Medyascope.tv

NBA Tarihini Yazanlar - Efe Özenç

Hakeem Olajuwon: Masal değil ‘rüya’

Hareem1Bir oyuncuya neden “Rüya” lakabı takılır? Bir rüyayı gerçekleştirdiği için mi? Yoksa, rüya gibi oynadığı için mi? Veya, onu izleyenler kendilerini bir rüyada sandıkları için mi? Seçenekler çoğalabilir; fakat NBA tarihinde öyle bir isim vardır ki, bu bahsedilen seçeneklerin hepsini kapsayabildiği için gönlümüzü fethetmiş ve NBA tarihinin baş köşesine kurulmuştur. Bu isim, Hakeem, veya eski adıyla “Akeem” Olajuwon’dur…

21 Ocak 1963’te, imkansızlıkların ve yoksunlukların diyarı kara kıta Afrika’nın Nijerya’sında dünyaya gelen Akeem, gecekondulaşma konusunda rakipsiz olan memleketi Lagos’un kısa zamanda en gözde gençlerinden birisi haline gelmeyi başardı. Afrika’nın hiçbir vakit başını kurtaramadığı iç savaş, kıtlık, açlık ve yoksunluk belalarının içinde yitip gitmemek için, orta sınıfa mensup Olajuwon ailesi en doğru tercihi yapmış ve evlatlarını hem okul hem de spor aşkıyla yetiştirmeyi başarmışlardı. Altı kardeşten üçüncüsü olan Akeem, küçük yaşlardan itibaren Afrika’nın kurtuluş ümidi olarak kabul edilen futbola yönelmiş, sıradan bir çocukken, futbolu sırayla hentbol ve bir anda inanılmaz şekilde uzayan boyu sebebiyle de, basketbol takip edecekti.

hareem2Bu spor dalları içerisinde çok tuhaf bir kompozisyon yazmıştı Akeem; futbolda kalecilik yapıyor, çevik olmayı, şutları durdurmayı, topları kesmeyi, pozisyonları okuyarak ayaklarıyla en doğru yere gitmeyi öğreniyordu; hentbolda ise, takımın kaptanıydı, yani hem liderliği, hem de el bilekleriyle isabetli paslar ve şutlar üretmeyi öğreniyordu. Tabii asıl münasebeti basketbolla olacaktı. Ortaokulun son dönemlerinde boyu aniden uzayınca, lise yıllarında devam ettiği İslam okulunda katıldığı bir turnuvada kadroya alınacaktı. Basketbolu bilmiyordu Akeem ve ilk tecrübesi hiç de ümit verici cinsten değildi; takımın koçu bir sandalyenin üzerine çıkarak smaç basmış, aynısını Akeem’den istemişti. Akeem de sandalyeye çıkıp smaç basması gerektiğini düşünmüş, ama koçu sandalye olmadan yapmasını talep edince, smacı basamamıştı. Koçun işi zor görünüyordu, fakat çocuğun atletizmi, sporculuğu ve boyu onu paha biçilmez bir potansiyel kılıyordu. Ve koç, Akeem’e basketbolu öğretmeye başladı…

Akeem, basketbolun güzelliklerini ve irfanını çözdükçe, diğer tüm spor dalları ikinci plana düşmeye başlamış, önceliklerin tümü basketbola adanmıştı. “Basketbol eşsiz bir spor” diyordu Akeem, “Çarçabuk kapıldım büyüsüne, ve benim için tek doğru sporun basketbol olduğunu anladım…” Futboldan öğrendiği ayak hareketleri gitgide Akeem’in basketbolda klasik bir oyuncudan çok daha özel ve farklı bir noktaya erişmesini sağlayacaktı; öte yandan, lisede hentbol takımının kaptanlığını da sürdürüyordu ve her iki spor dalında da takımını şampiyonluklara taşımıştı.

Hareem00.jpgÇok çalışmasının ve yarattığı farklı ışığın sayesinde, (tıpkı birkaç sene evvel Walter Tavares’in keşfedilmesinde olduğu gibi) Amerikalı bir turist Nijerya’ya geldiğinde Akeem’i seyredip potansiyeline hayran kalacak ve NCAA’lerde mücadele eden Houston Cougars takımının koçu olan arkadaşı Guy Lewis’e haber uçuracaktı. O vakitlerde uluslararası oyuncuya NBA’in bakış açısı son derece kıttır, fakat NCAA’lerde durum başka türlüdür. Üniversiteler ve NCAA, amatör ruhu, yani olimpizm ruhunu benimseyen birer eğitim yuvası oldukları için, eğitimle sporu birleştirirken öğrencilerin diline, dinine, rengine veya ırkına göre bir ayırım yapmamaktadırlar. Böylelikle görüşmeler başlar, ve Akeem, ABD’de okumak ve basketbol eğitimi almak istediğini söyleyerek uzak kıtaya göçer…

