Nefret cinayetine kurban giden trans evinin önünde anıldı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Beyoğlu’ndaki evinin önünde geçtiğimiz cumartesi gasp edilen ve boğazı kesilerek öldürülen trans Esra Ateş’in anması, dün, oturduğu apartmanın önünde yapıldı. Bağımsız aktivistlerin ve trans bireylerin katıldığı anmayı Medyascope.tv olarak izledik ve Ateş’in arkadaşıyla ve Nakka LGBTİ+’dan Tulya ile konuştuk. Adının gizli tutulmasını isteyen arkadaşları, Ateş’i ve trans bireylerin karşılaştığı zorlukları anlattı. Tulya ise medyanın kullandığı ayrımcı dile dikkat çekti ve nefret suçlarıyla mücadele edilebilmesi için gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi.

“Karakolun sokağında bu olursa…

“Çok iyi biriydi, hayvanseverdi… Düzgün bir hayatı vardı, akşam dokuz telefonunu kapatır, sabah saat beş altı gibi uyanır, kalktıktan sonra hayvanları doyurur burada sokaklarda besler… Köpeği vardı geçen sene çok büyük stres yaşadı atlattı, öldü köpeği, Lilly’ydi ismi. Çok düzgün bir hayatı vardı imrenirdik, hiçbir kimseyle muhatap olmaz… Kültürlü, tam bir Türk kızıydı.”

“Bu kız kurban oldu şu şekilde, gaspa uğradı, herif de evli barklı çıkıyor… Ve erkeklik duygusuyla… Burada gizli yapıyor, sonra çıkıyor ben erkeğim diyor… Böyle bir şey yok. Madem sen trans eskort yanına geliyorsun kızın dolanmaya… Niye erkeksin sen o zaman burada bağırıyorsun böyle? Burada kıvranıyor otoparkçıya, “Girin abi bir bakın ne olmuş” diyor kendisi kaçmak için… Burada iki tane bacımız vardı oturan birinci katta, onlar görmüş hepsini. Üç dakika sonra çıkıyor burada kadın ölünce. Burada soymuş, ellerini yıkamış. Bu adalet mi? Bir de çocuğu var bir de hanımı var tesettürlü… Bu adalet mi sizce, karakolun sokağında bu oluyor? Düşünün başka yerde neler yaparlar bize… İşte ilkyardım, işte karakolumuz… Hemen geldiler ama saniyede öldü, şah damarını kesiyor, karnı, bir de bacağını… Kaçmasın diye; ama kızcağız o güçle ikinci kattan buraya kadar iniyor.”

“Böyle bir ölümü hak etmedi”

“İnsan yerine koymuyorlar bizi. Bize diyorlar ki lanetli bunlar diyorlar. Lanetli miyiz biz? Yüzde  80 kadın, yüzde 20 erkek hormonum var, ne yapabilirim? Ne erkek olabilirim ne kadın, ne yapabilirim ? Kimseye  zarar vermiyorum, kimseyi rahatsız etmiyorum. (…) Bizi yargılıyorlar. Her gün şiddet, her gün şiddet, Tarlabaşı’nda bekçiler kızları vuruyor, bekçiler de başladı karışmaya, kızlar çalışamıyor, çalışmayınca da şiddet görüyorlar, karakola teslim ediliyorlar, orada dalga geçiliyor onlarla, sen kadın mısın erkek misin, niye yapıyorsun bu işi diye dalga geçiyorlar trans arkadaşlarımızla.”

Ateş’in Bandırma’da yaşayan arkadaşı ise, kendisinin daha önce bir kez Ateş’in evinde kaldığını, bunun son görüşmeleri olduğunu söyledi ve

“Böyle bir ölümü hak etmedi. Çok iyi bir insandı, Allah rahmet eylesin.” diye konuştu.

“Translara yönelik ayrımcılık, ölümden sonra da devam ediyor”
“Son birkaç ay içinde sürekli bu ölüm haberlerini alıyor olmamız asla tesadüf değil; kesinlikle bir artış var. Belki bir noktada nefret cinayetlerini konuşmaya böyle bir ölüm olduğunda başlıyoruz gibi görünüyor. Oysa nefret suçları her gün (yaşanıyor). O kadar sık birisinin dövüldüğünü ve şiddete maruz kaldığını duyuyorum ki, medyanın bunları sadece bir ölüm olduğunda yani artık iş işten geçtikten sonra konuşması bir noktada anlamsız kalıyor. Bunu aslında her an konuşmalıyız.”
“…Esra Ateş’in ölümü, birkaç daha bağımsız özgür medya haricinde hiçbir medya tarafından yayınlanmadı, dünkü anma öncesinde. Evet şu anda toplumsal olarak nefret suçlarının arttığı bir dönemdeyiz ama bir yandan da… Nefret suçlarına karşı tepkinin de arttığı bir dönemdeyiz. Kadın örgütleri olsun, hak savunucuları olsun, cinayetlere tacizlere karşı bir ortak dil geliştrilimliş vaziyette. Ama buna rağmen bir trans kadının ölümü hala ana akım medyaya düşmüyorsa, bu aslında yaşam boyu süren ayrımcılığın ölümden sonra bile devam ettiğinin göstergesi.”
“Katillerin cümleleri hep aynı”
“Ölüm boyutunda ciddi bir şey olmadan önce de bu durumun sürekli devam eden bir hal olduğu ve aslında yalnızca nefret suçlarını işleyen kişiyle ilgili değil, daha büyük sorunlar sebebiyle olduğu, yani devletin bir şekilde sistematik olarak uyguladığı baskılar ve bir noktada medyanın da aslında uyguladığı baskılar (düşünülmeli)… Çünkü nefret suçunu işleyen kişi bu toplumda pişiyor ve bu toplumda pişen birisinin bu suçu işleme oranı daha yüksek oluyor diğer ülkelere baktığımızda. Kesinlikle bu yüzden artık yasalarda bir değişiklik yapılması gerekiyor. Medyanın ayrımcı dilden vazgeçmesi gerekiyor, yok erkekmiş aslında ama kadın taklidi yapıyormuş… Hala kaç yüzyıl geride kalmış diller görüyoruz medyada. Keza dava süreçlerinde hafifletici suç olarak, Esra Ateş’in mesela katilinin söylediği “Kadın sanmıştım, ben kadın diye gitmiştim…”
“Yani transfobinin aslında sadece belli bir öldürme anında değil, zaten sistematik bir biçimde hayatımızın her anında olduğunu görmemiz gerekiyor bizim böyle cevaplardan. Çünkü yalnızca Esra’nın katili değil, katiller sürekli aynı cümleleri tekrarlıyor ve bunların dava sürecinde doğurduğu durum, hafifletici suç ya da iyi hal indirimi oluyor. Bunun artık olmaması gerekir.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus