Başkanlık sistemine sokak ne diyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope 23 Haziran seçim sonucunun kesinleşmesinin hemen ardından İstanbul’un iki önemli semti Eminönü ve Beşiktaş’ta vatandaşlara başkanlık sistemi ile ilgili görüşlerini sordu. Siyasi fikrini iktidarın çizgisine yakın konumlandıranların pek çoğu başkanlık sisteminin devamından yana olduğunu tekrar etti. İktidar muhaliflerinin ise tercihi parlamenter sistemden yana.

Katkıda bulunan: Ömer Tülünay

Türkiye, 16 Nisan 2017 Referandumu ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçti. Türkiye o tarihten itibaren parlamentonun gücünün azaldığı, cumhurbaşkanının yeni yetkiler ile donandığı bir sistem ile yönetiliyor. Fakat referandum sürecinde de, sonrasında da bu yeni yönetim biçimine yönelik eleştiriler devam ediyor.   

24 Haziran 2018 genel seçimlerinde Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan, ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi. 23 Haziran 2019 seçimlerinin ardından ise başkanlık sistemi yeniden tartışılıyor. Siyaset bilimcilerin “Türkiye’ye özgü” olarak nitelediği başkanlık sistemini, Eminönü ve Beşiktaş’ta sokaktaki insana sorduk. Gerçekten insanlar başkanlık sisteminden memnun mu, bu sistemin devam etmesini mi, yoksa parlamenter sisteme geri dönülmesini mi istiyorlar?

İstanbul yerel seçimlerde kararını verdi. Peki şehir başkanlık sistemine nasıl bakıyor?

Seçim trafiği halkı yordu

Soru gelinen bu noktada kritik. Cevaplar da güneşin yakıcı sıcağında yanıt bekliyor. Karaköy’den Eminönü’ne doğru yürüyorum. Balık tutan genç yaşlı erkekler, yelpazeleri ile kendini yelleyen kadınlar, Eminönü’nü görmek için gelen turistler burada… Balık tutanların yanına yanaşıyorum. Bir kısmı kameraya konuşmak istemiyor, çekiniyorlar. O zaman gülümseyip, “Ülkenin halini konuşalım” diyorum, “Konuşalım tabii” diyorlar, ama kamerasız. Önce İstanbul’da 23 Haziran’da yenilenen belediye seçimi hakkında konuşuyoruz. “Seçimler geçti, daha ne konuşacağız” diyor balık tutanlardan biri. “Sıkıldık” diyor. “Kaç senedir üst üste seçim görüyoruz” diye yakınıyor. Bunun üzerine başkanlık seçimlerini soruyorum, “Reis daima kazanır, oy veririm ama bir senedir başkan, hâlâ bir icraat göremedim. Bu yüzden biraz kararsızım” diyor. Aynı şeyi Ekrem İmamoğlu için de söylüyor, “Seçilir seçilmez icraata geçeceksin ki sana güvenelim” diyor, İstanbul’un yeni Büyükşehir Belediye Başkanı için. 2023’e kadar kararının değişebileceğini ancak başkanlık sisteminden memnun kaldığını söylemeden geçmiyor. Eminönü Çarşı’sına doğru yürüyorum. 

“Reis”in mutlak iktidarına “evet” diyenler

Siyasi konuları konuşmak tedirginlik yaratıyor. Cuma namazına gelen insanlara denk geliyorum. Cami cemaatinden mikrofon uzattığımız biri, başkanlık sisteminden memnun olduğunu söylüyor, “47 yaşındayım, önceki hükümetleri de gördüm hatta firmam da vardı ve Sezer döneminde dolar artınca firmam battı. Bu yüzden çoğunluktan yana değilim, tek parti yönetsin daha iyi” diyor ve ekliyor, “Reisimiz’i de partimizi de seviyorum. Yine olsa yine veririm.”

Kentin uğrak yerlerinden biri de Galata Köprüsü. Burada başkanlık sisteminden memnun olanlar çoğunluktaydı.

Cuma namazının bitmesinin ardından sıcaktan kaçıp ağacın gölgesinde oturanlara doğru yaklaşıyorum. Birbirini tanımayan iki kişinin yanına oturuyorum. İlk başta demeç vermeyi kabul eden orta yaşlı seçmen, başkanlık sisteminden hayli memnun olduğunu aktarıyor. Konuşmamız bitince hemen yanındakine yöneliyoruz, vakit kaybetmeden “Ben tam tersini düşünüyorum ama” diyor. Başkanlık sisteminin Türkiye’de yanlış işlendiğini, ABD’deki sistemin Türkiye’de işleyemeyeceğini aktarıyor ve ekliyor: “Parlamenter sistem, çoğunluğun söz hakkının olduğu sistem her zaman daha iyidir.” Eminönü’nde balık ekmek yiyenlerin yanından geçerek rotamı Beşiktaş’a çeviriyorum. 