Daha Amerika’ya varır varmaz anlar ne kadar farklı ve büyük bir ülkede olduğunu: ülkesinden sadece Chicago’ya uçak bileti bulabilmiştir ve Chicago’da iner inmez havalimanındaki taksiciye “Beni Houston’a götürün lütfen” dedikten sonra, taksicinin hiç hoş olmayan cevabıyla Chicago’nun Houston’dan binlerce mil uzakta olduğunu öğrenir. Bu acı tecrübenin ardından Houston’a aktarma yaptığında ise, kendisini karşılamaya hiçbir üniversite yetkilisinin gelmediğini görüp bir kez daha şaşırır. Üniversiteye telefon açar; yetkililer Akeem’e “Taksiye atlayıp üniversiteye gel, parasını biz öderiz” derler ve bu hiç de sıcak olmayan karşılamanın ardından, yeni yuvasına adım atar genç Nijeryalı.

Hareem4İlk senesinde, pasaportu yüzünden (NCAA yönergeleri uyarınca) basketbol takımıyla resmi maçlara çıkamayan Akeem, idmanların yanı sıra boş vaktini bu ülkeye ve okuluna alışmak için kullanır. Bir yıl sonra, yani 1981-82 sezonunda, nihayet oynamasına izin çıkar ve Akeem sahadaki yerini alır. Elbette ki basketbolun temellerine dair pek çok eksiği vardır ve ufuktaki NBA kariyerini garantileyebilmek için yüksek kalitede basketbol oynamayı öğrenmesi gerekmektedir. Gelişmek için can atan Akeem için Houston yetkilileri, Houston Rockets’ın o dönemki pivotuyla, yani efsanevi ribaunt makinesi Moses Malone ile özel dersler ayarlarlar. Moses da Akeem gibi boyu ortalamanın bir parça altında olan bir pivottur, fakat basketbolun sırlarına öylesine vâkıftır ki, senelerdir NBA’in tozunu dumanına katmaktadır. Kendisinin de dile getirdiği gibi, oyunun püf noktalarına dair Moses’dan çok şey öğrenir Akeem, ve giderek özel bir pivot olma yolunda ilerlemeye başlar…

Cougars’ın o yıllardaki takımında Akeem, bir diğer müstakbel NBA efsanesi Clyde ‘The Glide’ Drexler, Othell Wilson, David Rose, Reid Gettys, oyun tarzıyla Allen Iverson’dan evvelki Iverson ifadesini hak eden Rob Williams ve ülkemizden de yakinen tanıdığımız Rickie Winslow gibi muazzam yetenekler vardır, fakat o sene Final Four’da (şampiyonluğa uzanacak olan) James Worthy’li, Michael Jordan’lı, Sam Perkins’li North Carolina’ya yenilip elenirler. Sezon sonunda ise, mülkiyeti el değiştiren Rockets kulübü, bir yıl evvel takımı NBA Finalleri’ne taşımış olsa bile, sınırlı serbest oyuncu durumundaki Moses’ı elden çıkarmaya karar verir ve Philadelphia’nın Moses’a önerdiği kontratı karşılayıp bir takasa girişirler. Bu takasın sonunda, Akeem’in akıl hocası, en büyük eğitmeni Moses, Houston’dan ayrılır ve gider gitmez Philadelphia’yı Julius “Dr. J” Erving ile şampiyonluğa ulaştırır…

Hareem6Yeni sezon öncesinde, Akeem fiziksel eksikliklerini örtmeyi kafasına koyar ve içi dondurma dolu bir mini buzdolabını yanında taşımaya başlar. Dilediği cüsseye eriştikten sonra, oyunundaki çevikliği ve estetiği kaybetmemek için daha çok çalışmaya başlar. Böylelikle, bambaşka bir isim olarak takıma geri döner. İşte bu noktada, Cougars’ın ünlü Phi-Slamma-Jamma felsefesi oluşur; takım öyle atletik isimlerden oluşmaktadır ki, smaç yapmak, basketbolu potanın üstünde bir yerlerde oynamak onlar için artık bir ideoloji halini almıştır. Smaç ve atletizm, o takımı tanımlayan özellik olmuştur. Sergiledikleri inanılmaz performansla 1982-83 sezonunda NCAA Finali’ne yükselmeyi başarırlar, fakat bir son saniye basketiyle şampiyonluğu, hakkındaki tartışmalar hiç bitmeyen koç Jim Valvano’nun taktik faul anlayışıyla yönettiği Thurl Bailey’li, Sidney Lowe’lu North Carolina State’e kaybederler. O yaz Clyde Drexler drafte girme kararı alır; yani o yıl finalde kaybetseler bile Yılın En Muazzam Oyuncusu (Most Outstanding Player of the Year) seçilmeyi başaran Akeem, takımının artık tek süperstarı olacaktır… (minik bir trivia: finalde takımı kaybetmesine rağmen bu ödülü almayı başaran son kişidir Akeem Olajuwon)

1984 yılında, Akeem çıkışını sürdürür ve takımını bir kez daha NCAA Finali’ne çıkarmayı başarır. Bu kez rakip, iki sene öncesinin de finalisti olan, dev pivot Patrick Ewing’li Georgetown Üniversitesi’dir. Takımda o maçtan önce sakatlanan iki as oyuncu eksiktir ve Akeem ile arkadaşları, çok çetin bir maç sonunda şampiyonluğu Georgetown’a kaptırırlar. Belki de bu noktada iki büyük müstakbel pivot arasında başlayan bu rekabetin 1994’te çok ağır bir rövanşı olacaktır ve bu defa Akeem gülecektir; lakin o an için Georgetown galiptir ve Houston’ın kurada 1. sıra seçim hakkını kazanmasıyla birlikte, adeta Houston’ın bu “piyangosu” içine doğan Akeem, ikinci memleketinde oynamayı sürdürmek adına (tıpkı Michael Jordan gibi) son senesini pas geçip drafte erken gitme kararı vererek, Beden Eğitimi Diploması ile okulundan ayrılır…

84 Finalini anlatan bir mini belgesel

O seneye dek “Takım dediğin, büyük adamın, yani pivotun etrafında kurulmalıdır” anlayışıyla yanıp tutuşan NBA, Akeem, Michael Jordan, Charles Barkley, John Stockton gibi efsanelerin katıldığı 1984’teki tarihi draftinde çok ilginç manzaralara sahne olur; Houston, henüz bir sene evvel kazandığı bir başka 1. sıra seçimiyle Virginia Üniversitesi’nin estetik abidesi 2.24’lük dev pivotu Ralph Sampson’ı seçmesine rağmen, 2.08’lik Akeem’i de hiç düşünmeden 84 Drafti’nin 1. sırasında seçer ve orjinal “İkiz Kuleler” mevhumunu yaratır. Tıpkı Houston gibi uzun oyuncu sevdasını sürdüren ve elinde halihazırda bir Clyde Drexler bulunan Portland ise, hepimizin malumu olduğu üzere (kolej yıllarında pek parlamamış olan) Michael Jordan’ı pas geçip, kariyeri sakatlıklarla biten pivot Sam Bowie’yi seçecek ve tarihi bir hataya imza atacaktır. O güne dek süregelen “önce pivot” anlayışı da, Jordan yüzünden tarih olacaktır. Fakat kulislerde çok ilginç bir başka fısıltı da alıp yürümüştür; iddiaya göre, draftten önce Blazers yetkilileri Clyde Drexler ve 84 Drafti’ndeki 2. sıra seçimini, Ralph Sampson karşılığında Houston’dan talep etmişlerdir fakat Rockets bu talebi reddetmiştir. Söz konusu takas gerçekleşse, Akeem, Drexler ve Jordan aynı takımda buluşabilecek ve tüm NBA tarihi yeninden yazılacaktı…

Hareem7NBA’deki ilk yılında 82 maçın tamamına çıkan Akeem, 20.6 sayı, 12 ribaunt, 2.7 blok, 1.4 asist ve 1.2 top çalma ortalamaları tutturup, Michael Jordan’ın arkasından Yılın Çaylağı oylamasında ikinci olur. Rockets, boyuna rağmen o’nu pivot pozisyonunda, çok daha hareketli ve atik olan Sapmson’ı da 2.24 boyuyla uzun forvet mevkiinde oynatmaktadır. Özellikle Akeem’in maç başına koyduğu 2.7 blok, basketbolu öğrendiği ilk yıllarda, inişe geçen toplar dahil her türlü şutu bloklamaya merakı göz önüne alınırsa, genç Nijeryalı’nın oyunu ne denli iyi öğrendiğini gösterir niteliktedir. Houston play-off’un ilk turunda Adrian Dantley ve “Dr. Dunkestein” Darrell Griffith’li Utah’a 3-2 ile yenilip elenir, ama ikiz kulelerin varlığıyla gelecekleri umut doludur…

Tıpkı Sampson gibi, Akeem de bazı şeyleri o kadar iyi yapmaktadır ki, daha ilk senesinden herkes ona hayran kalmıştır; bu bazı şeyler nelerdi, diyecek olursak, cevap çok keskin ve kesindir: Akeem, dominant bir pivottur. Fakat Bill Walton’dan bu yana görülmeyen bir teknik ve stil ile, yani sertlikle değil, güzellikle, “usulet ve suhuletle” domine etmektedir boyalı alanı. Sampson’ın da ondan aşağı kalır yanı yoktur bu hususta, fakat Akeem’in gençliğinde mesai harcadığı diğer spor dalları, genç Nijeryalı’nın reflekslerini Sampson’a taş çıkartacak kadar sivriltmiştir. Özellikle boyalı alandaki ayak hareketleri ve post oyunuyla, öngörülemez işler yapmaktadır. Hem yüzü dönük hem de sırtı dönük oyunda kırılgan ve narin gibi görünen top tekniğiyle sadece birebirleri büyük bir yüzdeyle bitirmekle kalmaz, aynı zamanda takım arkadaşlarına da estetik ve yerinde paslar çıkartmayı başarır. Üstelik, savunma sezgileri ve zamanlaması da Samspon’ın hiç erişemeyeceği kadar üstündür. Doğal yeteneklerini azimle birleştirip rakiplerin canına okumaktadır kısacası….

Hareem8

Akeem ve Ralph Sampson: Orjinal İkiz Kuleler

Fakat bu hırs, her zaman o’nun en büyük yardımcısı değildir; Akeem, ikinci yılında ortalamalarını 23.5 sayı 11.5 ribaunt 2 asist 2 top çalma ve 3.4 blok olarak güncellerken, Charles Barkley’nin önünde ilk ribaunt krallığı kazanmakla kalmaz, takımını da Sampson ile birlikte önce Lakers karşısında batı finaline taşır. Magic Johnson’ın yenilmez armadası Lakers, Akeem’i durdurmakta o kadar zorlanır ki, Magic durumu şöyle özetleyecektir: “Sahada ona engel olmak için her şeyi yapıyorduk. Fakat Akeem’i durduramıyorduk. İnanılmaz ve hiç görülmemiş işler başarıyordu ve hem kendini hem de takımını seçkin bir seviyeye çıkartıyordu. Üstelik savunmada da başımıza bela olmuştu.” Böylelikle olmazı oldurup, Lakers’ı aşar ve NBA finalinde Boston’ın karşısına dikilirler, fakat rakipler Akeem’in asabını bozup onu raydan çıkarmanın yolunu bulmuştur. Korkunç sertlikte savunma yapan Boston Celtics uzunları, Akeem’in damarına basarlar ve hırsına yenik düşen Akeem, kendinden beklenmeyecek asabi hareketlerle takımını yarı yolda bırakır. Böylelikle, daha ikinci senesinde eriştikleri NBA finalinden bir yüzükle değil, acı tecrübelerle dönerler…

İkiz Kulelerin önlenemez dominantlığı.

Evet, Bill Russell lige adımını atar atmaz takımını şampiyon yapabilmiş bir devdir; evet, Wilt Chamberlain durdurulamaz bir titandır, ve evet, Kareem Abdul-Jabbar, en önlenemez hücum silahının, Skyhook’un mimarıdır; ama Hakeem, konu boyalı alanda birebir hücum etmekse, tüm bu isimlerden daha fazla ‘stil sahibidir’; bunun yanı sıra, özellikle pasörlük, blok, top çalma ve soğukkanlılık bakımından öylesine çok yönlüdür ki, bu adamın bir rüya olduğuna dair bir şüpheniz kalmaz. Russell ilk sene takımını şampiyon yapmıştır; Akeem ise başrolüyle ikinci senesinde NBA finaline çıkmıştır. Wilt’in cüssesi durdurulamazdır, fakat Akeem de teknik ve komple oyunuyla pota altından istediklerini elde etmektedir – hem de Wilt’in aksine, takım arkadaşlarını da işin içine katarak. Kareem’in Skyhook’u vardır; Akeem ise kendine has Dream Shake’leri, yani keskin geometriye sahip ayak hareketleri ile özdeşleşmiştir şimdiden. Kaan Kural üstadımızın da dediği gibi, “Bir telefon kulübesinde bile tango yapabilen tek basketbolcu”dur Akeem. Minik metrekareler içinde harikalar yaratmaktadır. Klasik kalıplarla savunma yapan süper-atlet rakipleri David Robinson ve Patrick Ewing de Akeem’den sürekli nasiplerini alacaktır bu yüzden…

Hareem0001Fakat halen daha soğukkanlı oynamakta sorun yaşamaktadır Akeem. Üstelik Sampson’ın giderek müzminleşen sakatlıkları sebebiyle, takımı tek başına sırtlamak zorunda kalır. Bu arada draft gecesindekine benzer bir takas girişimi daha iptal olunca, Jordan Bulls’da, Sampson da Houston’da devam ederler kariyerlerine. Durumdan kendisine vazife çıkartan Nijeryalı, evvela işe serbest atış yüzdesini yükseltmekle başlar. Ardından, tıpkı Cougars’daki son senesinde olduğu gibi, giderek tek başına kalmaya alışır ve liderlik yönünü geliştirir. NBA, Afrika’dan gelen bir gencin böylesi farklı ve kendine özgü bir oyunla yıldızlaşmasını hayretler içerisinde seyretmektedir. Daha sonraları bu hayranlık, Manute Bol ve Dikembe Mutombo gibi draft seçimleriyle yansıyacaktır lige. Akeem, istatistiksel açıdan ikinci yılının karbon kopyası bir sezon yaşar ve 3. kez katıldığı All-Star maçında ilk defa ilk beş çıkmayı başarır. Fakat Sampson’ın yokluğunda, play-off’ta fazla ileri gidemezler…

Samspon ve Akeem ilk kez karşı karşıya gelirken.

Sampson ertesi sene bir takasla Golden State’e gönderilir, fakat atletizminden çok şey kaybettiği için kariyeri artık bitme aşamasına gelmiştir. Akeem ise, yanına aynı kalitede yeni yoldaşlar bulana dek tek başına play-offların ilk turlarını gezinmekle yetinir. Rockets Akeem’in yanına Otis Thorpe’tan daha öte bir parça ekleyemediği için, Akeem her sene All-Star seçilmekle ve 23 sayı 13 ribaunt 3 asist 2 top çalma 3,5 blok ortalamalar tutturup ligi kendi usulünce domine etmekle yetinir. Ve 1990 senesinin Mart ayında, önce 3 Mart’ta (Golden State Warriors’a karşı 29 sayı 18 ribaunt 10 asist 11 blok), arkasından da 29 Mart’ta (Milwaukee Bucks’a karşı 18 sayı 16 ribaunt 10 asist 11 blok), NBA tarihinin 3. ve 4. Quaruple-double’larına imza atarak tarihe geçer. Nate Thurmond ve Alvin Robertson’ın ardından bu başarıya resmen erişen sadece 3. oyuncu olmuştur. Artık herkes Akeem’in ne kadar eşsiz bir yetenek olduğunda hemfikirdir.

Hakeem’in ilk quadruple-double’ı

1990 senesinde bir maçta 52 sayı atarak kişisel rekorunu kırmıştır Akeem; fakat kariyerindeki ilk esaslı değişim, 1990-91 senesinde gerçekleşir. Bir Müslüman olan Akeem, asabiyetini ve hırsını dizginlemek adına ilk kez bu yıl İslam’ın derinliklerine yönelir ve hayatında İslam’ı ilk sıraya koyar. Bunun yanı sıra, isminin başına bir “H” harfi ekleterek, senelerdir adını “Hakeem” olarak telaffuz edenlerin işini kolaylaştırır ve adı bundan böyle “Hakeem Olajuwon” olarak yazılır. 1989 senesinde FIBA’nın yaptığı kural değişikliği sonrasında Hakeem uluslararası arenada da ikinci memleketi ABD’yi temsil etmek ister, fakat altyapılarda Nijerya’yı temsil ettiği için sorunlar çıkar; vatandaşlık başvurusunun sonuçlanması için 3 yıl beklemek ve 1992 yılındaki Rüya Takım’ı ıskalamak zorunda kalır. Milli formaya ancak 1996 Olimpiyatları’nda hak kazanacaktır…

Hakeem’in ikinci quadurple double’ı

Her ne kadar Dikembe Mutombo’nun bizzat yüzüne karşı çok sert bir üslupla dile getirdiği gibi “Afrika kıtasını milli formayla yüceltmektense ABD’yi, yani kolay olanı” seçmiş olsa bile, ülkesine asla vefasızlık yapmaz. Binlerce gencin eğitim ve sporla tanışabilmesi için maddi ve manevi yardımlarda bulunur. Hayatının merkezine İslam’ı koyduktan sonra, tüm maç arası yolculuklarda Kur’an okumaya ve ibadete kendini adadığı için, kariyerinde ve oyununda eksik olan o soğukkanlılık ve huzuru da elde etmeyi başarır, böylece teknik faulleri de asgariye iner. Dinç aklının yanı sıra, medya da Hakeem’e dinî tercihi sebebiyle beklenenden daha az “yüklenir”, oysa o güne dek önce Walt Hazzard’ın Mehdi Abdul-Rahman oluşuna gösterilen tepkiler Hazzard’ın orjinal ismini kullanıp Müslümanlığını gizlemesine yol açmıştır ve Kareem Abdul-Jabbar da hiçbir zaman başarıları için yeterince medyada takdir görmemiştir. Fakat bu isimlerle yavaş yavaş sınanan ve böylesi tercihlere saygı duymaya alışan NBA, Hakeem’de olgunluk aşamasına geçer. Hakeem böylelikle kolej yıllarından bu yana başına bela olan asabiyetinden de kurtulup hırsını faydaya çevirmeyi öğrenir. Hatta Ramazan ayında oruç tutar, fakat oynamaya, hatta normalden de iyi oynamaya devam eder.

Hakeem, Ramazan’da oynaması üzerine konuşuyor

Elbette ki bu ruhsal gelişim, oyunundaki itidale de büyük bir etki eder. Fakat Hakeem’in artık tek hedefi, bir şampiyonluk elde etmektir. 1992-93 senesinde Michael Jordan’ın aniden emeklilik kararı alması sonucunda, lig yeni süper yıldızlarını aramaya başlar ve bu defa yanına Robert Horry ve Sam Cassell gibi genç ama müstesna yeteneklere sahip gençler ve Kenny “The Jet” Smith gibi çenebaz veteranlar eklendiği için Rockets eskisinden daha iddialı görünür. Üstelik Vernon “Mad Max” Maxwell gibi duygusal bir delifişek de taraftarı ve takımı ateşlemekte üzerine düşeni yapmaktadır. Bu isimlere Carl Herrera, Matt Bullard, Scott Brooks (evet, Oklahoma’nın eski koçu olan) gibi görev adamları ve Otis Thorpe’un yardımcı yıldızlığı da eklenince, takımın başına Houston’ın evladı taktik dehası Rudy Tomjanovic’i geçiren Rockets, 1993-94 normal sezonunu konferans lideri olarak tamamlar.

Hareem11Play-off’larda, Hakeem’in 1987-88’den bu yana ilk kez “çıldırması” sayesinde (maç başına 29 sayı 11 ribaunt 4,5 asist 4 blok 1.7 top çalma), önce Cougars’dan Hakeem’in takım arkadaşı Clyde Drexler’ın Portland’ını, sonra bir önceki yılın finalisti, Charles Barkley’nin Phoenix’ini, konferans finalinde ise John Stockton ve Karl Malone’un Utah Jazz’ini geçmeyi başarırlar. Sırada, asıl rövanş, hakiki “intikam” vardır; 1984’te Georgetown ile Hakeem’in NCAA şampiyonluğu hayallerine son veren Patrick Ewing, takımı “kemikkıran” New York Knicks ile finalde Hakeem’in karşısına çıkar. Tarihe geçecek denli sert ve çetin geçen bu seri, 7. maça, yani karar maçına taşınır. Hakeem’in çabaları ve Ewing’i Dream Shake’leriyle ve çok yönlülüğü ile aciz bırakması sonucu Rockets son maçı kazanır ve kulüp tarihinin ilk şampiyonluğuna ulaşır. 1984’ün intikamı, tam on yıl sonra, 1994’te, en acı şekilde alınmış ve Hakeem de kariyerinin ilk yüzüğüyle birlikte ilk normal sezon ve finaller MVP’si ödüllerini kazanmıştır…

Bir sonraki sezon, Otis Thorpe, Clyde Drexler karşılığında Portland’a gönderilir; Cougars’taki Phi-Slamma-Jamma, Rockets’ta tekrardan buluşur ve işbaşı yapar. Takımın yeni düzeni oturuncaya dek geçen vakitte sakatlıkların da etkisiyle Rockets play-offlara ancak 6. sıradan giriş yapabilir. Takımda iki süper yıldızın olması bile, geçen yılın şampiyonunu favori olarak gösteremez bu yüzden otoritelere. Önce Stockton-Malone ikilisinin Utah’ını, ardından da Barkley’nin Phoenix’ini aşarken çok zorlanırlar, ama nihayetinde konferans finaline çıkmayı başarırlar. Rakip, normal sezonun MVPsi seçilen David “Amiral” Robinson’ın San Antonio Spurs’üdür.

Robinson da bir önceki sezon bir quadruple-double’a imza atacak (ki o günden bugüne quadruple-double yapan başka birisi çıkmadı) ve bir maçta 71 sayı üretebilecek kadar (Jordan’ın kariyer rekoru 69 sayıdır, buradan hesap edelim) formdadır; fakat ne zaman ki maçtan önce Robinson’ın MVP olduğu açıklanır, işte o vakit Hakeem’in gözlerinden ateş çıkar. Normalde maçlardan evvel çok sessiz sakin bir tutum takınan Hakeem, takım arkadaşı “Big Shot” Robert Horry’ye döner ve “Bu ödül benim hakkımdı…” diye mırıldanır. Horry o anda, Hakeem’in gözlerinde ilk kez bambaşka bir alevi, bir caninin parıltısını gördüğünü ve korktuğunu söyler. Zaten MVP seçilmeyen Hakeem’in gururu öyle bir seviyede kırılmıştır ki, herkesin o noktada ondan korkması gerekecektir. Ve NBA tarihinde ilk kez, bir normal sezon MVP’si, MVP ödülünü aldığı maçta en yakın rakibi tarafından tam tabiriyle “perişan edilir”. Dream Shake’ler had safhada iş başındadır ve Hakeem’i savunmak isteyen Robinson’ın bir avanak gibi oradan oraya uçmaktan başka çaresi kalmamıştır. Zeka, soğukkanlılık, teknik kabiliyet ve nev-i şahsına münhasırlık, öngörülemeyeni galip kılmıştır. Robinson durumu şöyle özetler: “Bence ben Hakeem’i olabilecek en iyi şekilde savundum. Fakat o, uzun zamandır hiç kimsenin oynamadığı kadar mükemmel oynadı ve kazandı…”

