Avrupa’da aşırı sağ, protestoları nasıl seçim kozuna dönüştürüyor?

aşırı sağ, protestolar

Avrupa’da aşırı sağ partiler de hayat pahalılığı, barınma krizi ve kamu hizmetlerine yönelik tepkilerle başlayan gösterilerde yaşanan şiddet olaylarını göçmen karşıtı politikalarına gerekçe gösteriyor. Peki protestolar aşırı sağın siyasi gündemine nasıl hizmet ediyor?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülke genelindeki protestoları yabancı liderlerin seçim malzemesine dönüştürdüğünü söyledi. Ortadoğu ziyareti sırasında konuşan Macron, isim vermeden “hem bölgede hem Atlantik’in diğer tarafında kampanya modunda olan liderlerin” Fransa’daki olaylar üzerinden kendi ülkelerindeki seçimlere hazırlandığını belirtti.

Macron’un bu sözleri, gelecek hafta parlamento seçimlerine gidecek İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Fransa’daki protestolara ilişkin açıklamalar yapan ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik bir eleştiri.

Ancak protestoları siyasi avantaj elde etmek için kullanmaya çalışanlar yalnızca Fransa dışındaki liderler değil.

Avrupa’nın aşırı sağ partileri de başlangıçta hayat pahalılığına, konut krizine ve kamu hizmetlerindeki kötüleşmeye karşı barışçıl biçimde düzenlenen gösterilerde yaşanan şiddet olaylarını kendi siyasi gündemlerine taşıyor.

Fransa’da Le Pen ve Bardella ne diyor?

Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN), Paris, Marsilya ve Lyon gibi kentlerde yaşanan yağma ve şiddet olaylarından merkez siyaseti sorumlu tutuyor.

Partinin başkanı Jordan Bardella hükümeti “acizlikle” suçlarken, Marine Le Pen devletin “çökmekte olduğunu” ve “her şeyin kontrolünü kaybettiğini” savunuyor.

Le Pen, yaşananları göç, bütçe ve güvenlik politikalarındaki başarısızlıklarla ilişkilendiriyor.

Cumhurbaşkanlığı anketlerinde önde bulunan ve kendi seçmen tabanının dışına ulaşmaya çalışan Le Pen, protestoları doğrudan etnik kimlikler üzerinden tanımlamaktan kaçınıyor. Bunun yerine “kontrolsüz göç” ve “otorite kaybı” söylemlerini öne çıkarıyor.

Fransa’daki daha radikal aşırı sağcı isimlerden Éric Zemmour ise çok daha sert bir dil kullanıyor. Reconquête! partisinin kurucusu Zemmour, yaşananları “etnik savaşın uyarı ateşleri” olarak nitelendirerek göçün durdurulmasını ve yabancı uyruklu suçluların sınır dışı edilmesini istedi.

Almanya’dan Portekiz’e: Protestoların nedeni göç mü?

Fransa’daki şiddet olayları, henüz büyük protestoların yaşanmadığı Almanya’da bile aşırı sağın siyasi söylemine girdi.

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin eş başkanı Alice Weidel, Fransa’daki protestoların ülkesi açısından bir uyarı niteliğinde olduğunu belirterek, kitlesel göç ile sol aşırılığın birleşmesinin Almanya’da da iç savaş benzeri koşullar yaratabileceğini öne sürdü.

Portekiz’de ise konut fiyatlarına karşı düzenlenen barışçıl protestolar, aşırı sağcı Chega partisinin göçmen karşıtı söylemine konu oldu. Parti lideri André Ventura, barınma krizinin başlıca nedenini ülkeye gelen göçmenler olarak gösterdi.

İspanya’da da benzer bir yaklaşım dikkat çekiyor. Yüksek kiralar ve tahliyelere karşı düzenlenen protestolar sürerken aşırı sağcı Vox’un lideri Santiago Abascal, göstericileri Başbakan Pedro Sánchez’e hizmet etmekle suçladı.

Abascal, protestocular için “Sánchez’in milisleri” ifadesini kullandı.

Vox ayrıca büyük gösterileri tetikleyen 87 yaşındaki bir kadının evden çıkarılması üzerinden göçmen karşıtı bir iddia ortaya attı. Parti, kadının Kuzey Afrikalı bir göçmen olması halinde ev bulabileceğini öne sürdü ancak bu iddia gerçeği yansıtmıyordu.

Belçika’daki aşırı sağcı Vlaams Belang ise Brüksel ve Liège’deki çatışmaları “ithal şiddet” olarak nitelendirerek olayları göç ve entegrasyon politikalarıyla ilişkilendirdi.

Meloni’nin stratejisi

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin konumu ise muhalefetteki aşırı sağ partilerden farklı. Dört yıldır hükümette bulunan Meloni, ülkedeki ekonomik ve toplumsal sorunların sorumluluğunu yalnızca mevcut iktidara yükleyemiyor.

Bu nedenle Meloni, Milano ve Bologna’daki olayların ardından güvenlik politikalarını öne çıkardı.

“Gösteri yapmak bir haktır ancak şehirlerimizi ateşe vermek değil” diyen Meloni, bazı grupların protestolardan yararlanarak şiddet olayları çıkardığını savundu.

Hükümeti, gösterilerde şiddete başvuranlara yönelik cezaları ağırlaştıran ve çocukların neden olduğu maddi zararlardan ailelerini de sorumlu tutan yeni düzenlemeleri kabul etti.

Meloni aynı zamanda göçmenlere de dikkat çekti. Milano’daki olayların ardından durdurulan veya gözaltına alınanların yaklaşık yarısının göçmen kökenli olduğunu söyledi.

Trump ve Vance de protestoları göçmenlerle ilişkilendirdi

Avrupa’daki aşırı sağın söylemi ABD’de de karşılık buldu.

Başkan Donald Trump, Fransa’yı göçmenler, cihatçılar ve komünistler tarafından “ele geçirilmiş, yağmalanmış ve yakılıp yıkılmış” bir ülke olarak tanımladı.

Başkan Yardımcısı JD Vance de benzer bir açıklama yaparak Batılı liberallerin çeşitlilik ve merhamet adına göçü teşvik ettiğini, ancak göçmenlerin topluma uyumuyla ilgili sorunları göz ardı ettiğini söyledi.

Bu açıklamalar, Macron’un yabancı liderlere yönelttiği eleştirilerin de arka planını oluşturuyor.

Avrupa’da aşırı sağ partilerin ortak stratejisi, ekonomik ve toplumsal taleplerle başlayan protestoların gündemini güvenlik, göç ve kamu düzeni tartışmalarına taşımak. Böylece yüksek kiralar, düşük ücretler ve yetersiz kamu hizmetleri nedeniyle sokağa çıkanların talepleri geri planda kalırken, aşırı sağın uzun süredir savunduğu göçmen karşıtı politikalar siyasi tartışmanın merkezine yerleşiyor.

Kaynak: Guardian

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş