Felsefe ve Kritik’in bu bölümünde Doç. Dr. Eyüp Çoraklı mitolojik kavrayışın karakteristik özelliklerini, araştırma fikrinin ortaya çıkışını, Sokrates-öncesi filozofların bu dönüşümdeki rollerini ve Herodotos ve Hippokrates’in felsefe-bilim anlayışının oluşumundaki kritik önemlerini anlattı.
Kaan Özkan’ın konuğu Doç. Dr. Eyüp Çoraklı, antik Yunan düşüncesinin temel kırılma noktasını oluşturan mitostan logosa geçişi (mitolojik düşünceden mantığa geçiş) ele aldı. Çoraklı, bu dönüşümün yalnızca bilgiye değil, insanın dünyayı ve kendini kavrayış biçimine de köklü bir etkisi olduğunu vurgulayarak, “Mitolojik düşüncede bilgi, tanrılardan insana bir bağıştı. İnsan, varlığı sorgulayan değil, ona maruz kalan bir varlıktı. Felsefi düşünceyle birlikte insan artık hem bilginin öznesi hem de nesnesi oldu. Doğayla ilişkisini yeniden kurdu” dedi.

Mitolojik kavrayışın temelinde sezgi, kutsal anlatı ve toplumsal düzenin meşrulaştırılması olduğunu söyleyen Çoraklı, bu yapının felsefi sorgulamayla nasıl çözülmeye başladığını da şöyle yorumladı:
“Mitos dünyasında her şeyin açıklaması ilahi bir güçtedir. Güneş neden doğar, yağmur neden yağar? Çünkü tanrılar öyledir. Ancak Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes gibi düşünürler doğaya kendi içlerinden bir düzen atfederek bir devrim başlattılar. Artık doğa, konuşan bir tanrı değil, anlamaya çalıştığımız bir sistemdi.”
Sokrates öncesi filozofların bilgiye yönelme biçimlerini değerlendiren Çoraklı, bu dönemi “insanın kendisini bilme çabasının” ilk adımı olarak niteledi:
“Thales suyu, Anaksimandros sonsuzu, Herakleitos değişimi araştırdı. Bu isimler, doğayı anlamaya çalışırken aslında insanın neyi bilip neyi bilemeyeceğini sorguladılar. Bilgi artık kutsalın değil, aklın işi olmuştu.”

Düşünce tarihinde filozofların rolleri
Eyüp Çoraklı ayrıca Herodotos ve Hippokrates’in düşünce tarihinde üstlendikleri kritik rolleri ele aldı. Çoraklı, bu iki ismin, gözleme dayalı bilgi ile anlatıya dayalı bilgi arasında köprü kurduklarını öne sürerek, “Herodotos, tarihi olayları neden-sonuç ilişkisiyle anlatan ilk kişiydi; o yüzden felsefi bir bakış taşıyordu. Hippokrates ise hastalıkları doğaüstü sebeplerle değil, çevre koşullarıyla açıklamaya çalıştı. Böylece doğa, gözlemin ve araştırmanın konusu haline geldi. Bu ikisi, bilimsel zihniyetin temellerini attı” diye konuştu.
“Bilgi etik bir sorumluluktu”
Antik Yunan’da araştırma fikrinin sadece bilgi arayışı değil, aynı zamanda etik bir sorumluluk olarak da görüldüğünü belirten Çoraklı, bu yönüyle felsefenin bilimden ayrıldığını söyledi:
“Araştırmak yalnızca bilmek için değil, doğru yaşamak içindi. Sokrates’in ‘Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez’ sözü, işte bu anlayışın zirvesidir. Felsefe insanı hem bilmeye hem de kendini dönüştürmeye çağırır.”
Çoraklı, mitostan araştırmaya geçişin modern düşünceye uzanan etkisini şu sözlerle değerlendirdi:
“Antik Yunan’daki bu dönüşüm olmasaydı, bugün bilimi, felsefeyi ve özgür düşünceyi de konuşamazdık. Çünkü insanın doğayı anlamasıyla birlikte, kaderiyle pazarlık etmeyi de öğrenmesi aynı anda gerçekleşti.”








