Ruşen Çakır’ın konuğu Ali Bayramoğlu “Erdoğan ile Bahçeli nerelerde birleşip nerelerde ayrışıyor?” sorusunu yanıtladı. Videoda Bayramoğlu, AKP ve MHP arasındaki söylentileri anlattı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 1 Ekim 2024 Salı yapılan açılışında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve milletvekilleriyle tokalaştı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te PKK’ya silah bırakma çağrısı yapmasının ardından başlayan süreçte artık son aşamaya gelindi, 11 Temmuz’da bir grup PKK’lı Casene Mağarası’nda silah bıraktı.
- Nasıl başladı, neden bitti? Bir “çözüm süreci”nin anatomisi
- Yeni çözüm süreci tartışmaları: Hangi parti nerede duruyor?
Ali Bayramoğlu, “Bahçeli, bu süreci bizi şaşırtacak oranda somutlaştıran, genişleten, istikametini belirleyen hamleler yapıyor. Sadece ilk başlangıcı ve milliyetçi çevrelerin bu işin içine reaksiyonsuz, davet edilmesi işlevi açısından değil, bundan sonra atılacak adımlarda, partiler yasasını, meclis tüzüğünü göstermesi gibi oldukça ileri adımlar açısından da dikkat çekici adımlar.” dedi.
Çözüm sürecinde AKP, MHP ve CHP
AKP ve MHP arasındaki söylentileri anlatan Bayramoğlu, “İki siyasi parti arasında çok tatsız olmayan ama yine de mevcut bir getirilim olduğu, Bahçeli’nin koyduğu somut çerçevenin ve adımların AK Parti’yi zorladığı ve AK Parti’nin kısmen daha yavaş gitmek istediği gibi bir söylenti var. Bu beni şaşırtmıyor. Tayyip Erdoğan bu süreç ile kendi siyasi faydası arasındaki paralelliği çok daha iyi kurmaya çalışan bir yol izliyor. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin devre dışı kalması veya tecrit politikasını kırmak istemediğini açıklamalarında anlıyoruz. Burada Bahçeli’nin pozisyonu biraz daha işin ruhuyla, özüyle, beka meselesi ve gelecek ile ilgili tavır olabilir.” dedi.
Bayramoğlu videoda, “Bahçeli’nin zorlamaları ve çıkışları olmasa çünkü her çıkışının mutlaka Erdoğan ile bir istişareye dayanmadığını görüyoruz. Kimi çıkışlarının bu süreci hızlandırdığını söylemek mümkün. Mesela komisyon meselesindeki tavrı, siyasi partilerin bu işin içinde yer almasına yönelik açık ifadeleri önemli.” dedi.
CHP olmadan sürecin nasıl olabileceğini anlatan Bayramoğlu, “CHP’nin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Sadece ana muhalefet partisi olma özelliği ile değil, CHP, daha modern kesim diyebileceğimiz kesimin, bu konuya temkinli yaklaşan kesimin de temsilcisi. CHP’nin bu işin içinde olmaması yaratacağı handikap çok büyük olur. CHP olmadan bu iş olur ama layıkıyla olmaz.” dedi.

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Merhaba Ali Bayramoğlu.
Ali Bayramoğlu: Merhaba Ruşen.
Ruşen Çakır: Tam şunu konuşuyordum, kendim anlatıyordum yani; Bahçeli ile Erdoğan arasında özellikle CHP’nin konumu anlamında bir fark olduğunu düşünüyorum. Bahçeli’nin çözüm sürecine CHP’yi bir şekilde dahil etmek ve dolayısıyla CHP’yi bu kadar kriminalize etmemek istediğini ve Erdoğan’la arasında bir fark olduğunu düşünüyorum. Katılır mısın?
Ali Bayramoğlu: Katılıyorum tabii. Bahçeli bu süreci bizi şaşırtacak oranda somutlaştıran, genişleten, istikametini belirleyen hamleler yapıyor. Sadece ilk başlangıcı ve milliyetçi çevrelerin bu işin içine reaksiyonsuz davet edilmesi işlevi açısından değil; aynı zamanda işte bundan sonra atılacak adımlarda partiler yasasını, Meclis tüzüğünü göstermesi gibi oldukça ileri adımlar açısından da dikkat çekici adımlar bunlar. Yani bunlarla ilgili hatta zaman zaman Ankara’dan kulağıma gelen kimi söylentiler var. İki siyasi parti arasında çok tatsız olmayan ama yine de mevcut bir gerilim olduğu, Bahçeli’nin koyduğu somut çerçevenin, adımların AK Parti’yi zorladığı, AK Parti’nin kısmen daha yavaş gitmek istediği gibi bir söylenti vardı. Bu çok beni şaşırtmıyor. Çünkü zannederim Tayyip Erdoğan bu süreç ile kendi siyasi faydası arasındaki paralelliği çok daha iyi kuran, kurmaya çalışan bir yol izliyor. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin devre dışında kalması ya da Cumhuriyet Halk Partisi’ne izlenen tecrit politikasını kırmak istemediğini kimi açıklamalarından anlıyoruz. Buna karşılık Bahçeli’nin pozisyonu burada biraz daha zannederim işin ruhuyla, özüyle, beka meselesiyle, gelecekle ilgili bir tavır olabilir. Bunlar tabii varsayım. Yani dışarıdan baktığım zaman dikkatimi çeken ve gözüme çarpan farklar. Böyle bir fark olduğunu düşünüyorum. Bahçeli iyi ki var hatta. Bahçeli’nin zorlamaları ve çıkışları olmasa; çünkü her çıkışının mutlaka Tayyip Erdoğan’la bir istişareye dayanmadığını gördük, görüyoruz. Kimi çıkışlarının bu süreci hızlandırdığını, adımları hızlandırdığını da söylemek mümkün. Komisyon meselesindeki tavrı, tüm siyasi partilerin bu işin içinde yer almasına yönelik açık ifadeleri, bunlar son derece önemli Cumhur İttifakı’nın küçük ortağının ağzından çıkması itibarıyla. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’nin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Ana muhalefet partisi olması itibarıyla değil sadece; Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’deki daha modern kesim diyebileceğimiz bir kesimin, bu konuya da oldukça temkinli yaklaşan bir kesimin de temsilcisi, tanımlayıcısı, sürükleyicisi. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu işin içinde olmamasının yaratacağı handikap çok büyük olur.
Ruşen Çakır: Tam onu soracaktım Ali. CHP olmadan bu iş olur mu?
Ali Bayramoğlu: Olur, yani olur da layıkıyla olmaz. Çünkü bu sürece nasıl baktığınıza bağlı. Bu süreci seninle daha önce de konuştuk. Başlangıç olarak ikimiz de zannederim aynı kanaatteydik. Bu stratejik bir hamle. Güçler arası bir çıkar, fayda buluşması. Buna müdahil güçler Amerika, İngiltere gibi güçler de dahil. Burada bir ray değiştirme, yani silahı bırakıp siyasete doğru geçme, çatışmanın bitmesi, Suriye’de istikrar buna bağlı olarak, önemli gözüküyordu Türkiye’nin işte tehdit algısı, PKK’nın varoluş politikaları açısından. Şimdi böyle bir stratejiyi sırf kaba strateji olarak alacak olursak, siyaset de yürüyecektir bundan sonra, Kürt siyasi hareketi. Hükümet de kısmen bu işin önünü açacaktır diye bakacak olursak, bu iş yürür mü? Yürür. Yani aksamalar olabilir. İşte Rojava’da tıkanıklıklar olabilir. Örgüt silahları imha konusunda nazlanabilir. Yani hükümetle örgütün, hükümetle Öcalan’ın kurduğu ilişki daha stratejik, daha siyasi nitelikli, kırılgan olabilecek bir ilişkiyken siyasi partilerin, özellikle ana muhalefet partisinin buna dahil olması bu bağı çok güçlendirir. Hem siyasi olarak güçlendirir hem toplumsal olarak güçlendirir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin dahil olduğu bir çözüm sürecinin niteliği de farklı olabilir. Bu sadece stratejik hamlelerle değil; kimi hak, özgürlük alanına giren hamlelerle de yol alabilir.
Ruşen Çakır: Burada bir şey sorabilir miyim tam bu konuda? Özgür Özel de yapıyor ama en çok Ekrem İmamoğlu ısrarla sürece destek veriyor, ama süreçle ilgili MHP ve DEM Parti’ye özel mesaj yolluyor. Bir anlamda Erdoğan’la mesafe koymaları gibi bir şey yapıyor. Bu sence akılcı bir hamle mi?
Ali Bayramoğlu: Biraz kaçınılmaz diyebilir miyiz? Yani Türkiye’de iki tane süreç var. Bir tanesi ‘‘boğma süreci’’ diyorum ben buna, yani ana muhalefet partisini boğmaya yönelik bir siyasi süreç. Bunun ana nesnesi de ana hedefi de İmamoğlu. Şimdi İmamoğlu hem bununla kavga eder konumda, buradaki asıl karşısındaki aktör Erdoğan ve AK Parti; diğer tarafta DEM ve açılım süreci de Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyaset üretmesi için son derece elzem başka bir süreç. Şimdi her iki sürecin de içinde bulunan bir aktörden bahsediyoruz. Burada DEM-AK Parti yakınlaşmasının muhalif kesimde de İmamoğlu’nda da yarattığı kimi endişeler olabilir? Bu endişeler, özellikle bu ikinci veya birinci boğma sürecinin sıradanlaşması, diğer süreç karşısında ikincil hale gelmesi, AK Parti ile DEM arasında bir siyasi yakınlık — nasıl olur tartışmalıdır ama — olma ihtimali; bütün bunlar bir parantez açmasına yol açıyor olabilir. Bunu ben açıkçası çok akılcı bulmuyorum; ama biraz da içinde bulundukları koşullarda ne yapabilirler, ne yapmalılar sorusuna cevap vermek de çok kolay değil. Yani CHP belediyeleri üstünde inanılmaz bir harekat var. Görülmüş bir şey değil bu. Ve İmamoğlu oradan bir siyasi liderlik yapmaya çalışıyor. Alanı dar, üstündeki ithamlar çok büyük. Süreçlerin içinde, farklı süreçlerin içinde olmaya çalışıyor; ama diğer taraftan da başka bir kavganın da farkında. Bu kavga da ana muhalefet partisiyle, yani kendisiyle Erdoğan arasında, yani partisiyle Erdoğan arasında. Dolayısıyla böyle bir tavır alması normal. Ama ben şunu söyleyeyim sana. Cumhuriyet Halk Partisi’nin İmamoğlu’yla, Özgür Özel’le bu sürece, tabii 2013-15’e oranla çok daha fazla destek