siyasi duruş var. Siz beni yargılamıyorsunuz, ben sizi yargılıyorum diyor” dedi.

Çakır duruşma salonunu eleştirdi

Çakır, İmamoğlu’nun izleyicilerden çok uzakta durduğu salonun savunmanın etkisini azalttığını düşünüyor. Çakır, “İlk duruşmaların başladığı salonda olsaydı bu savunma çok daha büyük etki yaratırdı. Siyasi iktidar, onun sözünü sınırlamak için elinden geleni yapıyor” dedi.

Çakır, İmamoğlu’nun savunmasının bugün bitebileceğini ama cumartesiye de sarkabileceğini aktardı.

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.

Ekrem İmamoğlu’nun duruşmasında savunması sürüyor. Dün ikinci gün yaşandı. Bugün bitme ihtimali var ama cumartesiye de sarkabilir. Normal şartlarda beklenen bugün öğle saatlerine kadar yine İmamoğlu’nun konuşması, ondan sonra değişik aşamalar, yargıcın soruları, savcının soruları ve avukatların savunması diye devam edecek ve ondan sonra Ekrem İmamoğlu’nun savunması tamamlandıktan sonra bir müddet ara verilip yeni bir celseye başlanacak. Önceki gün, ilk günü çok kalabalıktı salon. İzleyici de çoktu. Hava zaten çok kötüydü. Ona rağmen çok sayıda izleyici vardı, epey bir gazeteci vardı ve siyasetçi de vardı. Dün nispeten azalmıştı. Gerek avukat, gerek gazeteci, gerek izleyici sayısı azalmıştı. Siyasetçilerde açıkçası beklemiyordum; YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İl Başkanı Özgür Çelik’le yine geldi. Yanında partinin başka kurmayları da vardı. Ekrem İmamoğlu’nu yalnız bırakmadılar.

Ben bu kıyafetle gittim. Bu kıyafet, şimdi size de göstermek için bunu giydim, gördüğünüz gibi bordo mavi, Trabzon. Çünkü Ekrem İmamoğlu Trabzonlu. Eşi orada, çocuğu orada, babası orada ve onun akrabalarından izlemeye gelenlerin içerisinde de bayağı Trabzonlu var. Onun muhabbetini yaptık, ki kaldı ki ben de Trabzon’un damadıyım. Onun için bordo mavi olarak orada bulundum, tabii ki tutuksuz sanık olarak yine. Gazetecilerin olduğu yere gitmedim. Yine tutuksuz sanıklarla birlikte izledim. Tutuksuz sanıkların sayısı da çok fazla değildi ama oğlu oradaydı Ekrem İmamoğlu’nun. Birtakım yakın zamanda cezaevinden çıkmış kişiler daha çok geliyor duruşmalara benim gördüğüm. Çünkü cezaevinde yatan, tutuklu olan arkadaşlarıyla görüşme imkânı buluyorlar, selamlaşma imkânı buluyorlar, kadınlar, şoförler. Çok sayıda şoför, yaklaşık 18 ay yatıp makam şoförü tahliye olmuştu. Onların genellikle geldiğini görüyorum.

Peki duruşma nasıldı? İlk gün daha siyasi bir şey anlattı Ekrem İmamoğlu. Türkiye, dünya, Kürt sorunu… Bunları ele almıştık. Bayağı da ilgi gördü siz izleyicilerden. Dünkünde ise ilk günden biraz daha farklı bir Ekrem İmamoğlu vardı. Şöyle söyleyeyim; daha fazla Ekrem İmamoğlu’ydu, öyle diyeyim. Çünkü olayı doğrudan bu davaya götürdü. Davayı ele aldı, yargılanmayı ele aldı. Gözaltı süreci ama gözaltından önce kendisine operasyon yapılacağını hissediyor, duyuyor. Bunu Özgür Özel’le paylaşıyor. Adım adım, o dönem İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan Akın Gürlek’le kuramadığı diyaloğu anlatıyor. Bunların hepsini çok ilginç anekdotlarla anlattı ve sonra gözaltına alınmasını, tutuklanmasını, hepsini anlattı. Ve bunları anlatırken, Ekrem İmamoğlu hep öyle yapıyor, bir taraftan terlerini siliyor, bir taraftan da sürekli salonun başka yönlerine doğru konuşuyor ve coşkulu bir şekilde konuşuyor. Şunu gördüm ve dünkü canlı yayında da söyledim. Dünkü duruşma, dünkü Ekrem İmamoğlu savunması siyasi iktidarın neden İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının canlı yayınlanmasını istemediğinin tek başına kanıtı olabilirdi. Çünkü Ekrem İmamoğlu, kendisi de söyledi zaten birkaç yerde, “Ben savunma falan yapmıyorum.” dedi. Savunmadı, saldırdı. İşte Jacques Verges’in, ünlü Fransız avukat Jacques Verges’in perspektifini hayata geçirdi. Kendisi suçladı.

Şu lâfı, ki başlığa da onu çıkarttım, “Aklanması gereken kişi ben değilim.” dedi. Ve isim vermedi, isim vermediğini özellikle söyledi. “Aklanması gereken birinci kişiyi biliyorum, ikinci kişiyi biliyorum, üçüncü kişiyi biliyorum.” dedi ve 87 milyonun da bunları bildiğini söyledi. Açıkçası ben birinci kişiden kimi kastettiğini anladım ama iki ve üçte neyi, kimleri kastettiğini tam çıkaramadım, onu söyleyeyim. Birinci kişi tabii ki Erdoğan. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve zaten ilk günde de bunu yapmıştı, dün çok daha net bir şekilde bunu Erdoğan’ın kendisiyle mücadelesi olarak anlattı. Dedi ki, ‘‘Bu seçimde, 31 Mart’ta iktidarın değişebileceğini gördüler ve bunu engellemeye çalıştılar.’’ Ve şu çok çarpıcıydı; ‘‘Bütün bunlar,’’ diyor, iddianameyi kastediyor, duruşmayı, ‘‘Bütün bu yapılanlar, bir sistem, örgütlü bir çalışmanın muamelesidir.’’ ‘‘Sistem’’ ve ‘‘örgüt’’ lâfını bilerek söylemiş. Zaten sonra da devam ederken şöyle dedi: “Kimse bize sistemden, örgütten bahsetmesin.”

Biliyorsunuz İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası ‘‘örgütlü suç’’ olarak tanımlanıyor ve iddianamenin özünde bir sistemin kurulduğu ileri sürülüyor. Bu sistem şunun için kurulmuş iddianameye göre: Ekrem İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı seçtirmek için kurulan bir sistem. Ekrem İmamoğlu sistemin esas olarak bu davada kendisine karşı saldırıda olduğunu söyleyerek bu suçlamayı bir anlamda iade ediyor. “Kimse örgütten bahsetmesin.” diyor ve iddianamede “örgüt şeması” diye sunulan şeyin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin teşkilatlanma yapısı olduğunu söylüyor. Yani “örgüt” dedikleri şey zaten bizim ve önceki belediye başkanlarının da herhâlde örgütlenme, teşkilatlanma yapısı. Söylenecek çok şey var burada. Ama şunu özellikle vurgulamak istiyorum. İlk günde de bunu söylemiştim. Herkese seslenen bir Ekrem İmamoğlu var ve özel olarak birçok yerde, ilk günde de vardı, dün daha vurgulu bir şekilde İslamiyet göndermesi, din göndermesi var. Din ticaretine karşı olduğunu, bundan nefret ettiğini söylüyor. Ve bir yerde Mâide Suresi’nin 8. ayetini gördük biz. Görüntü almak yasak olduğu için sizler göremezsiniz ama orada olanlar gördük. Elindeki bir kâğıttan Arapçasından okudu. Önce Arapça okudu. Ve ondan sonra Türkçeye çevirdi. Bu daha çok iftira üzerine kurulu bir ayet, öyle söyleyelim. Ve yine konuşmasının bir yerinde hatim indirdiğini söyledi cezaevinde, içeride. Hatta birkaç kez de olabilir.

Çok dine referans veriyor ve hep şunu söylüyor. Mesela diyor ki, “Hem millet huzurunda, hem yargı huzurunda, hem Yüce Yaradan huzurunda bunun hesabını soracağım.” 1. tekil şahıs. “Asla unutmayacağım. Asla unutmayacağım, hesabını soracağım.” Ve örnek olarak neyi veriyor? 27 Mayıs’tan itibaren ayrım gözetmeksizin, Türkiye’de biliyorsunuz insanların durdukları yere göre darbelerin içinde beğendikleri, beğenmedikleri vardır. Ama Ekrem İmamoğlu 27 Mayıs’ı, 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü ve 28 Şubat’ı birlikte telaffuz etti ve oralarda yargılanan ve mahkûm olanların nasıl hâlâ itibarlı olduklarını, Menderes’ten, Deniz Gezmiş’ten örnekler verdi. Yargılayanların da daha sonra millet tarafından nasıl mahkûm edildiğini söyledi ve kendilerine yönelik olan 19 Mart’ı ve 21 Mayıs’ı da ekliyor sürekli olarak, yani mutlak butlanı, bu darbelerin bir devamı olarak görüyor. 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün ve 28 Şubat’ın devamı olarak görüyor ve aynı akıbetin tekrar yaşanacağını iddia ediyor. Çok ciddi bir meydan okuma var. İlk günde gördüğümüz daha genel meydan okumayı 2. günde doğrudan dosyaya girerek ama kendi deyimiyle dosyanın içinde kaybolmayıp dosyanın üzerinden geçerek yaptı.

Daha sonra ama öğleden sonra ben çıktım, iş yerine geldim. Sonrasını okudum yaptığı şeyleri. Dosyanın içinden birtakım şeylere cevap verdiğini de öğrendim. Yakın arkadaşlarına, Murat Ongun başta olmak üzere, sahip çıktığını ve bu arada da birtakım yakınında olup da itirafçı olan, etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler hakkında da bir şeyler söylediğini gördüm. Açıkçası oradaki, davadaki ‘‘eylem’’ diye adlandırılan şeylere tek tek cevap vermesini beklemiyorum ama bazılarına, bazı kişilere ve bazı suçlamalara cevap verdiğine tanık olduk. Ama esas olarak burada bir siyasi duruş var. “Siz beni yargılamıyorsunuz, ben sizi yargılıyorum.” ya da “Gün gelecek bunu yaşayacağız, göreceğiz.” Çok emin, kendinden çok emin. “Ben bunu yapacağım.” diyor. “Ben bunun hesabını soracağım.” diyor. Bu arada anlattığı başına gelenler, Vatan Emniyet’teki koşullar, şu bu, işte savcının kendisine neler söylediği gibi anekdotlar, Akın Gürlek’le geçen şeyleri de hepsinin birer ilginçlik olduğunu söylemek lâzım. İstanbul İl Binası’nın satın alınması konusunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun tanık olmasını istemesini de ayrıca not etmek lâzım. Diyor ki, “Bu dava siyasidir.” Tekrar tekrar söyledi, ‘‘Evet, bu dava siyasidir.’’ Evet, bu dava siyasi ve Ekrem İmamoğlu siyasi bir savunma yaptı esas olarak.

İlk gün başladığı şeyi doğrudan dosya üzerine, iddianame üzerine taşıyarak oradaki aktörler, başta Akın Gürlek olmak üzere, o aktörlerin adını zikrederek kendisine yönelik yok etme, tasfiye etme girişimine karşı ayakta kalacağı iddiasını güçlü bir şekilde söyledi. Ve heyecanlıydı, öyle gördüm, heyecanlıydı ve coşkuluydu. Ama o zaman şeyi de anlıyorsunuz; o salonun neden o kadar büyük olduğunu. O salon ilk yapılan duruşmaların ilk başladığı salonda olsaydı bu savunma çok daha büyük etki yaratırdı. Yani şu anda Ekrem İmamoğlu, tabii ekranda gösteriyorlar ama izleyicilerin, gazetecilerin çok uzağında bir yerde duruyor. Zaten ilk gün de salonu eleştirmişti. Siyasi iktidar onu etkisizleştirme, sözünü sınırlama için elinden geleni yapıyor ama o ne dedi? Dünkü savunmasının başlarında “87 milyonun kulağını kesemeyeceklerine göre bu kulaklar duyacak. Duymaları için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bu vurgunlara karşı dimdik duracağız.” dedi. Bakalım nereye evrilecek bugünkü savunmasında, savunmasının bugünkü bölümünde. Ben Silivri’ye gidemiyorum ama yine takip edeceğim ve orada ilginç bulduğum şeyleri sizinle paylaşmaya çalışacağım.

Bugünün ithafı bir gün gecikmeli de olsa Alpay. Nazikoğlu’ymuş soyadı, ilk kez duyuyorum. 91 yaşında önceki gün hayatını kaybetti Antalya’da. Açıkçası 91 yaşında olmasını beklemiyordum. Yani şöyle söyleyeyim, ben Alpay’ı kendimi bildim bileli bilirim ama onu hep genç bilirim. Halbuki 35 doğumluymuş ve müzik yapmaya 64’te, ben yani 2 yaşındayken başlamış. Çocukluğumdan beri bilirim, aranjmanlar yapardı. Fransa’dan, İtalya’dan şarkıları Türkçe uyarlardı ama öncesinde bir futbolculuğu varmış. Genç milli takımda bile oynamış. Bir bürokrat çocuğu Alpay. Hep kibar, hep nazik, hep romantik ve bir şekilde bildiğimiz, gördüğümüz, sevdiğimiz… En çok da “Eylül’de Gel”. “Eylül’de Gel” özellikle öğrenciler için de çok şeydir, öğrenciler de çok kullanır. Bir de “Fabrika Kızı” vardı. Çok sayıda yabancı şarkının uyarlaması var. 20’nin üzerinde, galiba 30’a yakın albüm yapmış. Bu arada “Hey” dergisini bilmeyenlere söyleyelim. Bir zamanlar Türkiye’nin en meşhur gençlik, müzik vesaire dergisiydi. Altta bir yerde içki görüyorsunuz. Öyle şeyler vardı ve o gömleği bugün herhangi bir kişi giymez herhâlde. Alpay’ın kılık kıyafeti de, saç şekli hep çok dikkat çekerdi. Daha sonra genellikle sakalsız, bıyıksızdı ama son dönemlerinde böyle bıyıklı, hatta ülkücü bıyığı gibi bıyıklı hâllerini de gördüğümü biliyorum. Evet, biraz bıyıklı ve sakallı hâli. Bu fotoğrafı ilk gördüğümde Alpay olduğunu anlamamıştım. Çünkü hep biz Alpay’ı şey bilirdik, sinek kaydı deniyor değil mi? Tamamen sakalsız, bıyıksız hep bilirdik. Bu fotoğrafını gördüğümde şaşırmıştım ama sonra bayağı belleğimize yerleşti. Kendisini rahmetle ve sevgiyle anıyorum.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş