Sabun Köpüğü (19): Deli bir ülke, ama deliliği güzelleştirici değil

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Leyla Erbil’i kaybedişimizin bir başka temmuzundan daha geçiyoruz. Onun bizlere emanet ettikleri ise kaç yaz boyunca aklımızı çelmeye devam edecek, orası bir muamma.

Kastettiği delilik neydi diye sormaksa kaçınılmaz. 

Ne yazık ki, bu delilikte bir hoşluk, esneklik ve coşku yok; olsa olsa katılık, öfke, yok sayma, şiddet ve baskı var.

Ne biri baskı  mı dedi!

Baskılanarak büyüyen insanların memleketi Türkiye’de en son bizlere Kalan adlı kitabıyla veda etti Leyla Erbil. 

Kahramanı Lahzen vasıtasıyla Tuhaf Bir Erkek kitabındaki Gorgo’yu da düşündürdü. Erendiz Atasü’nün Türk Romanında Bir Gezinti incelemesinde de ifade ettiği gibi Gorgo, aslında yakın tarihimizde gezinen siyasal bir gölgenin erkek haliydi. Kimi kez Turgut Özal, kimi kez Menderes, kimi kez çok daha yakın tarihimiz…Lahzen bu ‘tuhaf’ erkek gölgenin ülkenin hemen her yerinde soluyan etkileriyle, bu kez Tuhaf Bir Kadın’dan (ki bilen bilir bu da Leyla Erbil’in kült kitaplarından biridir) buraya, 2000’li yıllara bir kadın olarak kıyıya nasıl vurduğumuzun cisimleşmiş halidir de. Lahzen’in hayatında son demlerinde sorguladığı hayat, elinde kalanları bir kez daha düşünmesi biçiminde de okunabilir. 

Peki elinde kalan nelerdir? 

Aslında Lahzen özelinde, belki de bu ülkedeki bütün kadınların, yaşı bir yana bırakarak özenle düşünmesi gereken sorulardan biridir bu. 

Bu gaddarlığın ortasında elimizde kalan nedir? 

Burada Erendiz Atasü’nün satırlarıyla devam etmek isterim:

‘Leyla Erbil’in derin ve geniş edebi ve felsefi kültürü, yazdıklarının çağrışım gücünü yükseltmekte, Lahzen’in yüzeysel bir bakışla sabuklama sayılabilecek anlayışları okur zihnini, günümüz Türkiye’sinin çirkin yüzünden alıp bu çirkinliği unutturmadan , insan soyunun zamanları ve mekanları aşan temel sorunlarına; hayatlarımızı biçimlendiren ve işgal eden, adına uygarlık dediğimiz o şeyin aslında törensileştirilmiş vahşetten başka bir şey olmayan tözüne götürmektedir. ‘

Bununla da kalmaz Leyla Erbil son kitabı Kalan’da. Bizi sadece elinde kalan gündelik hayatın gelgitleri içersindeki sorularla yüzleştirmez, insanın en derin korkusu olan ölümle de buluşturur. Ancak bu buluşturma varoluşçu bir sistemden kendini besler. 

‘Hakikat hayatın kendimizin parçası haline getirebildiğimiz kadarıdır’ felsefesini ölümün sorgulanmasıyla buluşturan yazar, hakikati arama isteği ile dopdolu bir ömrün Lahzen’ini, bu yüzden boş yere karşımıza çıkartmamıştır. 

Bu hakikat arayışını çileyle ördürten ise satırlarımızın hemen başındaki baskının yıllara yayılan çehre değiştirdiği sanılan ama hep aynı oluktan aynı kiri akıtan halidir. 

Nasıl da büyük bir kırılmadır bu…

Erendiz Atasü sorar: Günümüz Türk edebiyatında kahramanların psikolojik rahatsızlık çekmeleri rastlantı mı? 

Ne bu rastlantıdır, ne de toplumdaki şizofrenik insan ilişkileri…

Dahası bunun satırlara yansıyan şiir hali de. Koca bir şiirdir Kalan… Örtülü, eğretilemeli, insanı nefessiz bırakan…

Erendiz Atasü ve Leyla Erbil’i birlikte okuyalım o halde şimdi:

‘Leyla Erbil’in romanlarının ortak başkişisi, kimi ruhi rahatsızlıklardan mustarip, yaşlanan Lahzen, özel yaşamı ve ülke yaşamına dair hatıralarla boğuşmaktadır. İşte bu anılar, romanları oluşturan şiirin ve mensur şiirin hammaddesidir. İnsan zihninin işleyişinde, mantıksal çerçeveyi kıran ve aşan ‘serbest çağrışım’, modern şiiirin de gücü değil midir? (Sf 93) 

Bu noktada Atasü’nin işaret ettiği belleğin makul yaşlanmasında altmışlı yaşlarda ve sonrasında karşılık bulan fotoğraf kareleri- bir film değil de fotoğraf kareleri-Erbil’in kalan romanında da mevcuttur. 

Ve bu kareler Lahzen’in ruhsal gerginliklerle dolu kişiliği de düşünüldüğünde, özel yaşamındaki karanlık oda griliği kadar  ülke genelindeki karanlığın da fotoğrafları olacaktır. 6-7 Eylül, 1 Mayıs 1977, Sivas, Erbil’in kaleminde gezindiği biçimde ‘öle öle oluşturduğumuz Cumhuriyet’in köklerini sabırla ve hınçla kemiren nur yüzlü güvelerin’ ihaneti… Ve nicesi… Nicesi… ‘Günümüzün küresel, liberal, Müslüman Türkiye’sinde’ çocuklara, gençlere ve kadınlara reva görülen zulümler…

Leyla Erbil’in Kalan’ını okurken Erendiz Atasü’nün Türk Romanında Bir Gezintisi’ni de okumanızı öneririm. 

Kurgu ve yaşam anlamında film karelerini, o kareleri oluşturan sabun köpüğü grenleri yeniden hatırlamanız için.  Neden bir türlü güzelleşemediğimizi ‘yeniden’ hatırlamanız için…

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus