Ruşen Çakır ve Kadri Gürsel, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan “casusluk” soruşturması kapsamında Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ın tutuklanması ile PKK’nın yeni adımını değerlendirdi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan “casusluk” soruşturması kapsamında Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan tutuklandı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında başlatılan “casusluk” soruşturması kapsamında, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde ifade verdi. Tutuklu bulunduğu Silivri’deki Marmara Cezaevi’nden sabah saatlerinde adliyeye getirilen ve beş saat boyunca adliyenin nezarethanesinde tutulan İmamoğlu’nun savcılıktaki ifadesi üç saat sürdü.
İmamoğlu, savcılıktaki ifadesinde kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetti ve, “Komplo teorisiyle karşı karşıyayım. Roma’yı benim yaktığım daha gerçektir” dedi.
Casusluk suçlamasından gözaltına alınan Yanardağ da savcılıktaki ifadesinde, “Ben sol görüşlü ve yurtsever bir gazeteciyim. Ülkemin aleyhine, halkımızın aleyhine herhangi bir faaliyet içerisinde olmam düşünülemez” dedi.
Mahkeme heyeti, Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ın casusluk suçlamasından tutuklanmasına karar verdi.
Yanardağ’ın gözaltına alınmasının ardından TELE1’e kayyum atanmış, kanalın YouTube hesabı da kapatılmıştı.

İmamoğlu neden suçlandı?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, casusluk soruşturmasına dair 24 Ekim’de yaptığı açıklamada, 4 Temmuz’da tutuklanan ve terörle irtibatlı olduğu iddia edilen Hüseyin Gün ile İmamoğlu’nu ve iletişim danışmanı Necati Özkan’ı ilişkilendirdi.
Başsavcılığın açıklamasında, 2019 seçimlerinde “yabancı istihbarat servisleri ile iştirak halinde seçimlerin manipüle edilmesi noktasında faaliyette bulunulduğu ve casusluk suçunun işlendiği” iddiası yer aldı.
Başsavcılık, tutuklu Ekrem İmamoğlu’nun siyasal faaliyetlerini “Ekrem İmamoğlu suç örgütü” diye tanımladı. 19 Mart operasyonuyla tutuklanan İmamoğlu ve danışmanı Necati Özkan’ın casusluk suçlamasıyla ifadeleri için Çağlayan’da hazır bulundurulması istendi. İmamoğlu ve Özkan için müzekkere yazıldı.
Başsavcılık, örgütün amacının “maddi menfaat elde ederek örgüt lideri Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı için fon oluşturmak” olduğunu iddia etti.
PKK’dan yeni adım
PKK, Barış ve Demokratik Toplum sürecini ikinci aşamaya taşımak için Türkiye’deki tüm güçlerini Medya Savunma Alanları’na çektiklerini duyurdu.
Örgütün açıklamasında siyasi ve hukuki yaklaşımların gecikmeden gösterilmesi gerektiği vurgulandı:
“Çok açık ki biz 12. Kongre kararlarına bağlıyız ve uygulamakta kararlıyız. Ama bunların pratikleşmesi için de yine PKK 12. Kongresi’nin aldığı kararlar doğrultusunda sürecin gerektirdiği hukuki ve siyasi yaklaşımlar gecikmeden gösterilmelidir.”

Deşifre: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. “Hafta Başı”yla karşınızdayız. Kadri Gürsel’le bu haftayı konuşacağız. Kadri, hoş geldin.
Kadri Gürsel: Hoş bulduk.
Ruşen Çakır: Bu haftayı konuşacağız ama cumadan gelen, dün gece yarısı sonuçlanan çok önemli bir buçuk gelişme var diyelim. Birisi çok büyük casusluk soruşturması, diğeri gölgede kalan PKK’nın yeni adımı. Onu en sona saklayalım.
Kadri Gürsel: Ona niye buçuk diyorsun?
Ruşen Çakır: Çünkü hiç kimse konuşmadı, etmedi.
Kadri Gürsel: Evet, kimse konuşmadı.
Ruşen Çakır: Gündemde ne kadar kalacak? Birazdan geliriz ama şu casusluk meselesine bakınca, gördün sen de o itirafçının ya da etkin pişmanlıktan yararlanan Hüseyin Gün’ün ifadelerini. Temmuz ayında tutuklanıyor, alınıyor, soruşturma yapılıyor ama ne oluyorsa Silivri’deymiş. Sonra Ankara Sincan Cezaevine nakli olup daha sonra da etkin pişmanlıktan yararlanıyor ve oradaki en önemli husus Ekrem İmamoğlu’nun, Necati Özkan’ın ve Merdan Yanardağ’ın adlarının geçmesi. Onun dışındaki yabancı isimlerin Türkiye için çok bir anlamı, hiçbir anlamı yok.
Kadri Gürsel: Çoğu da zaten onların telefondaki fihristte numaraları olan insanlar ve soruluyor: ‘‘Bunu nereden tanıyorsun? Bu kişiyi nereden tanıyorsun? Bunu nereden biliyorsun?’’ Ağırlıklı olarak bu.
Ruşen Çakır: Bazılarını hatırlamıyor bile.
Kadri Gürsel: Evet. Bir de para trafiği var ağırlıklı olarak aslında. Ve çevire çevire iktidar medyası Hüseyin Gün’ü anlatıyor. Hüseyin Gün’ün Merdan Yanardağ, İmamoğlu ve Necati Özkan’la olan ilişkilerinin muhtevası, atfedilen ilişkinin muhtevası ve yani bunun casusluğa delalet edip etmediği, istihbaratçılığa denk düşüp düşmediği konusunda hiçbir şey yok. ‘‘Vay neler var neler!’’ diye Hüseyin Gün’ü anlatıp duruyorlar. Çok çok ilginç gerçekten. Bir de işte veri paylaşımı diye bir şey var.
Ruşen Çakır: Onlar da veri paylaşımı değil ya.
Kadri Gürsel: Yani veri paylaşımı değil tabii. Aslında veri paylaşımı da casusluğa da neticede girmez. Casusluk değildir o veri paylaşımı. Yani bu devletin gizli sırlarını, devletin sırlarını, devlete ait bilgileri paylaşmak değil. Casusluk dediğin odur.
Ruşen Çakır: Daha çok o şahsın seçim öncesi verdiği akıl fikirler muhabbeti konuşuluyor. Onu Necati Özkan’ın özellikle ifadesinde ve Ekrem İmamoğlu’nda da görüyoruz. Ekrem İmamoğlu diyor ya; “Ben 8 yaşında Kur’an hatmetmiş birisiyim. Bana Amerikalı Allen bilmem ne mi muhafazakâr seçmene nasıl gitmem gerektiğini anlatacak?” Anladığım kadarıyla sosyal medya analizi yapıp oralardan türettikleri bazı fikirleri aktarmışlar. Öyle anladım.
Kadri Gürsel: O dönemde, 2019 o dönem… Şimdi İmamoğlu ve çevresi ve Cumhuriyet Halk Partisi belli ki dikkatleri üzerine çekti o dönemde, yükselen bir güç. Şaşırttı insanları. Yükselen güç, geleceği olan bir güç demek rağbet görmektir. Rağbet gösteren çok olmuştur. Rağbet eden çok olmuştur. Yani kapısını çalan çok olmuştur. “Size şöyle bir hizmette bulunayım, böyle bir şey yapayım, açık istihbarat” vesaire. Ama tabii yani veri analizi bunun adı. Veri analizine göre siyasal iletişimin belirlenmesi, hatta siyasetin ona göre tanzim edilmesi vesaire… Bunları aslında doğrudan Necati Özkan da yapıyor. Necati Özkan’ın işi aslında. Yani veri analizi, kamuoyu araştırmacılığı vesaire şudur budur. Amerika’da hatırlayacaksın, Biden döneminde Rusya’nın 2016 seçimlerine doğrudan müdahalesi konusunda açılan kongre soruşturması vardı. Sonuçta orada Trump’a yönelik herhangi bir etkisi olmadı onun ama çok ilginç veriler çıktı. Orada mesela Ruslar mikro yönetim yapıyorlardı. Belirli bölgeler, belirli şehirler ve kasabaların özel durumlarına göre bot ve troll taktikleri ve içerikleri, kampanya içerikleri hazırlıyorlar falan vesaire. Bu konu çok gündemde aslında ve bunun sosyal medya trolleri, botlar kanalıyla da yürütüldüğünü, yürütülmekte olduğunu da biliyoruz. Ama burada da öyle o noktalara gelmemiş zaten ama böyle bir tür…
Ruşen Çakır: Zaten Necati diyor ya, ‘‘Dolandırıcı izlenimi edindim, ilişkimi kestim.’’ diyor.
Kadri Gürsel: Evet.
Ruşen Çakır: Bir işte fotoğraf var. Ekrem İmamoğlu kazandıktan sonra Hüseyin Gün ve “manevi annem” dediği bir kadın…
Kadri Gürsel: O fotoğraf da çok ilginç. Yani böyle gerçekten sıra dışı bir görünüm. Böyle sanki işte Amerika’nın güneyinden, güney eyaletlerinden birinden çıkmış falan böyle tuhaf bir…
Ruşen Çakır: Ama oradan yürüyorlar.
Kadri Gürsel: Evet yani. Onu kullanıyor belli ki ilişkilerinde.
Ruşen Çakır: Tabii bu arada, isim vermeyeyim, birtakım gazeteci iddialı bazı iktidar yanlıları o fotoğraf üzerine sürekli bir şeyler yapıyorlar. Ama mesela biliyorsun Türkiye’de bir süredir herhangi bir suçtan yeraltı dünyası ile ilgili kimler gözaltına alındıysa bunların önemli bir kısmının mesela Süleyman Soylu’yla fotoğrafları çıkmıştı. Hiç ona bir şey olmadı. Sonuçta şöyle bir şey var; birisi birileriyle iş de yapabilir, sohbet de edebilir, arkadaş da olabilir. Ama o kişinin casus olduğunu bilmeden – ki onun casus olup olmadığı ayrı bir konu, ‘‘ben casusum’’ dediği için casus kabul ediyoruz Hüseyin Gün’ü – ama onun casus olduğunu bilmeden onunla herhangi bir teması olan insanın casuslukla suçlanması çok absürt değil mi? Yani çünkü casusluk zaten gizli bir şeydir. Yani o kendini işte iş insanı olarak göstererek, yok gazeteci olarak göstererek birileriyle temas kurabilir ve orada beyan esas olduğu için de o kişi onu bir gazeteci ya da iş insanı olarak görüp onunla bir muhabbet edebilir. Sonra o kişinin casus olduğu çıktığı zaman selam verdiği herkesi casusluktan suçlamak…
Kadri Gürsel: Bu tamamen kötü niyet. Tabii ki öyle. Yani burada bir iletişim veya bir iltisak tesis etmek absürt. Casus olduğunu veya istihbaratçı olduğunu en azından bilmesi gerekiyor. O zaman konu iş birliğine dökülüyor bile bile yapıyorsa. Şüphelenebilir ama sorduğu sorulardan dolayı. Yani bir yabancı diplomatla, bir yabancı gazeteciyle vesaire görüştüğün zaman o senden bir şeyler almak, öğrenmek ister. Senin bakış açını, perspektifini, öngörülerini bilmek ister. Senden bilgiler almak ister. Onun neleri merak ettiği, nelerin üzerinde durduğu; bunu da ben merak ederim. Yani merakı, onun merakı, neyle ilgili merak?
Ruşen Çakır: Onun soruları senin cevapların.
Kadri Gürsel: Evet. Evet. Onun neleri merak ettiği benim açımdan veridir. Benim de aldığım odur vesaire. Tamam mı? Ama adam benimle, adam ya da kadın her neyse işte, yani istihbaratçı kimliğiyle gelip konuşacak değil. Gazeteciler de öyle. Geçmişte daha açık bir rejim iken Türkiye, bu tür ilişkiler daha kolay kuruluyordu. Tabii bunun bir de büyük data denilen “big data” denilen ayağı var. Bunun analizi konusu. O da tabii siyasete yön veren birtakım hususlar içeriyor, özellikler içeriyor. Bunun Türkiye’de de çok iyi yapanlar var. Dışarıda da yapanlar var. Türkiye’de bunu yapanlar dışarıdakilerle de ortak çalışabiliyorlar vesaire vesaire. Ama istihbarat örgütlerinin de pekâlâ bu tür işleri yapan yan kuruluşları, örtülü olarak yapan kuruluşların olması kimseyi şaşırtmasın. Çünkü onlar da bir ülkenin nereye gittiğini, yönelimlerini, iktidar ve toplum arasındaki çelişkilerin ne kadar derinleştiğini veya olduğunu veya olmadığını; bunlardan ülkenin istikrarının bozulmasına neden olacak dinamikler üreyip üremeyeceğini bilmek isterler. Bunlar uzun vadeli analizler ve aslında açık istihbarata dayanıyor. Pek çok istihbarat örgütünün ülkeler hakkındaki yaptıkları çalışmaların çok büyük ağırlığı açık istihbarata dayanıyor. Onlarda da işte bu tür paravan kuruluşlar kullanıyorlar. Yani hiç de şey olması da gerekmiyor, casusluk da yapması gerekmiyor. Yani casusluk dediğin zaman tekrar edelim; devlete ait bilgileri, askeri ve idari bilgileri ele geçirmek konusu, burada kastedilen bu.
Ruşen Çakır: Şimdi biliyoruz ki Türkiye ile İngiltere arasında istihbarat anlamında çok iyi bir ilişki var.
Kadri Gürsel: Belirli konularda…
Ruşen Çakır: Suriye’de mesela…
Kadri Gürsel: Yani Türkiye ve Büyük Britanya stratejik ortak falan değil.
Ruşen Çakır: Değil.
Kadri Gürsel: Ama şöyle bir hava var, yani tamamlamak açısından söylüyorum: Ben bugün yaşadığımız dönemi Kırım Savaşı dönemine benzetiyorum. Yani Osmanlı İmparatorluğu’yla Fransa, İngiltere ve sanıyorum Sardunya da vardı o dönemde. Sardunya Piemonte. Yanlış bir şey söylemek istemiyorum, şu an aklıma geldiği için söylüyorum, tazelemedim bilgilerimi. O dönemde Çarlık Rusyası’nın yayılmacılığı karşısında Osmanlı önemli bir müttefik olarak temayüz etmişti bu iki batılı güç açısından. Şimdi bence yine aynı durumdayız. Ve işte Türkiye kıymete bindi. Türkiye kıymete binince tabii içeride muhalefete yapılan mezalim görmezden gelinebiliyor. Bu kadar rahat çalışmalarının, bu kadar pervasızca muhalefeti ezmelerini kolaylaştıran şeyin ben özellikle Ukrayna’daki durum olduğunu görüyorum Avrupalılar açısından, Avrupalı güçler açısından. Yani Amerika açısından da aslında çok büyük bir şans. Trump gibi birinin, otokrat eğilimleri olan, otoriter eğilimleri olan potansiyel bir otokratın Amerika’da iktidar olmasının buradaki iktidarın elini önemli ölçüde kolaylaştırdığını görüyorum. Bu da çok şanssızlık aslında Türkiye açısından.
Ruşen Çakır: Şimdi Adalet Bakanı demiş ki Ekrem İmamoğlu, soruşturma hakkında; ‘‘Yargının bu konudaki kararlarını, soruşturmaları ve yargılamaları hep birlikte takip etmek gerekir.’’ Yani şimdi hâlâ bir oyun var Türkiye’de; bağımsız yargı var vesaire. Şimdi ne bekliyorduk biz? İddianameleri bekliyoruz değil mi? İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Aziz İhsan Aktaş iddianamesi yazıldı. Başka yazılacak en az üç tane iddianame olduğu söyleniyor. Birisi kent uzlaşısı iddianamesi, birisi yolsuzlukların, bir başka daha falan. Bunlar için işte Ekim sonu, Kasım deniyordu ve pat diye bu casusluk hikayesi geldi. Ben bu sabahki yayında da öyle söyledim ve buna inanıyorum başından itibaren, cuma günü bu haber geldiğinden itibaren ilk tepkim o oldu. Yani bu beklenen iddianamelerde fazla bir numara yok ve böylece işi casusluk, vatan hainliği gibi bir yere taşıyıp psikolojik olarak Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarını iyice yıpratmak ve itibarsızlaştırmak…
Kadri Gürsel: Burada da öyle bir şey yok. Şu an bu casusluk iddialarında da bir şey yok, içi boş. Yani kendini Necati Özkan’ın yerine koy mesela. Senin meslektaşın gibi biri sana geliyor ve kendisini ilginç verileri, ilginç yöntemleri bilen, uygulayan biriymiş gibi sana takdim ediyor. Merak etmez misin? Biraz zaman ayırıp adamı bir dinlemek istersin yani o kadar. Ha, bu uzun süreli bir ilişkiye dönüşmemiş, akçeli bir ilişkiye dönüşmemiş; bundan bir casusluk hikayesi üretmek falan gerçekten hiç ikna edici değil. Ve de yani tıpkı Aziz İhsan Aktaş olayında, tıpkı diğer işte diploma hikayesinde yahut da Ahmak davasında olduğu gibi veyahut mutlak butlan davasında, hikayelerinde olduğu gibi.
Ruşen Çakır: Değil mi, öyle bir dava var?
Kadri Gürsel: Tabii. Bu da bence fevkalade içi boş. Fakat şu aşamada kullanışlı bir hikayeye benziyor. Çünkü Necati Özkan’ın hangi… Yani ancak yaptığı araştırmaları paylaşabilir. Yani kamuoyuna açıklanmayan bir araştırmanın detaylı analizi veya başka bir araştırmaya veri tabanı sağlaması açısından bir şirketle paylaşılması casusluk olamaz. Değildir casusluk. Bu bence yani absürt, saçma sapan, gerçekten iler tutar tarafı olmayan bir hikaye. Ha, Hüseyin Gün istihbaratçı olabilir yani kendi çapında. Bana göre de biraz şey bir adam, biraz arızalı bir tip. Yani bir karikatür çıkıyor karşıma baktığım zaman. Böyle tuhaf fihristi var. Fihristinde bir sürü şey… Bir böyle mitoman eğilimleri olan bir adama da benzeyebiliyor. Yani gördüğüm kadarıyla…
Ruşen Çakır: Mitoman, bilmeyenlere söyle; yalancı aslında, yalan söyleyen.
Kadri Gürsel: Yani kendini olduğundan farklı biri olarak gösterme eğilimi.
Ruşen Çakır: Biraz da tabii şöyle de bir şey var.
Kadri Gürsel: Yani bu olay Türk İngiliz Türk İngiliz… Ben zannetmiyorum Türkiye ve İngiltere arasındaki istihbari ilişkileri etkilesin. Hiçbir şekilde etkilemez.
Ruşen Çakır: Evet. Şimdi bir de Merdan’ın durumu var. Biliyorsun Merdan’la aynı ilkokuldan aynı sene mezun olduk. O zamandan beri birbirimizi tanırız. Hep farklı farklı şeylerimiz oldu gazetecilikte de ama sonuç olarak yani Merdan’dan casus çıkartmanın tam akıllara ziyan bir şey olduğunu… Ben mesela şimdi X’te öyle bir şey yazdım. Dedim ki; ya ben Merdan’ı yıllardır tanıyorum.
Kadri Gürsel: Merdan Yanardağ’ın ideolojisinin konturlarını da az çok biliyoruz. Yani casusluk yapacaksa Merdan, yani böyle bir şey yapmak istese… Yani öyle şey olur mu? Saçma sapan bir şey… Ancak etki ajanlığı diye bir şey çıkmıştı. Yani gazeteciler bununla suçlanmaya… O başka bir şey.
Ruşen Çakır: Onunla zaten hep suçlayıp duruyorlar hepimizi, yedi sülalemizi yani. Bir de ama koca kanala el koyuyor.
Kadri Gürsel: Ama yani bir veri alışverişi olması gerekiyor.
Ruşen Çakır: Kanala el koydular Kadri.
Kadri Gürsel: Demek ki Merdan Yanardağ iktidarla birtakım gizli anlaşmalar yapmayı reddetmiş olabilir. Bu benim tamamen tahminim. Çünkü bazı işte zımni örtülü anlaşmalar oluyor, şunlar bunlar. İktidarın çizdiği sınırlar içinde cereyan eden sözde muhalif bir yayın çizgisi benimsemeye ram oluyorlar iktidarın baskısı altında yaşamak için. Böyle örnekler var. Biz görüyoruz yani, bizim gözümüzden kaçmıyor.
Ruşen Çakır: Evet.
Kadri Gürsel: Ama yani demek ki burada istediklerini alamamışlar ki sonunda bunu yaptılar. Çünkü bu iktidar açısından da bir Kuzey Kore, İran ya da Rusya olmamak için işte muhalif çizgide yayın yapan birkaç tane de mecranın devam etmesi lazım. Veyahut muhalif çizgideymiş gibi görünen ama en kritik anlarda iktidarın sufle ettiği, empoze ettiği şeyleri söyleyen, o mesajları muhalif topluma aktaran, çok tehlikeli olmayan o bakımdan da bir veya birkaç muhalif kanalın, mecranın kalması gerekiyor. Yoksa o zaman zaten yani bu kadar Türkiye’deki çoğunluğu oluşturan muhalif toplum açısından da sorun çıkar ve başka arayışlar gündeme gelir.
Ruşen Çakır: Şimdi diğer konuya geçelim. Diğer konu malum, pazar günü yapılan PKK’nın açıklaması, sabah yaptıkları açıklama. Kandil’de yaptılar. 25 kişi Türkiye’deki güçlerini geri çektiklerini söylediler ve böylece ilk aşamanın tamamlandığını, şimdi ikinci aşamaya girildiğini ve topun devlette olduğunu söylediler. Bugün HDP Eş Genel Başkanları bir basın toplantısı yaptı tam da bu konuda. Tabii ki ne oldu? Soru almadılar. Normalde bizim arkadaşımız da soru soracaktı, bu olayı mesela. Soru almadılar. Hiçbir şekilde değinmediler. Sadece dediler ki işte ‘‘Oldu, ilk aşama tamamlandı, şimdi ikinci aşamaya geldik, gerekli yasal düzenlemeler olsun.’’ Ama şöyle bir şey var; pazar günü ben onu şey diye söyledim: ‘‘Çağlayan’da savaş, Kandil’de barış.’’ Tam şeylerin yer değiştirdiği… Yani sen PKK ile barışıp CHP ile savaşıyorsun. Mesela PKK’ya yıllarca atfedilen nedir? Dış güçlerin oyuncağı vesairesi ya da ajanı majanı diye her ülkenin adı geçer. Yani Güney Kıbrıs’tan Yunanistan’a, Rusya’ya, İran’a vesaire…
Kadri Gürsel: Bu kadar uzun süre devam eden ve çeşitli ülkelere yayılmış bir çatışmada, çatışan örgütün yani çatışmanın tarafı olan örgütün içinde yedi düvelin istihbarat servisinin aktif olmadığına inanmamız mümkün değil.
Ruşen Çakır: Şimdi böyle bir şeyde, böyle bir günde yani orada bir barış süreci ilerlerken burada bir bakıyorsun olmadık insanlar casuslukla suçlanıyor ve aynı anda hem onu hem bunu… Uzun zamandan beri bu uygulanıyor. 19 Mart’tan beri bu uygulanıyor.
Kadri Gürsel: Ve bu da aynı zamanda bu sürecin başarısını gölgeliyor, frenliyor ve hatta belki de engelliyor, o noktaya kadar yani. Bütün Suriye’deki gelişmelerden… Ayrıca kamuoyu bence bana göre çok ilgisiz, sırtını dönmüş durumda bu olaya CHP’ye yapılanlar yüzünden.
Ruşen Çakır: Tabii. Şimdi şöyle bir şey oldu; pazar günü için cumartesi günü PKK’nın pazar günü önemli bir açıklama yapacağı haberi geldi. Araştırdım ne yapacaklar falan diye, farklı kaynaklardan farklı şeyler söylendi. Ama dediler ki, bir kere şu netti: ‘‘Pazar günü saat 11.00’de Kandil’de.’’ Sonra pazar günü saat 11.00’de Çağlayan’da da Ekrem İmamoğlu… İnsan yani böyle şey oluyor.
Kadri Gürsel: İlginç yani.
Ruşen Çakır: Çok hakikaten. Yani böyle aynı fotoğrafların aynı ana denk gelmesi…
Kadri Gürsel: Hani ne derler? Çok manidar.
Ruşen Çakır: Bereket PKK birkaç saat önce yaptı. 11.00’de değil de 9.00 gibi yaptı açıklamayı. Hadi biraz şey ama aynı gün olması bile… Ne deniyor? Tevafuk mu?
Kadri Gürsel: Tevafuk. Manidar bir rastlantı. Tevafuk değil artık bu. Çünkü tevafuk deyince göksel birtakım güçlerin devreye girerek olayı tanzim ettiği izlenimi oluyor.
Ruşen Çakır: Şimdi burada normal şartlarda eğer pazar günü sadece PKK’nın o Türkiye’den çekildiği açıklaması olsa, ki bence bu süreçte bu attıkları adım çok çok büyük bir adım değil. Çünkü PKK’nın Türkiye kırsal kesimdeki unsurlarının sayısı çok azalmıştı zaten son dönemde, az sayıdaydı. Yani bir zamanlar biliyorsun, seni de hatta kaçırdıkları için bilirsin yıllar önce… O zaman herhalde yüzlerce kişi vardı.
Kadri Gürsel: Vallahi ben 130-140 kilometrelik bir yarıçapta, daha doğrusu yarıçap değil yarım dairelik bir alanda böyle bir yani güneyden kuzeye, kuzeyden tekrar güneye yarım dairelik bir alanda 26 gün boyunca bir 250’ye yakın kişi saymıştım.
Ruşen Çakır: Değil mi? Şimdi burada en fazla o kadar olduğu söyleniyor. Bence çok çok büyük bir adım değildi. Önemli tabii, sembolik olarak önemi var da çok büyük bir adım değildi. Ama her halükârda bu casusluk meselesi olmasaydı bugün neyi konuşacaktık? Mutlak butlanın bitmiş olmasıyla PKK’nın hamlesini ve PKK’nın hamlesi daha önemli. Çünkü ileriye yönelik… Mutlak butlan artık bitti ve bitti. Ötekisi şimdi devamı ne olacak? İşte DEM Parti heyetiyle Erdoğan görüşmesinden ne çıkar? Perşembe günü hem İmralı Heyeti Erdoğan görüşmesi var hem de komisyonda bakanlar sunum yapacaklar, son sunum falan. Bunları konuşuyor olacaktık. Ama şimdi bunu konuşmaya kalktığın zaman insanlar şey muamelesi yapıyor.
Kadri Gürsel: Evet. Yani böyle bir gündemi varken ülkenin bunu konuşmanın ne lüzumu var da denilebilir.
Ruşen Çakır: Hatta şey diyorlar; o gündemi örtmek için konuşuyorsun.
Kadri Gürsel: Ben bir kere bu konuda konuşmaya başlamadan önce geçen haftaki yayında yaptığım bir yanlışı düzelteyim. Devlet Bahçeli’nin ‘‘KKTC Meclisi toplansın ve Türkiye iltihak kararı alsın’’ demesini tartışıyorduk. O bağlamda ben de yeri geldi işte Hatay’da referandum ile Hatay’ın Türkiye’ye iltihak ettiğini söyleyerek bir yanlış bilgi paylaştım. Halbuki ben bunun böyle olmadığını, Hatay Meclisi’nin oy birliğiyle Hatay Meclisi’nin iltihak kararını aldığını, artık yani Türkiye’de orta öğrenimde öğretilen bir şey bu. Bunu bilmemem mümkün değil. Ama hafıza-i beşer nisyan ile malul olduğu gibi bazen de doğrunun yerine yanlışın geçmesiyle de malul olabiliyor. Dolayısıyla izleyicilerimizden özür diliyorum. Hatay Meclisi’nin aldığı kararla II. Dünya Savaşı’ndan önce, 39’da yanılmıyorsam, Türkiye’ye katıldı. Daha hemen savaşın başında değil mi? 38-39 olması lazım. Neyse şimdi yine yanlış bir şey söylemeyelim. Ama tabii mesele şey; o zaman Fransa ve Türkiye anlaşmıştı ve Fransız tarihçilere soracak olursak…
Ruşen Çakır: 1939’da.
Kadri Gürsel: 1939, tamam doğru hatırlıyormuşum. 39’da Türkiye’nin Almanya’nın yanında gelecek olan savaşa girmemesinin işte bir bedeli, bir karşılığı olarak Hatay’ın Türkiye’ye verildiğini söyler Fransızlar. Neyse kapatalım. Yani orada ikili taraf var. Bir anlaşma var orada. Karşı çıkan yok orada. Şimdi burada konumuza dönecek olursak, mutlak butlandan bahsediyoruz. Daha sonra geleceğim. Mutlak butlandan neden vazgeçildi?
Ruşen Çakır: Neden?
Kadri Gürsel: Neden? Bana kalırsa Mutlak butlanın yani attığı taşın ürküttüğü kurbağaya değmeyeceğini düşündüler.
Ruşen Çakır: Altı kaval üstü şeşhane.
Kadri Gürsel: Şeyi gördüler; Gürsel Tekin örneğini İstanbul’da gördüler. Bunun bir işe yaramayacağını gördüler. Aynı zamanda da Gürsel Tekin örneğinden hareketle mutlak butlan kararı çıktığında CHP’nin yönetimini üstlenecek olan ekibin de bir ölçüde gözü korkmuş olabilir. Aynı zamanda bu da olabilir. Böyle bir reaksiyonu daha büyük ölçekte göğüslemenin onlar açısından çok zor olacağını, bu utancı kaldıramayabilecekleri… Utancı kaldıramayabilecekleri derken bir örnek de Memleket Partisi’nden vermek istiyorum. Memleket Partisi de yine bu utancın baskısı altında başka bir örnek ama yine aynı noktaya geliyor; aday göstermedi hatırlayacaksın 2023 seçimlerinden önce. Halbuki sonuçta 2023 seçimlerinden önce kurdurulan diğer iki parti gibi Memleket Partisi de kurdurulmuştu ve de amaç orada muhalefetin oylarını bölmek, böldürmekti. Bunu her şartta tartışmaya hazırım ben. Yani diğer iki partinin de isimlerini vermeyeyim. Bugün başka pozisyonlarda olabilirler ama üç tane küçük partinin 2023 seçimlerinden önce kurdurulması bir rastlantı değildi. Neyse, bu da öyle bir şey bence, yani mutlak butlan. Bir de bunun da, casusluk hikayesinin de gelmekte olduğunu biliyorlardı ve o yüzden de; “Ya biz bunu bırakalım buradan yürüyelim.” dediler. Şimdi buradan yürümeye çalışacaklar. Buradan yürüyünce belki hani İmamoğlu’nu terörden tutuklamış olsalardı İBB’ye kayyum atama imkânına sahip olacaklardı. Şimdi casusluktan tutukladıkları için belki yine aynı imkâna sahiptirler ve bunu değerlendirmeyi düşünmektedirler.
Ruşen Çakır: Onu konuşmadık pek ama anladığım kadarıyla olmayacak gibi. Şu saate kadar olmadı.
Kadri Gürsel: Yani o böyle duruyordur bir yerde bir köşede. Ama bunun da reaksiyonu çok ağır olur falan vesaire. Şimdi PKK’nın Türkiye’deki güçlerinin çekilmesine gelecek olursak, bu tamamen sembolik bir adım. Sembolik olduğu kadar da doğruysa yani gerçekten tüm Türkiye Cumhuriyeti siyasi sınırları içinde kalan coğrafyada bunların etkinlik alanında böyle birkaç yüz kişi varsa, kalmışsa ve onlar çekiliyorsa, çekilmişse gerçekten, doğruysa bu hikaye; bu üçüncü kez oluyor ve olabiliyor. Bu sefer olabildi. İlkinde, 99’da Öcalan yakalandıktan sonra tek taraflı olarak ateşkes ilan etti ve güçlerini Kuzey Irak’a çekerken Türk Silahlı Kuvvetleri göründükleri yerde vurdu ve çok ağır kayıplar verdirdi PKK’ya çekilirken. Çünkü rıza ve bir anlaşma olmadan, rıza almadan ve anlaşma olmadan yapılmış bir şeydi. İkincisinde “Çekilmeye başladık” dediler, sonra 2013’ün Mart’ında “Askıya aldık” dediler. Çünkü güven arttırıcı adımlar atmıyordu onlara göre Ankara. O yüzden “Son verdik buna” dediler. O zaman da çekilmeye başlamışlardı. Bu üçüncüsü. Aradan geçen süre içinde ne oldu? 2015’te başlayan çatışma 2017-2018’de yani çatışma alanının niteliği değişti. Şöyle oldu: Şimdi Aralık 2024’te yayınlanmış bir BBC — halen YouTube‘da var — BBC İngilizce kanalında bir programda bayağı da ciddi oturmuşlar çalışmışlar falan. Muhtemelen Erbil yönetiminin desteğiyle yapılmış bir program. O öyle anlaşılıyor. Şeyi bilemiyorum tabii, PKK’dan ne kadar destek aldılar ama oturmuşlar bütün işte Habur’dan ta Hakkâri’nin İran, Türkiye, Irak sınırının birleştiği noktasına kadar Türkiye’nin o sınırın güney tarafında kalan o dağlık bölgede 136 tane askeri pozisyon, üs, birkaç ana üs ve çok sayıda askeri muhkem mevzi oluşturduğunu, gözetleme istasyonları oluşturduğunu saptıyorlar. Bunları yukarıdan yani uydu görüntüleriyle… Şimdi öyle ki bu pozisyonlar birbirlerini görüyor yani zirvelerin tamamını tutmuş durumda ve burada Metina çok önemli bölge. Arkada altta vadi var. Sonra PKK’nın üssü Gara dağlık bölge kalıyor. Metina da öyle. Şimdi orada o bölgeden ne güneyden kuzeye ne de kuzeyden güneye Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından hele yukarıda drone’lar sürekli uçarken, İHA’lar ve drone’lar sürekli uçarken görünmeden geçmek mümkün değil. Demek ki bu Türk tarafıyla anlaşmalı olarak, Ankara’yla anlaşmalı olarak yapılmış bir şey. Yani tek başına oradan habersiz çıkmaları mümkün değil. Yani zımnen göz yumulan veya bilinen bir şey. Ama bir anlamı da yok. Çünkü zaten Türkiye sınırları içinde kalan bölgede PKK’nın işte kırsal kesimdeki faaliyeti hemen hemen durmuş durumdaydı. Zaten bu süreç başlamadan önce de durmuş durumdaydı. Ağırlıklı olarak operasyonların sıklet merkezi o bölgeye kaymıştı. Orada da uzun yıllar, on yıllardır tartışılan bir mevzilenme yapılmıştı. Yani o dağlık bölge aşağıdaki güneydeki vadiye kadar tamamen kontrol altına alınmadan PKK’nın sınır geçişlerinin önüne geçilemeyeceği varsayımıyla Erbil’in de onayı, Erbil’in de siyasi oluru alınarak o bölge tamamen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tam ve etkin denetimine terk edildi. Erbil de buna pekâlâ onay veriyor. Yani o konuda hiç problem yok Erbil’de. Dolayısıyla artık işin rengi değişti. Oradan çekilmeleri sembolik bir adım. Önemli bir adım. Normalde şey de olabilirdi; şehirlere de inip halk arasına da karışabilirlerdi. Yani çekilmek, o belki daha kolay olurdu.
Ruşen Çakır: Mesela en son yaptıkları en önemli olay TUSAŞ saldırısıydı. TUSAŞ saldırısı da öyle dağda falan olan insanların yaptığı iş değil.
Kadri Gürsel: Değil.
Ruşen Çakır: Mesela TUSAŞ saldırısı biliyorsun süreç başladıktan bir süre sonra hayata geçmiş bir olay ve tam da şeye denk gelmişti biliyorsun, uzun süre sonra Öcalan’ın izolasyonunun kalktığı gün, yeğeni Ömer Öcalan’ın kendisini ziyaret ettiği gün yapıldı. Denk geldi. Ama çok büyük, stratejik bir saldırıydı. Yani PKK’nın öyle bir gücü var. Kırsal kesimdeki insanlarını çekse bile eğer istese Türkiye’de, batıda…
Kadri Gürsel: Bunu yapabileceğini gösterdi. Kan döküldü o saldırıda. Ama o saldırı da öyle yani TUSAŞ’ın kalbine yönelik bir stratejik saldırı değildi neticede. Yani nizamiyesine yönelik… Oradan içeri girdiler falan vesaire.
Ruşen Çakır: Ama yani, nizamiyesi şu bu…
Kadri Gürsel: Ama istihbaratı yapılmış, hazırlığı yapılmış, lojistiği yapılmış bir hazırlık.
Ruşen Çakır: Tabii canım. Yani çok stratejik bir yer. Yani sonuç olarak bütün her yeri havaya uçuracak değiller.
Kadri Gürsel: Yani evet. Bir de ondan sonra şey dediler; “Burası meşru bir hedeftir bizim için. Çünkü bizi bombalayan silahlar burada üretiliyor.” filan falan. Yani onu demişlerdi. Ama tabii mesela o bir zarar vermedi sürece. O yüzden süreç akim kalmadı.
Ruşen Çakır: Ama o arada bir durakladı.
Kadri Gürsel: Elbette ki. Yani yoksa kamuoyu der ki; “Ne yapıyorsunuz siz?” der.
Ruşen Çakır: Şimdi ne olacak? Meclis bir yasa, yasal düzenlemeler ve çok net bir şekilde şu söyleniyor; istisnai yasa çıkarılması söyleniyor.
Kadri Gürsel: Yani genel af değil de şey.
Ruşen Çakır: Yok. İşte kendini feshetme kararı almış örgüt üyelerine uygulanacak bir şey.
Kadri Gürsel: O anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır. 74 affı da öyle genelleştirilmişti hatırlayacaksın, Anayasa Mahkemesi kararı.
Ruşen Çakır: Evet, ama bir şekilde… Burada fakat şey olduğu için İYİ Parti dışında tüm partilerin dahil olduğunu görüyoruz. Böyle bir yerde benzer bir olay yaşanmayabilir. Tabii burada yine iş dönüp dolaşıp CHP’ye geliyor. Şimdi perşembe günü bakanlar gelecek. Galiba Adalet Bakanı da var şu anda. Emin değilim ama galiba var. Adalet Bakanı’na o düzenlemeler konuşulurken sormayacaklar mı CHP’ye operasyonları, şunları bunları? Yani bir taraftan CHP ile savaşıp bir taraftan PKK ile barışmanın hâlâ zemini yok bence.
Kadri Gürsel: Yok, bu akıntıya karşı kürek çekmek. Bu olmayacak duaya amin. Yani bunun izah edilecek bir tarafı da yok. Bu aynı zamanda DEM’i de çok ağır baskı altına alıyor.
Ruşen Çakır: İşte onu dedim ya; basın toplantısında soru almıyor. Şimdi soru gelecek, ne desin? Tamam bir açıklama yaptılar, casusluk operasyonunu kınadılar falan ama daha böyle canlı bir şekilde bu sorulduğu zaman hani o bir şey söyler iktidarı ürkütür, bir şey söyler muhalefeti üzer falan; böyle gerçekten çok kilitlenmiş durumdalar.
Kadri Gürsel: Bu ciddi bir ahlaki sorun, yani ahlaki ve ideolojik bir soruna dönüşüyor bu. Ama tabii DEM neticede Kürt partisi olduğu için bunu çok rahat atlatır. Kendi içinde bunu çözer. Çünkü esas olan burada Kürt davasıdır DEM açısından. Kürt davasının bazı kazanımlarla en azından ilerlemesi, meşrulaşması vesaire. Burada bunun imkânı sunuluyorsa muhatap bir otoriter rejim dahi olsa bu imkân reddedilemez, geri çevrilemez. Ve onlar öyle bakar. Yani kendi, tırnak içinde kullanıyorum bu ifadeyi, kendi atfettikleri ulusal mikyastan bakarlar. Kendi ölçülerinden bakarlar. Onlar da işte kazanım elde etmektir. Çünkü zaten çok uzun vadeli bir mücadele olduğu için kendileri açısından bunun kendi içlerinde değil ama dışa dönük söylemlerinde, iletişimlerinde bir problem teşkil edeceğini düşünüyorum ben. Çünkü onlar pekâlâ geçmişle bugünü mukayese ederken işte biliyorsun yani “Geçmişte de zaten demokrasi yoktu” diyorlar. Yani Kürt hakları ve Kürtlerin durumu açısından hep mukayese ettikleri için kendi tabanlarının maruz kaldığı muameleyi dün ve bugün açısından kıyasladıklarında onların farklı bir sonuca vardıklarını görmek mümkün. Görüyoruz. O bakımdan da o kadar zor değil kendi içlerinde halletmeleri bunu. Dışarıya bunu anlatmaları kolay değil. Dışarıya anlatmaları kolay değil. Anlatamayınca da bir yerde bir siyasi handikap oluşuyor. İzolasyon diyemem; kimse izole edemez Kürt hareketini. Ama orada tam da aslında iktidarın istediği şey; yani Türk sosyal demokrat hareketiyle Türk solu — Türk solu artık neyse yani — ile Kürt hareketinin birlikte böyle çalışamaz, anlaşamaz hale gelmesi… İşte ülkedeki otoriterleşmenin daha da koyulaşmasıyla beraber giderek totaliter bir muhtevaya doğru meyletmesiyle beraber sürdürülebilir bir halde değil aslında baktığın zaman. Yani kolay bir şey değil. Bir silahlı çatışma halini ortadan kaldırmak, durdurmak, Suriye’deki problemi bu açıdan çözmenin imkânlarını yaratmak… Evet, bu mümkün ama bunun Türkiye’de Kürtlerin de menfaatine olacak şekilde bir demokratikleşmeyle sonuçlanması mümkün değilken bu çelişkiyi nasıl yöneteceksin? Mesele bu.
Ruşen Çakır: Evet Kadri, noktayı koyalım. Arada ilginç şeyler gördüm. Trump demiş ki; Güney Kore’ye gittiğinde eğer isterse kendisi Kuzey Kore’nin lideri Kim ile Güney Kore’de buluşabileceğini söylemiş.
Kadri Gürsel: Orada bir meşhur çizgi var, onun üzerinde buluşabilirler. Daha önce Trump yaptı onu.
Ruşen Çakır: Kuzeyliyle mi buluşuyor?
Kadri Gürsel: 38. paralelin kuzeyi ve güneyi.
Ruşen Çakır: Hayır, Kuzeyliyle mi görüştü?
Kadri Gürsel: Kuzeyliyle diye hatırlıyorum evet, ilk döneminde.
Ruşen Çakır: O zaman tekrar yapmak istiyor.
Kadri Gürsel: Çok seviyor; diktatörleri çok seviyor. Güçlü adamları seviyor.
Ruşen Çakır: Bir de Ahmet Davutoğlu bu sabah NOW TV‘de konuktu. Orada demiş ki: “Eğer Türkiye’de reforma ihtiyaç duyulursa ben hazırım.” demiş.
Kadri Gürsel: Evet.
Ruşen Çakır: Evet. ‘‘Hafta Başı’’nı burada noktalıyoruz Kadri Gürsel’le beraber. Hepinize bizi izlediğiniz için teşekkürler. Haftaya tekrar buluşmak üzere iyi günler, iyi günler.