Bahsi geçen “domine etme” maçı

O maçtan kazanılan ivmeyle Houston, Spurs’u geçer ve NBA Finali’ne yükselir. Bu kez karşılarında, NBA’in yeni Wilt Chamberlain’i olarak lanse edilen Shaquille O’Neal’ın Penny Hardaway gibi bir yıldız adayıyla tozu dumana kattığı Orlando Magic vardır. Burada kim kime nasıl üstünlük kurdu, her zaman tartışılır; mesela Nick Anderson en kritik yerde iki serbest atışı kaçırmasa veya bir başka maçta Hakeem son saniyede inanılmaz bir tip’le Drexler’ın atışını tamamlayıp maçı kazandırmasa, Robert Horry böylesi bir clutch üstadı olacağını göstermese, neler değişirdi bilinmez. Fakat gerçek şudur; Hakeem’in maç başına 33 sayı 11 ribaunt 4,5 asist ve 3 blokluk dehşetengiz performansı sayesinde Rockets, 6. sıradan girdiği play-offları şampiyonluk ile noktalamayı başarmış ve sıralama olarak play-offlara en alttan girip şampiyon olma rekorunu da tatmıştır. Kendi ifadesine bakarsak Hakeem, bu seferki şampiyonluğu Clyde için kazanmak istemişti; çünkü Clyde kadar büyük bir oyuncunun kariyerini yüzüksüz kapatması çok yazık olurdu. Oysa koç Tomjanovich, Hakeem’e rağmen kendilerine şans tanımayanları şu tarihi açıklamayla susturuyordu: “Bir şampiyonun kalbini asla küçümsemeyin!”

Shaq ve Hakeem’in düellosu

Sonraki sezon Jordan’ın tekrardan basketbola döneceği kesinleşmişti fakat Rockets, “three-peat” için, yani arka arkaya üçüncü şampiyonluğu için yanıp tutuşuyordu. Sakatlıkların takımı etkilemesi ve Seattle SuperSonics’in adeta Bulls’a kafa tutacak kadar seçkin bir basketbol oynaması yüzünden, bu defa yarışa Konferans Yarı Finali’nde havlu atacaktı Rockets. 1996-97 sezonunda ise, Kenny Smith’in ayrılmasına rağmen takıma Charles Barkley gibi, eski formunda olmasa bile halen yeri göğü titreten bir süper yıldız daha katmayı başaran Rockets, Bulls’un finaldeki rakibi olmayı kafasına koymuştu. Ne var ki play-offlarda acı bir gerçek ortaya çıktı: Bir şampiyonluk takımının pivot kadar oyun kurucuya olan ihtiyacı da sonsuzdur. Ve Kenny Smith ayrıldıktan sonra “yerine bakamayan” Matt Maloney, Brent Price ve Mario Elie, Konferans Finalleri’nde Utah Jazz’ın efsanesi John Stockton’a karşı direnememişlerdi ve şampiyonluk hayalleri suya düşmüştü. Bu arada Hakeem bir başka muradına ermiş ve hem NBA’in gelmiş geçmiş en büyük 50 oyuncusundan biri seçilmeyi başarmış, hem de 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda Shaq, David Robinson, Penny Hardaway, Charles Barkley, Reggie Miller, Grant Hill, Karl Malone, Scottie Pippen, Mitch Richmond, John Stockton ve Gary Payton gibi yıldızlarla birlikte Dream Team III’ü oluşturup altın madalyayı kazanmıştı.

Hareem14

Fakat sonraki sezonda da sakatlıklar, henüz play-off ilk raundunda Utah’ı Houston’dan üstün kıldı. O sezonun sonunda Drexler emekliliğini açıkladı, takıma, three-peat’in ardından Jordan yeniden emekli olduğu için takımı dağıtan Chicago’nun iki numaralı üstadı Scottie Pippen takviye edildi. Fakat bu sefer de, Barkley’nin kariyer bitiren sakatlıkları ihtiyarlaşmaya başlayan bu takımı yarıştan kopardı ve Shaq’in Lakers’ına ilk rauntta kaybettiler. Takım, 2001’e kadar bu düzende devam etti; fakat Hakeem, beklenmedik bir kararla, kerametini halen çözemediğimiz bir tercih yapıp, son senesini Toronto Raptors’da geçirmek istediğini söyleyerek ilk ve tek göz ağrısı Houston’dan ayrıldı. Toronto’da eskiye nazaran azalan atletizmi ve kondisyonu sebebiyle vasat bir sezon geçirdikten sonra ise, 18 sezonluk kariyerini 26.946 sayı (maç başına 21.8), 13.747 ribaunt (maç başına 11.1), 3.830 blok (tüm zamanlarda NBA lideri – maç başına da 3.1), 3058 asist (maç başına 2.5) ve 2162 top çalma (maç başına 1.7) istatistikleri, 2 NBA şampiyonluğu, 1 normal sezon ve 2 finaller MVP’si ve 2 kez Yılın Savunma Oyuncusu ödülünün yanı sıra 12 kez All-Star, 6 kez NBA’de sezonun en iyi beşine, 3’er kez de en iyi ikinci ve üçüncü beşlere, 5 defa yılın en iyi savunma, 4 kez de ikinci en iyi savunma beşine, 1985’te de en iyi çaylak beşine seçilerek ve Houston Rockets’ın tüm zamanlarda sayı kralı olarak 2002’de noktaladı. 2008’de Hall of Fame’e seçildi, 34 numaralı forması Rockets tarafından emekli edildi ve Rockets’ın stadı Toyota Center’ın önüne heykeli dikildi.

Hareem000001Üstelik, NBA’de yarattığı etki öylesine büyük oldu ki, Afrikalı pek çok oyuncunun NBA radarına girmesini sağladığı gibi, Yao Ming, Amar’e Stoudamire, Dwight Howard, LeBron James, Emeka Okafor, Ömer Aşık, Carmelo Anthony ve Kenneth Faried gibi pek çok genç jenerasyon üyesine özel dersler vererek oyunlarını geliştirdi ve hem NBA’in hem de pek çok gencin basketbol anlayışını değiştirdi. Ayrıca Tim Duncan genç oyuncuların kendisi gibi bürokrasiyi aşarak ABD vatandaşı olup milli takımlarda oynamasının önünü açtı. Hatta Shaquille O’Neal ilk All-Star’ı olan 93’te ısınırken Michael Jordan ile teke tek oynayıp bir Dream Shake ile basketi buldu. Shaq ve Jordan demişken; Shaquille O’Neal Hakeem’i tüm zamanların en büyük 7 pivotundan birisi olarak addetmekle kalmayıp, fiziksel güçle değil, atletizm ve zekâyla oynayan Hakeem’in, kendi kaba kuvvetiyle etkilemeyi başaramadığı tek pivot olduğunu da itiraf eder. Jordan ise, kuracağı bir takımın ilk beşinde kesinlikle Hakeem’i pivot olarak görmek ister, çünkü zekası, zamanlaması, kazanma hırsı ve çok yönlülüğü göz kamaştıracak türdendir. Tabii Hakeem ile Jordan’ı bir NBA finalinde karşı karşıya görememiş olmak da, “Jordan’ın finallerde karşılaşmak istemeyeceği tek adam Hakeem’dir” tezini sınayamamamız açısından bir kayıptır – tıpkı, Kobe – LeBron kıyaslamasında olduğu gibi.

Shaq, Hakeem’i en büyüklerden biri ilan ederken

Her şeyden evvel, basketbola çeşit, sanat ve aşk katan bu yılmaz savaşçının kendi usulüyle NBA’i domine edişini ve kas torbalarının arasında bir zarafet ve estetik abidesi olarak zirveye çıkışını seyretmek, tüm basketbolseverler için paha biçilemez bir hazineydi. Biz de, her hafta bir defa Hakeem’in görüntülerini seyretmek suretiyle kendisine en büyük saygılarımızı sunuyor ve tarihin en büyük 5 pivotundan birisi olduğunu iddia etmekten hiç çekinmiyoruz. Bir adam, “anlatılmaz yaşanır” bir “Rüya” olduğunu ve bu “Rüya”nın masal olmadığını daha nasıl kanıtlayabilir ki?

MJ, Hakeem’in hakkını teslim ederken

Hareem16

 

Hakeem’e doyamayanlar için bonus videolar:

1986 Konferans Yarı Finalleri ve Hakeem’in Lakers’la olan düellosu
Hakeem derlemesi – 1
Hakeem derlemesi – 2

Bunlar da ilginizi çekebilir: