Türk futbolunun kurtuluş reçetesi “scouting”

Türkiye, son yıllarda kariyerlerinin sonlarına gelmiş yaşlı futbolcuların son kontratlarını aldığı ve tabiri caizse “emekli ikramiyesi” ile ödüllendirildiği bir ülke haline geldi. Kulüplerin borçları birbirleriyle yarışacak hale gelmeden de bunun farkına pek varılamadı. Günümüzde ise kulüplerimizin biraz da olsa futbolun gerçeklerine yöneldiğini görüyoruz. Yazarlarımızdan Uğurcan Kanca, “Türk futbolunun mutlak kurtuluş reçetesi scouting (oyuncu izleme)” yazısı ile futbolumuzdaki scouting sistemini ele aldı.

Scouting nedir?

Scouting kavramı ülkemizde sadece “bilinmeyen genç yeteneği keşfetmek” şeklinde algılandığı için yazıma öncelikle scoutingin tanımını yaparak başlamak istiyorum. Scouting kısaca kulübün politikaları doğrultusunda doğru futbolcuyu, doğru maliyetlere almaktır. Sadece genç futbolcudan ibaret ya da fazla izlenmeyen bir ligin alt liglerinden bir oyuncuyu getirip daha yüksek bir seviyede oynatmak değildir. Yani scouting 180 bin euroya aldığın 18 yaşındaki Eljif Elmas’ı 16 milyon euroya satmayı kapsadığı gibi, bedelsiz şekilde takımına kazandırıp üstelik verim de alıp 1 milyon euroya sattığın Pesic’i de kapsar.

Uzun lafın kısası kulübün teknik direktörü veya futbol sorumlusu scout elemanlarına kulübün bütçesi doğrultusunda bir yol belirler, scoutla uğraşan elemanlar da maliyet verim çerçevesinde belirlenen bölgelerden futbolcuları listeler. Sonra belirlenen oyuncular daha detaylı izlenir, bir performans takibi yapılır, oyuncunun özel hayatında sorunları var mı bunlara bakılır ve belirlenen geniş listeden en doğru oyuncu takıma kazandırılır.

Kulüplerimizin yanlış politikaları

Dünyada futbol ekonomisinin büyümesinden de kaynaklı olarak Avrupa ile Türkiye arasındaki maddi güç farkları açılınca Türk kulüpleri için en büyük hedef Türkiye Ligi’nde şampiyon olmak haline geldi. Böylece özellikle büyük takımlara gelen kulüp başkanları, taraftarlara kariyerli futbolcu transferi vaat ederek ya başkan seçildi ya da başkanlığını devam ettirdi. Bu da kariyerleri inanılmaz iyi fakat futbol hayatlarının sonlarına gelmiş, sakatlıklarla boğuşan ve maddi kaygıları ön planda olan futbolcuların kulüplerimize transfer olmasıyla sonuçlandı.

Kaliteli futbol, kaliteli futbolcuyla oynanır sözünü kabul etmekle beraber bu kadar gündelik performansa dayanan bir oyunda en kariyerli futbolcu en iyi katkıyı verir demek biraz saçma kalıyor. Kariyeri boyunca Dünya Kupası ve Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazanmış, Arsenal ve Real Madrid gibi dünyanın en kaliteli takımlarından ikisinde oynamış Mesut Özil’in Fenerbahçe’ye katkı veremediği fakat 17 yaşındaki Arda Güler’in oynadığı her maçta bütün Fenerbahçe taraftarlarını büyülediği bir denklemde bu durumu örnek gösterirsek gündelik performansın kariyerin önüne geçtiğini rahatlıkla anlayabiliriz.

Futbol takımı- puzzle ilişkisi

Scouting ve gündelik performansın öneminden yazımın önceki paragraflarında oldukça fazla bahsettim fakat bir futbol takımı kadrosu adeta bir puzzle edasıyla parçaları dengeli ve düzgün bir şekilde birbirlerine oturtarak kurulmalıdır. Yani bütün takım ne genç ve performanslarının zirvesinde oyunculardan kurulmalıdır, ne de yaşlı ve kariyerlerinin sonlarına gelmiş futbolculardan kurulmalıdır. Bu iki madde birbirlerine doğru şekilde oturtularak dengeli bir takım inşa edilmelidir.

Yani geçen sezon Galatasaray’ın yapmaya çalıştığı gibi bütün takımı genç ve tecrübesiz oyuncularla doldurmak iyi bir sonuç vermeyecektir. Fakat yine Galatasaray’ın 19/20 sezonunda yapmaya çalıştığı gibi oldukça kariyerli ama yaşı belirli bir baremin üzerinde oyuncularla bir takım yapmak da doğru sonuç vermeyecektir. İşte burada da scouting devreye girer. Elindeki malzemeye ve ihtiyaca göre maddiyat ve verim oranı en yüksek şekilde oyuncular bulmak scoutların işidir. Yani yapbozu tamamlayan taşlar scoutların yeteneği ve oyuncu seçimini yapan teknik direktörün meziyetiyle doğru orantılıdır.

Türk kulüplerinin scouting politikaları

Bu başlık altında bütün Türk kulüplerini incelemek pek mümkün olmasa da olaya genel bir çerçeveden bakmak daha doğru olacaktır. Açıkçası bizim ülkemizde çoğu takım için scouting denen şey menejerlerin kulüplere önerdiği futbolcuları izlemekten ibarettir. Birçok kulübün belirgin bir scouting ekibi bulunmamaktadır. Belirli menejerlerin ve futbolcu ajanslarının o takımdan bu takıma gezdiği ve futbolcularını pazarlamaya çalıştığı bir futbol ekonomisinde işler nasıl doğru yürürebilir ki? Birçok scout ekibinin dağıtıldığı, her yeni başkan seçildiğinde farklı bir ekibin göreve geldiği bir ülkede işler nasıl düzgün yürütülebilir?

Tabii ki bu hususta bazı istisnalara da değinmek lazım. Fatih Terim’in üçüncü döneminde göreve gelen ve Galatasaray’da çalıştığı 10+ senede Alex Telles, Marcao, Mostafa Mohammed ve Kerem Aktürkoğlu gibi sayısız futbolcunun takıma kazandırılmasına önayak olan bir Emre Utkucan’ı buraya eklemek pek de doğru olmaz. Ya da lige çıktıklarından beri doğru transferlerle iyi satışlar yapan Kasımpaşa’yı, genç futbolculara ve üstelik genç antrenörlere şans veren Karagümrük’ü, özellikle Yunanistan ve Hollanda piyasalarında oldukça başarılı işlere imza atan Alanyaspor’u ve oyuncu satışlarında başarı sağlayan Fenerbahçe’yi de yukarıda belirttiğim takımlardan biraz ayırmak lazım. Fakat istisnalar kaideyi bozmayacaktır. Ülkemizde borç içinde yüzen birçok kulüp olmasına rağmen scoutinge bu kadar az önem verilmesi hiç de mantıklı değil. Euro ve dolar kurunun bu kadar fırladığı, oyuncu maaşlarının ödenmesinde bu kadar zorlanıldığı bir denklemde kulüplerimizin biraz daha doğru ekiplere ve doğru transferlere ihtiyacı var.

Kapanış

Uzun yıllardır Avrupa kupalarında net başarılar gelmemesinin nedenlerinden biri de kesinlikle yanlış mühendislikle kurulan kadrolardır. Kulüplerimizin, kariyerlerinin sonlarına gelmiş futbolculara milyon eurolar verme hastalığından bir an önce vazgeçmeleri lazım. Sevilla’nın 8 milyon euroya aldığı ve 27 milyon euroya sattığı Nzonzi ya da Porto’nun 7 milyon euroya alıp 15 milyon euroya sattığı Alex Telles de bir scouting ürünüdür.

Scouting hem kısa vadede başarı kazandırabilir hem de kulüplerimizin borçlarını kapatması için bir gelir kaynağı yaratmasına da yardımcı olabilir. Umarım birileri bu çarkın hep aynı yönde dönmesinden rahatsız olur ve ülkemiz futbol ekonomisinin düzelmesi için doğru hamleleri yapar.

Yazan: Uğurcan Kanca

Editör: Doğa Üründül

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.