İSTANBUL (Medyascope) – İsrail siyaseti uzmanı Özgür Dikmen, Ruşen Çakır’ın “İsrail ve seçimler hakkında bilmediğiniz ve merak edebileceğiniz her şey” başlıklı yayınında İsrail’deki seçimleri, Netanyahu’nun siyasi geleceğini, Batı Şeria’daki işgali ve Türkiye-İsrail ilişkilerini değerlendirdi. Dikmen, İsrail’de Netanyahu karşıtı muhalefetin de büyük ölçüde sağda konumlandığını belirterek, seçimlerden sonra hükümet değişse bile İsrail’in güvenlik bürokrasisinde Türkiye’ye yönelik yaklaşımın değişmeyeceğini söyledi.
İsrail’de 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırılarından bu yana seçim yapılmadığını hatırlatan Dikmen, yaklaşan seçimin ülkenin siyasi geleceği açısından kritik olduğunu belirtti. Netanyahu hükümetinin, saldırıların ardından oluşan güvenlik atmosferini kullanarak muhalefetin sesini bastırdığını savunan Dikmen, 7 Ekim’de yaşananlara ilişkin kapsamlı bir devlet soruşturmasının da açılmadığını vurguladı.
Dikmen, İsrail’de hiçbir partinin tek başına iktidara gelemediğini ve hükümetlerin hassas koalisyon dengelerine dayandığını söyledi. Seçim öncesindeki anketlerin Netanyahu’nun Likud partisi ile aşırı sağcı ve ultra Ortodoks ortaklarının parlamentoda çoğunluğu sağlayamayabileceğine işaret ettiğini belirten Dikmen, muhalif blokun da tek başına hükümet kurmakta zorlanabileceğini kaydetti. Bu tablonun, İsrail’in yeniden uzun süreli bir seçim döngüsüne girmesine yol açabileceğini ifade etti.
İsrail siyasetinde sağa kayış

Netanyahu’ya karşı yarışan isimlerin de güvenlik odaklı bir siyaset izlediğini belirten Dikmen, İsrail’de solun tarihsel olarak zayıfladığını söyledi. Oslo sürecinin çöküşü, İzak Rabin suikastı ve yerleşimci hareketinin güçlenmesinin bu dönüşümde etkili olduğunu kaydeden Dikmen, Netanyahu’ya muhalif isimlerin daha çok merkezin sağında konumlandığını vurguladı.
Dikmen, İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden Arap partilerinin de seçim sonrasında hükümetin kurulmasında belirleyici olabileceğini söyledi. Yaklaşık iki milyon Filistinlinin İsrail’de seçmen olduğunu belirten Dikmen, Arap partilerinin toplamda yaklaşık 15 sandalye kazanmasının öngörüldüğünü aktardı. Ancak Filistinli seçmenler arasında umutsuzluğun arttığını, Arap kentlerinde güvenlik sorunlarının büyüdüğünü ve siyasi katılımın önünde engeller bulunduğunu ifade etti.
Batı Şeria’da ilhak ve yerleşimci şiddeti
Batı Şeria’daki gelişmelere de değinen Dikmen, 2022 sonunda kurulan aşırı sağcı hükümet döneminde yerleşim faaliyetlerinin ve Filistinli sivillere yönelik yerleşimci şiddetinin arttığını söyledi. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Batı Şeria’nın İsrail’e ilhak edilmesini savunan politikalarının öne çıktığını belirtti.
Dikmen’e göre İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etmesi, bölgedeki Filistinlilere vatandaşlık verilip verilmeyeceği sorununu gündeme getiriyor. Filistinlilere vatandaşlık verilmemesinin apartheid tartışmasını derinleştireceğini belirten Dikmen, nüfus dengeleri nedeniyle İsrail’in ilhak konusunda ciddi bir çıkmazla karşı karşıya olduğunu söyledi.
Trump’ın Netanyahu’ya desteği tartışmalı
ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim öncesinde Netanyahu’ya destek açıklamalarını değerlendiren Dikmen, bu açıklamaların Washington’ın İsrail hükümetine koşulsuz destek verdiği anlamına gelmediğini savundu. Trump’ın Netanyahu’nun İran, Lübnan ve Gazze’de daha ileri askeri adımlar atmasını sınırladığını belirten Dikmen, ABD’nin İsrail’e verdiği desteğin önceki dönemlere kıyasla daha kırılgan hale geldiğini söyledi.
Dikmen, Netanyahu’nun İsrail’in uluslararası alanda giderek yalnızlaşabileceğine ilişkin açıklamalarına da dikkat çekti. ABD-İsrail ilişkilerinde son 20 yılda oluşan ittifakın geleceğinin tartışmalı hale geldiğini belirten Dikmen, Trump’ın seçimlerden sonra Netanyahu’ya yeni askeri hamleler için geniş bir alan açmasını beklemediğini ifade etti.
“İsrail’in artık bir Türkiye dosyası var”
Türkiye-İsrail ilişkilerinin seçim sonuçlarından bağımsız olarak sorunlu kalabileceğini belirten Dikmen, İsrail’de Türkiye’ye yönelik söylemin iki boyutu olduğunu söyledi. Netanyahu ve Naftali Bennett gibi siyasetçilerin Türkiye karşıtı söylemi iç politikada kullandığını belirten Dikmen, diğer taraftan İsrail’in güvenlik bürokrasisinin Türkiye’yi artık bölgesel bir jeopolitik aktör olarak değerlendirdiğini kaydetti.
Suriye’deki gelişmelerin ardından Türkiye’nin İsrail açısından daha önemli bir güvenlik başlığı haline geldiğini söyleyen Dikmen, Netanyahu’nun siyasi sahneden çekilmesi durumunda söylemin yumuşayabileceğini ancak güvenlik bürokrasisindeki yaklaşımın değişmesinin beklenmemesi gerektiğini vurguladı. İsrail’de art arda seçimlerin yaşanması halinde partilerin birbirlerini aşmak için daha sağcı ve güvenlikçi söylemlere yönelmesinin Türkiye karşıtı atmosferi de sertleştirebileceğini belirtti.
Yayının sonunda İsrail’in kendi içindeki demokrasi tartışmasını değerlendiren Dikmen, ülkenin Yahudi nüfusu açısından demokratik kurumlara ve protesto geleneğine sahip olduğunu ancak son yıllarda demokratik eğilimlerin zayıfladığını söyledi. Dikmen, bu gerilemenin devam edebileceği uyarısında bulundu.