Beşiktaş 23 Haziran’da İmamoğlu’na yüzde 83,90 oranında oy verdi. Beşiktaş’ta yaşayanlar başkanlık sisteminden hoşnut değil.

Gelin ile görümce farklı kulvarda

Aklımda kalan, nedense kadınların genellikle konuşmak istememesi. Nitekim, aynı şey ilk başta Beşiktaş’ta da oluyor. Deniz Müzesi’nin tam karşısında ağaçların gölgesinde oturan insanlarla sohbet etmeye çalışıyorum. Onlardan biri orta yaşlı bir çiçekçi. Başkanlık sistemine geçen ülkelerin gelişme gösterdiğini, geçmeyenlerin ise gelişemeyeceğini savunuyor. O sırada iki kadına ilişiyor gözüm, yanlarında 18 yaşında bir de genç var.

“Çarşı”da parlamenter sistem rağbet görüyor.

Bir daha referandum olsa başkanlık sistemini mi yoksa parlamenter sistemi mi tercih edeceklerini soruyorum, bir de 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği referandumunda tercihlerinin hangi yönde olduğunu. Aldığım cevap ilginç: Kadınlardan biri “evet”, diğeri ise “hayır” diyordu. Belli ki hayata bakış açıları birbirinden farklı. Kameraya konuşmak istemediklerini söyleyince “Neden çekiyorsunuz kameraya konuşmaktan?” diye soruyorum. Siyaseten birbirinden epeyce farklı düşünen bu iki kadının gelin-görümce ilişkilerinin olduğunu öğreniyorum; gelin olan üniversite mezunu, başı açık ve başkanlık sistemine karşı. Görümcesi ise başkanlık sisteminden yana.

Kozmopolit yapısıyla Eminönü her gün her siyasi düşünceden insanı ağırlıyor.

Tercihini başkanlık sisteminden yana kullanan, siyasi durumdan memnun olduğunu, hiçbir sorun görmediğini, Recep Tayyip Erdoğan’ın devleti iyi yönettiğini söylüyor. O anda “hayır” oyu veren gelin devreye giriyor. Görümcesine dönerek, başlıyor içini dökmeye: “Nasıl iyi yönetiyor? Tek adam rejimini kurdu, tek başına ülkeyi yönetiyor. Bıraksınlar biz seçelim iyi yöneteni, kötü yöneteni. Eskiden her parti istediğini söyleyebiliyordu ama şimdi söyleyemiyor. Ben en çok size kızıyorum oy verdiğiniz için. Benim çocuğum 2000 doğumlu, görmediği sınav sistemi kalmadı. Benim çocuğum deneme tahtası mı?” Yanındaki genç ilgiyle annesi ile halası arasındaki tartışmayı takip ediyor, jestlerinden annesine hak verdiğini anlıyorum.

Beriki bizim orada olduğumuzu bile unutup sistem eleştirisini sürdürüyor, hatta kimi zaman sakinliğini de yitirerek. Görümcesi karşısındakini yumuşatmak için gülümsüyor ama söyledikleri çok da sakinleştirici sayılmaz: “Sen başka oy kullanmışsın ben başka. Bir sürü şey yaptı başkanımız. Sen memnun olmayabilirsin ama ben memnunum. Verdiğim oy helal olsun.” Gelin bunun üzerine kendini tutamıyor ve “Çorlu’da tren kazasında ölen insanların ailelerine mahkemelerde neler yaptıklarına bakın. Vicdanınız sızlasın” diyor.

Memur tedirginliği

Beşiktaş Çarşı’ya doğru ilerliyorum. Kartal heykelinin önünde durup insanları izliyorum. Sonrasında oradaki bir pasajın önünde oturan iki kadına rastlıyorum. Kadınlardan biri memur. “Lanet olsun ki 657’liyim, bir şey söylersem hayatımız mahvolur” diyor. Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile beraber pek çok insanın işlerinden edildiğini hatırlatıyor, tedirginliği bundan.

Eminönü ve Beşiktaş… İstanbul’un Avrupa yakasındaki çok önemli iki merkez. Her iki semt de İstanbul’un kozmopolit yapısını gösterir yapıya sahip. Her ne kadar Eminönü muhafazakârlığın biraz daha fazla göze çarptığı bir bölge olsa da, hem iş hem alışveriş hem de turizm açısından merkezî yapısını hep koruyor. Beşiktaş ise 23 Haziran belediye seçimlerinin sonuçlarından da anlaşılacağı gibi daha “seküler” bir nüfusu barındırıyor. Aldığım yanıtlar da ilkinde başkanlık sistemine omuz verenlerin daha fazla olduğu, ikincisinde ise siyasi yönelimin parlamenter sisteme yakınlığının belirginleştiği bir portreyi ortaya koyuyor. Görülen o ki, kendisini muhafazakâr olarak tanımlayanlar şu anki sistemden memnun. Daha seküler bir bakış açısına sahip olanlar ise parlamenter sisteme yakın duruyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus