İSTANBUL (Medyascope) – 43 yılın ardından CNN’e veda etmeye hazırlanan Christiane Amanpour, dünyanın en kanlı savaşlarını yerinden takip etti. Savaşların ortasında yaşamaya çalışan insanların hikâyelerini anlattı, çok sayıda dünya lideriyle röportjlar yaptı. Christiane Amanpour gazetecilik tarihinde nasıl bir iz bıraktı?
Dünyanın en tanınmış savaş muhabirlerinden, CNN televizyonunun baş uluslararası haber programcısı ve sunucusu Christiane Amanpour, 43 yıldır çalıştığı CNN’den Haziran 2027’de ayrılacak. CNN’de haber masası asistanı olarak çalışmaya başlayan Amanpour, zaman içinde savaş muhabirliğinin en önemli isimlerinden biri haline geldi.
Körfez Savaşı, Bosna, Ruanda, Afganistan, Irak ve Ukrayna… Amanpour, dünyanın en büyük insani krizlerini yalnızca diplomatik gelişmeler üzerinden değil, savaşların ortasında yaşamaya çalışan insanların hikâyeleriyle anlattı.
Devlet başkanlarıyla gerçekleştirdiği röportajlar, iktidar sahiplerini doğrudan sorgulayan gazetecilik anlayışı ve özellikle savaş suçları karşısında tarafsızlığın ne anlama geldiğine ilişkin sözleri de dünya çapında tartışmalar yarattı.
19 Ekim’de yaptığı veda açıklamasında, mesleki yaklaşımını bir kez daha hatırlattı. Meslektaşlarına seslenen Amanpour, “Unutmayın, her zaman doğruyu söyleyin, tarafsız olmayın” dedi.
Christiane Amanpour kimdir?
12 Ocak 1958’de Londra’da doğdu. İranlı bir baba ve İngiliz bir annenin dört kızından en büyüğüydü. Çocukluğunun büyük bölümünü Tahran’da geçirdi. İngiltere’deki yatılı okullarda eğitim gördü ancak ailesinin yaşadığı İran, kişisel ve mesleki kimliğinin şekillenmesinde belirleyici oldu.
1979 İran İslam Devrimi, Amanpour’un hayatında bir dönüm noktasıydı. Şah yönetiminin devrilmesi ailesinin yaşamını değiştirdi. Ailesi İran’dan Londra’ya kaçtı. Kız kardeşi kayıt olduğu halde gitmekten vazgeçince, zaten parası ödenmiş olan Londra’daki gazetecilik okuluna onun yerine Amanpour gitti.
Daha sonra ABD’ye giderek Rhode Island Üniversitesi’nde gazetecilik eğitimi aldı. 1983 yılında CNN’in Atlanta’daki merkezinde haber masası asistanı olarak mesleğe başladı.
Amanpour, yıllar sonra Guardian’a verdiği röportajda, ailesinin tanıdığı düzenin yıkılmasının gazeteciliğe yönelmesinde etkili olduğunu anlattı.
1983 yılında CNN’de çalışmaya başlayan Amanpour, özellikle savaş ve çatışma bölgelerinden yaptığı haberlerle uluslararası gazeteciliğin en tanınmış isimlerinden biri haline geldi.
1998 yılında Amerikalı diplomat Jamie Rubin ile evlendi. Çiftin Darius adında bir oğlu var. Evlilikleri 2018’de sona erdi.
Amanpour, bugün eski eşiyle birlikte The Ex Files adlı podcast programını hazırlamayı sürdürüyor.
Amanpour’un uluslararası alanda tanınmasını sağlayan ilk büyük görevlerinden biri, 1991 Körfez Savaşı oldu. Irak’ın Kuveyt’i işgalinin ardından başlayan savaşta Suudi Arabistan ve Irak’tan yaptığı yayınlarla dikkat çekti.
Savaşın ardından hazırladığı bir haber, gazetecilik anlayışını özellikle yansıtıyordu. Saddam Hüseyin yönetiminin baskılarından kaçan Kürtlerin İran sınırında yaşadığı insani krizi takip etmek üzere bölgeye gitti.
CNN ekibi, uydu bağlantısı kurmak için gerekli cihazları kamyonlara yükleyerek dağlık bölgeye ulaştı. Sınırdaki mültecilerin yaşadığı koşulları dünyaya canlı yayınla aktardı. Dönemin Los Angeles Times haberine göre bu, İran’dan yapılan ilk canlı uydu haber yayınlarından biriydi.
Amanpour, bu haberde, Türkiye ve İran sınırlarına yönelen Kürtlerin yaşadığı insani felaketten derinden etkilendiğini anlattı.
Bosna Savaşı: “Saldırganla mağduru eşit gösteremezsiniz”
Amanpour’un kariyerindeki en önemli dönüm noktalarından biri, 1992-1995 yılları arasındaki Bosna Savaşı oldu, Saraybosna kuşatmasını uzun süre yerinden takip etti.

