Magazin boyutu dallanıp budaklanıyor, karmakarışık hâle gelen özel hayatlardaki yansımaları epeyce ilgi çekiyor. Suç ortada iken savcı soruşturma açmazsa suçlu olur; soygunun suç ve ceza boyutu, bazıları hemen kaldırılsa da tedbir kararı konan servetlerle, gözaltılar-tutuklamalarla ve artan sayılarla devam ediyor. Bir milyon Türk lirası ödeme planı ile kalabalık fon mağduru cemaatin sabırsız bekleyişiyle ve enflasyon-hayat pahalılığı cenderesinde ezilen yoksul kesimden yükselen tepkilerle sosyal boyut kendi doğal hüviyetini buluyor. Ekonomide yol açtığı şokların henüz başındayız, asgari düzeyde normal ekonomik faaliyete yeniden başlamanın olmazsa olmazı olan güven ortamının hâlâ çok uzağındayız. Domino etkisi ile yıkılmayı bekleyen kalelerin sahipleri batma korkusu ile tir tir titriyor. En kötüsü, hayatın daha pahalı hâle geleceği, işsizliğin artacağı, ekonominin çarklarının yavaşlayacağı bütün kesimler tarafından hissediliyor.

Gelelim siyasî sonuçlara:
Ayrıntıları yan yana getirip, sebep sonuç ilişkilerini kurup bütünü yakaladığınız zaman, ortaya net bir siyasî tablo çıkıyor. Bütün dereler, iktidarın gemisini yüzdürdüğü ana nehre akıyor.
İktidar gemisi yüzmeye devam edebilir mi?
Zihinleri en çok meşgul eden sorudan başlayalım:
Ülke sathını sürekli sallayan, 86 milyonu diken üstünde tutan bu kadar kapsamlı ve derin bir şok, bu işin tek sorumlusu olan mevcut iktidar gemisini, sele kapılmış koca bir kütük gibi sürükleyip götürür mü?
Bu sorunun cevabını bulmak için, önce Borsa soygununun devlet ve iktidar katında hangi siyasî aklın ve projenin eseri olduğunu bulmamız lâzım.
Bir siyasî proje olarak “yerli ve millî finans kapital” iktidarı
İktidarın, ekonomik alanda tekel oluşturma teşebbüsüne odaklanmamız lâzım.
“Yerli ve millî” sıfatını, bugün tasfiye edilen fonların sahipleri her vesile ile tekrarlayarak, siyasî ve ideolojik olarak iktidara eklemlendiklerini açıkça ilan ettiler ve devleti arkalarına alarak herkese meydan okumuş oldular. Demek ki iktidarın resmî makam odalarında, toplantı salonlarında kotarılmış veya onaylanmış, sonra da icrası boyunca desteklenmiş bir projenin nihayetinde son hızla beton duvara toslaması kazası ile karşı karşıyayız.
Finans merkezleri dünyanın her yerinde ihtişamla yükselir. Ataşehir’de İstanbul Finans Merkezi’nin önünden geçerken binaların heybeti ve etrafa saçtığı zenginlik göz alıcıdır. Mimariye yansıyan bu zenginlik, ekonominin bütün aktörlerine güven telkin etmek içindir. Bu kadar zenginliğin ve gösterişin içinde sizin paranızı neden hiç etsinler?
Soygunu, denetim ve kontrol eksikliğinin eseri olarak görmek, iktidarın 25 yıldaki birikimini ve kurumlaşan aklını hafife almak demek. Kamu yetkisi kullananlar bu kadar kör ve aptal olamazlar. Bu kadar ısrarlı ve sistemli bir denetim ve kontrol zaafı elbette tesadüflerin değil, bir stratejinin ve planlamanın eseridir.
İktidar birkaç yıl önce Finans Merkezi’nin tam ortasına, gözle görülmeyen en yüksek ve gösterişli iktidar binasını inşa etmiş. Finans iktidarı, ekonominin tamamını kontrol altına almak üzere, kan dolaşımı ve sinir sistemini elinizin altında toplamak anlamına geliyor. Soygun sonrası ortaya saçılıp dökülenler, finansman kaynağı bulmak üzere halka açılmaya niyetlenen şirketlerin, devlet destekli bu denetim ve kontrol dışı çetelerin kurduğu örümcek ağlarına nasıl takıldığını gösteriyor. Bursa’da bir şirket sahibinin halka açılabilmek için ödediği 600 bin dolar rüşvet haberini hatırlayın; sonrasında, şimdi tasfiye edilen ve tutuklanan fon sahibinin manipülasyon için yaptığı müracaatı.
Hikâye, şişirilmiş hisselerle deli paraları kazananlarla, rüşvet alan bürokratlarla birlikte bir soygun hikâyesi olarak görülüyor. Eleştirmek için cazip bir hikâye, ancak daha ötesine anlam vermeden fotoğrafın bütünü yerli yerine oturmuyor.
Fon hikâyesine, iktidarın serbest piyasa kurallarına şeklen riayet ettiği, gerçekte ise ekonominin tamamı üzerinde kontrol araçlarını tekeline aldığı ve en çok da iktidar siyasetinin finansmanı projesi olarak bakmayı deneyin. İktisat literatüründe “ahbap çavuş kapitalizmi” (crony capitalism) kavramını incelemenizi öneririm. Kamu ihaleleri, lisanslar, ruhsatlar, vergiler ve topyekûn kamu sektörü vasıtasıyla devletin ekonomik gücünü kullananlar, Borsa aracılığıyla özel sektörün kılcal damarlarına girip ekonominin tamamı üzerinde iktidar tekeli oluşturmayı denemişler.

Becerememişler
Peki bu proje neden çöktü? Neden beceremediler?
İki açıklamayı dikkatinize sunuyorum.
Birincisi, fırsattan istifade deveyi hamuduyla götürmeye kalkan haramilerin ortada ekonomiyi taşıyacak deve kervanı bırakmamaları.
Bu işi planlayan profesyoneller, sistematik olarak şişirilip indirilen hisse senetleri üzerinden vatandaşı düzenli olarak soymayı, ama bu işin çaktırmadan-fark edilmeyecek düzeyde yürütülmesini öngörmüş olmalılar. Ancak kendi şöhretlerinin esiri olmuşlar. “Arkamızda devlet var, biz de yerli ve millîyiz” propagandası o kadar etkili olmuş ki, hisseler binlerle ifade edilen oranlarla zirvelere varınca iş kontrolden çıkmış. Fazladan bu işin saha elemanları bürokrasiyi ve çelik çekirdekteki kadroları doyurmakta zorlanmışlar.
Sonunda iş kontrolden çıkmış.
İkinci ihtimal, dışarıdan yapılan müdahale. MSCI’ın raporu ve açıkladığı takvim, bu kurum üzerinden bir dış müdahale ihtimalini akla getiriyor. İngiltere’de, Hollanda’da, bilhassa Wall Street’te bu sahanın her türlü numarasını bilen uzmanlar var. Hangi hamlenin ne ile sonuçlanacağını bilmemeleri imkânsız. İğne onların ellerinde ve zayıf noktayı gördükleri zaman niyete uygun şekilde balonu patlattıkları düşünülebilir. Bu ihtimal, iktidarın uluslararası aktörler tarafından fişinin çekildiği anlamına geliyor.
İkisi elbette birbirini tamamlıyor, ancak ikincisinin sonuç üzerindeki payı daha önemli.
- Fon soruşturmasında kim, ne kadar iade etti?
- Konuşmazsak Olmaz (45) | Gazeteci Bahadır Özgür: “Fon krizi bir başkanlık rejimi krizidir”
- Fon mağdurlarına yönelik kanun: İşte bilmeniz gerekenler
- Erdoğan’ın eski danışmanı, “Türkiye Yüzyılı” sloganının mimarı Ertan Aydın tutuklandı
İktidarın partisi ve bürokrasisi
Kulislerden sosyal medyaya taşan yansımalara bakılırsa, AKP içinde “ahlâkî arınma” arayışı gerçek ve samimi gibi görünüyor. Erdoğan’ın karizması AKP’yi gölgede bıraksa da partilerin kurumsal kimliği kişilerden daha kalıcıdır. Kişiler gider, kişiler gelir, ana parti oluşturduğu siyasî gelenek ile kolay kolay siyasî yelpazede bulunduğu yeri kaybetmez. AKP yapay değil, organik bir parti. Çıkar gruplarıyla, bilhassa siyah poşetlilerle kurduğu bağlar sahici. Üstelik geriye ne kalırsa, Erdoğan’ın mirası bu partiye intikal edecek.
