İSTANBUL (Medyascope) – Felsefe ve Kritik’in bu bölümünde Kaan Özkan’ın konuğu sosyolog Besim Dellaloğlu oldu. Dellaoğlu, düşünsel üretimin toplumsal koşullarını, modernleşme deneyimini ve Türkiye’nin bilimsel ve entelektüel üretim kapasitesini değerlendirdi.
Sosyolog Besim Dellaloğlu, Felsefe ve Kritik’te Kaan Özkan’ın konuğu oldu. Dellaloğlu, bireysel dehanın yanı sıra güçlü kurumların, kültürel kamusal alanın ve ekonomik bağımsızlığın düşünsel özgürlük açısından belirleyici olduğunu vurguladı. Avrupa’da matbaa, yayıncılık ve kapitalizmin düşünce dünyasını nasıl dönüştürdüğünü ele alan Dellaloğlu, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türkiye’nin modernleşme sürecini ve Türkiye’nin evrensel ölçekte özgün teoriler üretme sorununu tartıştı.
Düşünce yalnızca dehanın ürünü mü?
Dellaloğlu, dehayı öne çıkaran yaklaşımı “romantik” buldu. Bu anlayışın 18. ve 19. yüzyıl Avrupa’sında çok revaçta olduğunu, tamamen haksız olmasa da sınırları bulunduğunu söyledi. Dellaloğlu’na göre bireysel yaratıcılığı toplumsal, tarihsel ve kurumsal koşullar destekleyebilir ya da köstekleyebilir:
“Çevresel faktörler desteklemediği sürece fazla deha aslında alkolizm için, psikopati için de bir sıçrama tahtası olabilir. Fil dişi kule dediğimiz şey biraz öyle değil mi? Mesela 100 liranız var bütün eğitim ve kültür işleri için. Hepsini bir kişiye harcıyorsunuz. Bir kişi dahi oluyor. Diğeri zaten hepsi 99 tane taşralı. Tarihin en mutsuz insanı olabilir o. Çünkü kimseye derdini anlatamayacak.”

Kültür piyasası nasıl oluştu?
Dellaloğlu, Avrupa’da Erasmus’un 16. yüzyılda kitap gelirleriyle geçinebildiğini, Mozart’ın ise Salzburg Dükü’nün maaşlı çalışanı olduğunu anlattı. Beethoven döneminde sanatçıların ısmarlama iş almak yerine kendi kafasına göre üretebildiğini söyledi. Dellaloğlu, bu değişimin arkasındaki kültür piyasasına dikkat çekti:
“Bir piyasa var. Bir kültür piyasası var. Bu çok önemli. Bunu atlıyoruz. Mesela kafeler, Fransızca söylersek salonlar. Bir aristokrat burjuvanın ayda bir evinde verdiği partiler de olabiliyor. Aslında onlar en önemli kültür olayı oluyor.”
Türkiye’de kültürel kamusal alan neden zayıf?
Dellaloğlu’na göre modern sosyal bilim, “yabancılaşma”, “anomi” ve “rasyonelleşme” gibi kavramları üretebilen üniversite ve kamusal alan gibi kurumların ürünü. Marx’ın da gelirinin büyük bölümünü gazetecilikten elde ettiğini hatırlatan Dellaloğlu, bağımsız aydın figürünün bu alanlarla ortaya çıktığını söyledi. Türkiye’de ise bu alanın yeterince gelişmediğini belirtti:
“Bizde kültürel kamusal alan çok geliştirilmemiş. Hep devlete yanaşmak zorunda. Belediye kültür merkezinden fonlanmak zorunda. Sinemacı bile Kültür Bakanlığı’ndan fonlanmak zorunda.”
Osmanlı’dan bugüne modernleşme
Kaan Özkan’ın Türkiye’nin modernleşme projesine ilişkin sorusuna “200 yıllık aslında bütün dertlerimizin kaynağı bu soru” diye cevap veren Dellaloğlu, “medeniyet” sözcüğünü Mustafa Reşit Paşa’nın ürettiğini söyledi. Osmanlı’nın modernleşme arayışının savaş meydanlarındaki yenilgilerle başladığını belirten Dellaloğlu, mühendishanenin kuruluşunu sembolik bir başlangıç olarak gördüğünü ekledi. Dellaloğlu, Osmanlı’nın savaşlarını şöyle anlattı:
“Sadece Ruslarla 30’a yakın savaş yapıyor Osmanlı. Birini kazanıyor, o da Kırım. O da İngiliz ve Fransızlarla birlikte olduğu için. Yani bir ülke başka bir ülkeden bu kadar tokat yer mi ya?”