verdiğini herkes gibi görüyorum, ama daha fazla olmasını gönül arzu eder. Örneğin bu sürecin eksik tarafı nedir? İşte bu işin özgürlüklerle, haklarla, taleplerle ilgili kısmı, Cumhuriyet Halk Partisi işin bu ayağına önderlik edebilir. Bu ayağını taşıyabilir. Ama Cumhuriyet Halk Partisi olayı desteklemekle birlikte hep bir işte ‘‘Bunu AK Parti kendi lehine çevirir mi? Kendi faydası için kullanır mı? DEM de dikkatli olsun’’ gibi bir tereddüt ifade ediyor. Bu tereddütü ifade ederken diğer sürece ‘‘Tabii silah bırakılması çok iyidir’’ diyor ama burada hâlâ bir siyaset üretme fikrine ulaşabilmiş değil. Neden örneğin ana dil meselesi, neden örneğin yerel yönetim meselesi, neden örneğin hapishanedeki mahkumların ya da tutukluların sorunu, konumu meselesi Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Kürt meselesinin asli tarafı olarak dile getirilmesin, taşınmasın? Hem çok olumlu bir imkan var hem bu AK Parti’yi, iktidarı zorlar hem de Cumhuriyet Halk Partisi’nin aradığı siyaset yapma fırsatını verir. Yani itiraz siyaseti, ‘‘Boğuluyorum, yetişin’’ feryadına değen siyaset ötesinde bir istikamete gitmesini sağlar diye düşünüyorum.
Ruşen Çakır: Peki son olarak şunu sorayım. Geçen Öcalan’la yapılan görüşmede Öcalan’a şunu söylüyorlar, diyorlar ki: ‘‘Bize merhaba demeyen birçok güç kapımızı çalıyor. Üçüncü göz olmak istiyor. Kimisi ‘Rojava’da neden federasyon istemiyorsunuz?’ diyor. Kimisi ‘Niye bırakıyorsunuz silahları?’ falan diyor’’ diye bir şey aktarıyorlar Öcalan’a. Ki aslında bunu daha önce, fesih kararından önce Kandil’den yapılan açıklamalarda da görüyorduk. ‘‘Kapımızı çalan çok kişi var’’ diye Murat Karayılan da diğerleri de söylüyordu. ‘‘Dış güçler’’ diyeyim hani o tabirle, dış güçler bu süreci sabote edebilir mi?
Ali Bayramoğlu: İsterlerse böyle girişimlerde bulunabilirler. Ama benim gördüğüm, okuduğum, şu anda dış güçler dediğimiz güçler üç kategori olarak karşımıza çıkıyor. Bir bölgesel güçler var. İşte İsrail bunların başında geliyor. Bir de daha Batı merkezli güçler var. Burada Fransa gibi ülkeler, Almanya gibi ülkeler daha edilgin duruyorlar. Ama daha aktif sahada olan iki ülke var: Amerika ve İngiltere. Bu iki ülkenin de benim kanaatim Suriye politikası, Suriye’ye yönelik arzusu orada bir merkezi devletin inşası ve entegre bir sistemin, bir istikrarın ortaya çıkması. Bu istikamette ben PKK’yı destekleyeceklerini yeniden başka anlamda ya da bu mevcut siyaset sürecini, bir entegrasyonun kapısını açabilecek bu süreci bozacaklarını şu aşamada sanmıyorum. Ama bununla birlikte biliyorsun uluslararası ilişkiler sahasında tahmin yürütmek her zaman çok akılcı olmaz. Kimin çıkarı nasıl değişir, ne şekilde değişir, kim kiminle nasıl ilişki kurar tartışmalı. Önümüzde iki tane büyük sorun odağı var bu açıdan bakınca, bir tanesi Rojava meselesi, yani orada SDG’nin entegrasyona direniyor olması. Amerika’nın, işte Barrack’ın açıklamalarına rağmen buradaki direncin sürmesi. Diğer tarafta İsrail’in tabii özellikle güney bölgesinde Suriye’deki bu eş-Şara rejimini kırılgan hale getirmesi ve Türkiye İsrail’in dolaylı bir — nasıl söyleyeyim — söylemsel karşılaşmasına yol açan hadiseler. Bunlar ilerleyebilir. Başka biçim alabilir. Bu durumda çıkarlar yerinden oynayabilir. Ama şu noktada ben bu sürecin önünde çok büyük bir mayın görmüyorum. Umarım haklı çıkarım tabii.
Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Ali katkıların için.