AKP’nin, iktidarın çelik çekirdeği etrafında dönen çıkar çarklarından dışlanan, yerel politikada etkili isimleri, görebildiğim kadarıyla muhalefete hazırlanıyor. Fon soygununun domino etkisi ile zamana yayılacak tahribatının iktidarın sonunu getireceğini görebiliyorlar. Bu dönemde kurumsal olarak iktidarın çelik çekirdeğinin dışında kalmakla önümüzdeki dönemde muhalefette kalmak arasında pek fark yok. Siyaset tabiat gibi boşluktan nefret eder. Şartlar olgunlaşınca partiye sahip çıkacak ve geleceğe hazırlayacak kadrolar mutlaka duruma vaziyet edecektir.
Şu anda AKP’lilerin zihnini muhalefete geçiş planının işgal ettiğinden emin olabilirsiniz.
Fon soygunu, iktidarın 2017’den sonra oluşturduğu bürokratik oligarşinin eseri ve en çok onlara zarar verecek. Güç siyasetin değil, bürokrasinin elinde. Bürokrasi, süvarisine göre kişneyen atlara benzer. Siyasetçi gibi arkasında halk desteği yoktur. Efendisine sunacağı sadakat ve hizmet dışında sermayesi bulunmaz. Nitekim fon soygununda öne çıkanlar sadece sözde “yerli ve millî” görünüyorlar. Bu dar halkaya dâhil olmak için ya akrabalık-hısımlık bağları ya da fazlasıyla profesyonel olmak gerekiyor.
Siyasî sonuçlar
İktidar içinde yağma sofrasına yumulmuş soyguncu takımı ile uzun süredir onları seyreden seçilmişler şimdi karşı karşıya geliyorlar. Gücün iktidarın ana karargâhında yavaş yavaş siyasetçilerin eline geçişini izleyeceksiniz.
Muhalif medyada, Yeni Şafak yazarı Hüseyin Likoğlu’nun sözleri geniş yankı buldu. Soygunculara atfen dile getirdiği “Tek başıma yapmadım, sadece ben mi yaptım” sözü, önümüzdeki günlerde “yerli ve millî çözülmenin” işaretini veriyor. Sarayda bu işi yoluna koymaya çalışanlar için sakal-bıyık ikilemi mevcut. Bu kadar merkezî ve planlı bir soygunun zülfiyare dokunmadan, kamuoyunu ikna edecek şekilde yürütülmesi ve sorumluların hak ettikleri cezalara çarptırılması çok zor görünüyor.
Bu yüzden kriz, iktidar katında yönetilemiyor, bir çıkış yolu da pek mümkün görünmüyor.
Eninde sonunda isimler ve bu isimlerin tezgâhtaki payları ifşa edilecek. Ekonomideki genel fatura gün geçtikçe ağırlaşırken, suçluların devletin tepe kadrolarında hiçbir şey olmamış gibi sabahları kapılarında bekleyen makam arabaları ile dairelerine gitmesi pek akla uygun değil.
Sonuç?
Fon soygunu bardağı taşıran son damla değil, selin ortada bardak falan bırakmaması, her şeyi yerle bir etmesi demek.
İktidara emanet edilen ekonominin tam göbeğinde, finans merkezinde zaman ayarlı bir atom bombası patladı. Tozun dumanın inip ne olup bittiğinin ve özellikle yol açtığı yıkımın anlaşılması bile zaman alacak.
Ancak bir sonuç oldukça net görünüyor:
İktidar mutlaka değişecek.
Erken seçimin son günlerde bu kadar sık telaffuz edilmesinin sebebi de ülke adına başka çarenin olmaması.