Amanpour Bosna’da (1998).
Keskin nişancıların hedef aldığı sivilleri, bombardıman altındaki mahalleleri ve etnik temizliği uluslararası kamuoyuna anlattı.
Sivillere yönelik saldırılar karşısında kullandığı dili, gazetecilikte tarafsızlık tartışmalarını beraberinde getirdi. Bazı meslektaşları, Amanpour’u haberlerinde Bosnalı Müslümanların yaşadıklarına ağırlık verdiği gerekçesiyle eleştirdi.
Amanpour’a göre ise gazetecinin görevi olayları kanıtlarıyla anlatmaktı. Sistematik saldırılar karşısında saldırganla mağduru eşit konumda sunmak, gerçeği çarpıtabilirdi.
1993’te Los Angeles Times’a verdiği röportajda Bosna’da yaşananları anlatmaya devam etme kararlılığını dile getirdi. CNN’in Bosna’daki haberciliği, 1994’te Alfred I. duPont-Columbia Üniversitesi Ödülü’ne layık görüldü.
3 Mayıs 1994’te CNN’in düzenlediği uluslararası televizyon forumuna Saraybosna’dan katıldı. ABD Başkanı Bill Clinton’a, Washington’ın Bosna konusunda neden kararsız bir politika izlediğini sordu.
Amanpour, ABD’nin tutumundaki değişikliklerin Bosna’daki saldırganları cesaretlendirip cesaretlendirmediğini ve ülkenin uluslararası güvenilirliğini zedeleyip zedelemediğini gündeme getirdi.
Ruanda: Kariyerinin en büyük pişmanlıklarından biri
Bosna, Amanpour’un meslek hayatında önemli bir başarıya dönüşürken 1994 Ruanda soykırımı, daha sonra yaptığı özeleştirilerin merkezinde yer aldı. Yüz binlerce Tutsi ve “ılımlı” Hutu’nun öldürüldüğü soykırım sırasında uluslararası basının gelişmeleri yeterince güçlü biçimde gündeme taşımadığını savundu.

Amanpour, Ruanda’daki soykırım alanını ziyaret ederken (2007).
Amanpour’a göre bu durum yalnızca siyasi liderlerin başarısızlığı değildi, gazeteciler de dünyanın dikkatini yaşananlara çekmekte yetersiz kalmıştı.
PBS’in Amerikan başkanlık tarihi üzerine hazırladığı bir çalışmada, Ruanda’yı uluslararası toplumun ve gazetecilerin vicdanında kara bir leke olarak tanımladı. Soykırım sırasında daha fazlasının yapılabileceğini söyledi.
Bu düşünce, 2008 yılında hazırladığı Scream Bloody Murder adlı belgeselin de temelini oluşturdu. Belgeselde, Nazi soykırımından Kamboçya’ya, Ruanda’dan Darfur’a kadar farklı dönemlerde yaşanan kitlesel katliamları ve bunları durdurmak için neden yeterince harekete geçilmediğini araştırdı.
Muhammed Hatemi ile röportajı
1998 yılında Amanpour’un gerçekleştirdiği önemli görüşmelerden biri, İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ile yaptığı röportajdı.
İran İslam Devrimi’nin ardından Washington ile Tahran arasındaki ilişkiler uzun yıllardır gergindi. Reformcu kimliğiyle öne çıkan Hatemi ise ABD halkına daha uzlaşmacı mesajlar vermeye hazırlanıyordu.
7 Ocak 1998’de CNN’de yayımlanan röportajda Hatemi, Amerikan halkına doğrudan seslendi. ABD tarihine ve kültürüne duyduğu saygıdan söz etti ve ülkeler arasında bir “medeniyetler diyaloğu” kurulabileceğini savundu.
Arafat’ın “Kes sesini!” diyerek bitirdiği CNN görüşmesi
Amanpour’un en çok konuşulan röportajlarından biri, 29 Mart 2002’de Filistin lideri Yaser Arafat ile yaptığı telefon görüşmesiydi. İsrail ordusu, Arafat’ın Ramallah’taki karargâhını kuşatmıştı. Çevresinde tankların bulunduğu binada kalan Arafat, CNN’in canlı yayınına telefonla katıldı.
Amanpour, önce kuşatma koşullarını ve Arafat’ın doğrudan fiziksel tehdit altında olup olmadığını sordu, ardından dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın şiddetin durdurulması yönündeki çağrısını gündeme getirdi.
Beşar Esad’a, “Hariri’nin öldürülmesi emrini siz mi verdiniz?” sorusu
Amanpour’un siyasi liderlerle yaptığı röportajlardan biri de 2005 yılında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile yaptığı görüşmeydi.
Lübnan’ın eski Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesinin ardından Suriye üzerindeki uluslararası baskılar artmıştı. Suikastla ilgili Birleşmiş Milletler soruşturması devam ederken Amanpour, Esad’a doğrudan Hariri’nin öldürülmesi emrini verip vermediğini sordu.
Esad, böyle bir emri hiçbir zaman vermeyeceğini, suikastın kendi ilkelerine ve Suriye’nin çıkarlarına aykırı olduğunu söyledi.
Amanpour bunun üzerine cinayetin Suriyeli yetkililer tarafından Esad’ın bilgisi dışında işlenmiş olup olamayacağını sorguladı. Esad, böyle bir durumun vatana ihanet anlamına geleceğini savundu.
Dalai Lama: “Son Dalai Lama ben olabilirim”
Amanpour’un röportajları yalnızca devlet başkanları ve savaşın taraflarıyla sınırlı değildi. Tibet’in sürgündeki ruhani lideri Dalai Lama ile gerçekleştirdiği görüşmeler de kariyerinin önemli çalışmalarından biriydi.

Dalai Lama ve Amanpour (2008).
2008 yılında hazırladığı Buddha’s Warriors adlı belgesel için Hindistan’ın Dharamsala kentindeki Tibetli sürgün topluluğunu ziyaret etti. Dalai Lama ile Çin yönetiminin Tibet politikalarını, dini özgürlükleri ve şiddetsiz direnişi konuştu.
Amanpour, Dalai Lama’ya kendisini nasıl tanımladığını sorduğunda, ruhani lider önce bir insan, ardından sıradan bir Budist keşiş olduğunu söyledi. Belgeselde, Tibetli Budistlerin Çin yönetimiyle yaşadığı çatışmanın yanı sıra Myanmar’daki Budist hareketlerin siyasi rolü de ele alındı.
İkili 2015’te yeniden karşı karşıya geldi. Amanpour bu kez 80 yaşına gelen Dalai Lama’ya Tibet’in geleceğini ve kendisinden sonra ruhani liderlik makamının ne olacağını sordu.
Amanpour: “Son Dalai Lama siz olabilir misiniz?”
Dalai Lama: “Mümkün. Son Dalai Lama olabilirim.”
Hüsnü Mübarek: “Hemen giderim ama kargaşadan korkuyorum”
Amanpour’un en dikkat çekici röportajlarından biri, 2011 yılında Mısır’da Hüsnü Mübarek yönetimine karşı kitlesel protestolar sürerken gerçekleşti.
ABC News adına Kahire’ye giden Amanpour’un başlangıçta Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ömer Süleyman ile görüşmesi planlanıyordu ancak Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na ulaştığında Mübarek’le de görüşmek istedi ve yaklaşık yarım saat süren özel bir röportaj gerçekleştirdi.

Mübarek ve Amanpour.
Mübarek, 3 Şubat 2011’de yayımlanan görüşmede artık cumhurbaşkanlığı yapmaktan yorulduğunu ve görevinden ayrılmak istediğini söyledi, ancak hemen istifa etmesi halinde ülkenin kaosa sürükleneceğini savundu.
Amanpour, Tahrir Meydanı’ndaki protestolara yönelik saldırıları da gündeme getirdi. Mübarek, yaşanan şiddetten rahatsız olduğunu ancak hükümetinin sorumlu olmadığını ileri sürdü.
Mısır’ı yaklaşık 30 yıl yöneten Mübarek, bu röportajdan sekiz gün sonra, 11 Şubat’ta istifa etti.
Muammer Kaddafi: “Bütün halkım beni seviyor”
2011 yılında Arap Baharı isyanları Libya’ya yayıldığında Amanpour, bu kez Muammer Kaddafi ile görüştü.

Amanpour ve Kaddafi (2011).
28 Şubat’ta Trablus’ta yapılan röportajda Kaddafi, ülkesinde kendisine karşı gösteriler düzenlendiğini reddetti. Halkının kendisini sevdiğini ve korumak için ölmeye hazır olduğunu savundu.
Amanpour, Kaddafi’ye iktidardan ayrılmayı düşünüp düşünmediğini sordu. Libya lideri, bir cumhurbaşkanı ya da kral olmadığını, dolayısıyla görevinden ayrılmasının söz konusu olmadığını ileri sürdü.
Aynı yılın ekim ayında Kaddafi, Sirte’de yakalanarak öldürüldü.
Kaddafi’nin Amanpour’la yaptığı görüşme Batılı bir gazeteciye verdiği son röportaj oldu.
Zelenskiy ve eşi: Savaşın ortasında bir aile hikâyesi
Amanpour’un Ukrayna’daki savaş sırasında yaptığı röportajlar da kariyerinin son döneminde öne çıktı.
Kasım 2022’de Kiev’de Ukrayna Devlet Başkan Volodimir Zelenskiy ve eşi Olena Zelenska ile ortak bir röportaj yaptı. Amanpour, savaşın askeri ve siyasi boyutlarının yanı sıra Zelenskiy çiftinin aile yaşamını da gündeme getirdi.
Başörtüsü takmayı reddetti, Reisi ile röportajı iptal oldu
İran’da “örtünme kurallarının gereğini yerine getirmediği” gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü ülke çapında protesto edilirken, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kapsamında İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile röportaj yapmak isteyen Amanpour’un röportajı son dakikada iptal edildi.
Amanpour, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında Reisi’nin röportaja kendisinin başörtüsü takmayı reddetmesi üzerine gelmediğini söyledi.

Amanpour’un boş kalan röportaj koltuğunun karşısında oturduğu fotoğraf da dünya basınında geniş yer buldu.
Savaşlardan kadınların hayatına
Amanpour’un gazeteciliği yalnızca çatışma bölgelerindeki yayınlardan veya siyasi liderlerle yaptığı röportajlardan ibaret değildi.
2018’de CNN’de yayımlanan Sex & Love Around the World adlı belgesel dizisinde Tokyo, Yeni Delhi, Akra, Berlin, Beyrut ve Şanghay’daki kadınlarla bir araya geldi. Bu kez gündeminde savaşlar değil, kadınların aşk, cinsellik, evlilik, toplumsal beklentiler ve bireysel özgürlüklerle ilişkisi vardı. Farklı kültürlerde kadınların kendi yaşamları üzerinde ne ölçüde söz sahibi olabildiğini araştırdı.
Vogue’a verdiği röportajda, programın kadınların haklarını, mutluluklarını ve kendi hayatlarına ilişkin karar verme özgürlüklerini nasıl gördüklerini anlamak için önemli bir deneyim olduğunu anlattı.
43 yılın ardından veda: “Doğruyu söyleyin, tarafsız olmayın”
Kariyeri boyunca Emmy, Peabody ve George Polk gibi önemli gazetecilik ödüllerine layık görülen Amanpour, CNN’deki görevlerinin yanı sıra CBS’in 60 Minutes programında, ABC News’te ve Amerikan kamu yayıncısı PBS’te çalıştı.

2009 yılında CNN International’da kendi adını taşıyan programı sunmaya başladı. 2010’da ABC News’e geçerek This Week programının sunuculuğunu üstlendi. Daha sonra CNN’e döndü ve 2018’den itibaren PBS’teki Amanpour & Company programında da izleyici karşısına çıktı.
Amanpour, gelecekte yeni projeler üzerinde çalışmak istediğini belirterek 43 yıllık kariyerinin en önemli bölümünün birlikte çalıştığı ekipler olduğunun altını çizdi. Veda açıklamasını ise meslek hayatı boyunca savunduğu gazetecilik anlayışını özetleyen sözlerle tamamladı: “Unutmayın, her zaman doğruyu söyleyin, tarafsız olmayın.”








