Silahlanma: “Yeni bir nükleer çağdayız”

Birkaç günlük bir sürede, Vladimir Putin iki yeni silah geliştirdiklerini açıkladı; Donald Trump ise ülkesinin nükleer denemelere yeniden başlayacağını îlân etti. Araştırmacı François Diaz-Maurin’e göre, öncekinden “çok daha hareketli” ve tehlikeli “bir durum” söz konusu. François Bougon ve Justine Brabant’ın François Diaz-Maurin ile yaptığı röportajı Haldun Bayrı çevirdi.

Silâhlanma: "Yeni bir nükleer çağdayız"
Silahlanma: “Yeni bir nükleer çağdayız”

Donald Trump 30 Ekim’de soğuk savaşın, atom bombası patlamalarındaki mantar görüntülerinin ve ölümcül radyasyonların anılarını yeniden canlandırdı. ABD Başkanı o gün, otuz yıldır ilk kez, ülkesinin nükleer denemelere yeniden başlayacağını îlân etti. Kuzey Kore dışında, 1998’den beri hiçbir devlet nükleer deneme yapmamıştı.

Bununla birlikte o haber ürküntü yarattığı kadar sorulara da yol açtı. Hangi tipte denemelerden bahsediliyor? Böyle bir programı yürütmek için gerekli bütçeyi Donald Trump nereden bulmayı hesap ediyor? Ayrıca, şu son haftalarda art arda iki “yeni” nükleer silah îlân eden bir başka devlet başkanının, Vladimir Putin’in tehditkâr şovlarından endîşeye kapılmak mı lâzım?

Mediapart bu soruları, bugün nükleer silahların daha iyi denetlenmesinden yana saygın bir bilimsel dergi olan Bulletin of the Atomic Scientists’te nükleer sorunuyla ilgili bölümün sorumlusu bir mühendise, nükleer güvenilirlik konusunda uzman araştırmacı François Diaz-Maurin’e sordu.

Donald Trump Yokosuka’da (Japonya) nükleer güçle çalışan “USS George Washington” uçak gemisinde konuşma yaparken, 28 Ekim 2025. © Fotoğraf Kunihiko Miura / The Yomiuri Shimbun via AFP
Donald Trump Yokosuka’da (Japonya) nükleer güçle çalışan “USS George Washington” uçak gemisinde konuşma yaparken (Silahlanma: “Yeni bir nükleer çağdayız”)
  • Mediapart: Donald Trump 30 Ekim’de sosyal medya üzerinden yolladığı bir mesajla ABD’nin nükleer denemelere yeniden başlayacağını îlân etti. Bu konuda son durum neydi ve bu açıklama ne anlama geliyor?

François Diaz-Maurin: Soğuk savaş sırasında görmüş olduğumuz cinsten “patlatmalı” testler –ister atmosferde, ister yerin altında yapılsın– 1996’da imzâlanan Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Antlaşması tarafından yasaklanmıştır.

Dolayısıyla, a priori bu tipte denemelerden bahsedilmiyor. Fakat Donald Trump’ın mesajı belirsizlik yarattı; o da kuşkusuz kafasının bu konuda bulanık olmasından gelmektedir. Mesajı yalanlarla dolu. ABD’nin bütün ülkelerden daha fazla nükleer silaha sahip olduğunu söylüyor. Bu yanlış; Rusya’nın daha çok nükleer silahı var: Bulletin of the Atomic Scientists’in son tahminlerine göre, ABD’nin kullanılabilir 3700 nükleer savaş başlığına karşı Rusya’nın 4300 nükleer savaş başlığı var.

Çin’in nükleer cephâne bakımından ABD ve Rusya’nın çok gerisinde olduğunu, ama beş yıl içinde aradaki farkı kapatmasının beklendiğini söylüyor: Bu da yanlış; Çin’in hâlihazırda 700 nükleer savaş başlığı var ve beş yıl içinde bu sayı yaklaşık 1000’e ulaşacak.

Bunları söyledikten sonra da, “savaş bakanlığı”na “eşit düzeyde” nükleer denemeler yürütme emrini verdiğini îlân ediyor. Bu dediğiyle, diğer devletlerin nükleer denemeler yaptığını îmâ ediyor. Daha sonra bir televizyon söyleşisinde de Rusya ile Çin’in yeraltının çok derinliklerinde nükleer denemeler yaptıklarını ve “hafif bir sarsıntının hissedilebildiği”ni tekrarladı.

Donald Trump
Silahlanma: “Yeni bir nükleer çağdayız”

Donald Trump’ın neden bahsettiğini bilmediği besbelli

Burada kuşku yok: “Kritik” diye adlandırılan, patlamalı denemelerden bahsetmekteydi. Oysa, bu konuda bir bilgi yoktur. ABD o ülkelerin bu cinsten denemeler yürüttüğünden kuşkulanmamaktadır [Donald Trump tarafından Amerikan nükleer cephâneliğinin askerî komutasının başına seçilen Amiral Richard Correll, 30 Ekim’de, “Çin’in de Rusya’nın da patlamalı nükleer deneme yapmadıkları”nı teyit ediyordu – Fr. Ed. N.].

  • Yani Donald Trump, soğuk savaş sırasında anladığımız anlamda, gerçekten –havada, denizin altında ya da yerin altında– bombalar patlatmak anlamına gelen “nükleer denemeler”i yeniden başlatmayı kastetmiyor, değil mi?

Bundan emin değiliz. Ne dediğini bildiğini kestirsek, o varsayımı ayrı tuttuğunu düşünmemiz meşrû olurdu. Oysa, neden bahsettiğini bilmediği besbelli. Zâten sözleri, hâlihazırdaki Amerikan denemelerinin “kritik olmadıklarını”, dolayısıyla nükleer patlamaya yol açmadıklarını ve yönetimin bu cinsten denemelere girişme niyetinde olmadığını belirten Enerji Bakanı tarafından düzeltildi.

François Diaz-Maurin. © Fotoğraf Rod Searcey / Stanford Üniversitesi
François Diaz-Maurin. © Fotoğraf Rod Searcey / Stanford Üniversitesi (Silahlanma: “Yeni bir nükleer çağdayız”)

Şaşırtıcı değil bu. İzlenecek prosedürün garantisi yok. Günümüzde ABD’nin nükleer deneme programı olmadığına göre, bunun için gerekli kaynağı Kongre tahsis etmeli. Trump’ın bâzen Kongre’yi takmadığını biliyoruz. Ama savunma meseleleri ABD’de de dâima iki taraflıdır; bir kısa devre olması zordur. Böyle bir durum çıksa bile, pahalıya mal olur ve zaman alırdı bu.

Düşmanı etkilemek için üstünkörü bir patlamaya sebebiyet verilmezse, çabucak bir deneme yapma durumu hiç yok

“Basit” bir nükleer patlamanın hazırlıkları altı ilâ on ay gerektirir. Bütünüyle donanımlı bir deneme [ölçüm ve denetim araçlarıyla donatılmış – Fr. Ed. N.] yirmi dört ilâ otuz altı ay hazırlık ister. Bir nükleer savaş başlığının, yani yeni bir silahın geliştirilmesi çerçevesinde bir denemenin hazırlıkları için ise, altmış aylık bir süre söz konusudur.

Silahlanma: “Yeni bir nükleer çağdayız”

Düşmanı etkilemek için üstünkörü bir patlamaya sebebiyet verilmezse, çabucak bir deneme yapma durumu hiç yok — “nükleer deneme” değil başka bir şey olur zâten o zaman ve hayli âcîlen de yapılabilir…

  • Donald Trump’ın beyânı sizi endîşelendirmiş görünüyor; ABD’nin yeni bir savaş başlatacağı anlamına geldiğinden değilse de, daha ziyâde onun bu konuyu hiç anlamadığını açığa vurduğundan…

Tamâmen haklısınız. Böyle lâflar eden bir başkomutanı olması, ABD için can sıkıcı bir durum. Ve bu endîşelendirmeli; üstelik Amerikan nükleer cephâneliğinin kullanılmasına son karar verecek kişinin o olduğu ve o karârı vermek için çok az zaman olacağı da bilinince — kısa süre önce gösterime giren A House of Dynamite filmi bunu iyi gösteriyor zâten.

Genel olarak, siyâsî karar alıcılar bu konuda nispeten câhiller. Ama yine de böyle mesajlar atmadan ya da bu cinsten beyanlar vermeden o konuda bilgi edinmeyi denerler. Trump’la ise, bütünüyle başka bir oyun türündeyiz; o bakımdan tehlikeli bu.

  • Donald Trump’ın o beyânı, Vladimir Putin’in iki yeni silah geliştirdikleri açıklaması üzerine geldi: Nükleer başlıklı Burevestnik seyir füzesi ve nükleer kapasiteli insansız denizaltı Poseidon. Rus Başkanı’nı böyle nükleer öcüsüyle korkutmaya yönelten nedir?

Ağustos ayındaki, hiçbir anlaşmaya varılamayan Alaska Zirvesi’nden beri, Donald Trump bâriz biçimde öfkeli. Putin’in aslında savaşa son vermek istemediğinin ayırdına varıyor; iki Rus petrol devine karşı nispeten önemli yeni Amerikan yaptırımları îlân etti.

Putin’in biraz köşeye sıkışmış olduğu iyi görülüyor. Onun savaş ekonomisi, gaz satışını sürdürmesine bağlı. Dolayısıyla da, iki büyük gaz ihrâcatçısının vanalarını kapatan Amerikan baskısı altında kalan Putin Rusyası, hep yaptığı gibi, biraz nükleer bayrağını sallıyor.

Putin tekrar tekrar iki yeni silahın denemelerinin iyi sonuçlandığından bahsediyor. Bu beyanlar tam anlamıyla “nükleer tehditler” değil; ama “nükleer gövde gösterisi”nden bahsedilebilir. Trump’ın beyânı ise, en azından kısmen, Putin’le Ukrayna savaşına son vermesi için yürütülen müzâkerelerin çıkmaza girmesine ve savaşı çağrıştıran o beyanlara bir cevap.

Silahlanma: “Yeni bir nükleer çağdayız”
  • Soğuk savaştaki nükleer krizlerden sonra, nükleer caydırıcılığın büyük ölçüde “profesyonelleştiği”; hem Moskova’da hem Washington’da, durumu tırmanışa vardırmadan birbirlerine “sinyaller” göndermek için nükleer “gramer”i kusursuzca kullanmayı bilen uzmanlar arasındaki bir işe dönüştüğü izlenimindeydik. Durum hâlâ böyle mi?

Hiç değil. Gerçekten de ABD ile Rusya’nın krizlerle dolu bir geçmişi var ve bu bakımdan, hâlâ işleyen âcil iletişim kanalları gibi, tutunacak parmaklıklar yerleştirmişlerdi. Kriz durumunda, anlaşmazlık durumunda, birbirleriyle konuşmaları mümkündü.

Fakat Amerikan yönetiminin uzmanlığı kısa süre önce bütün konularda saldırıya uğradı; yönetimde Amerikan nükleer cephâneliğinin idâresini yürüten National Nuclear Security Administration da dâhil buna.

Nevada’daki Yucca Flat’ta bir nükleer deneme, 22 Nisan 1952. © Fotoğraf AP via Sipa (Silahlanma: “Yeni bir nükleer çağdayız”)

Bugün yeni bir nükleer kriz çıksa, ABD’nin başındaki yönetim cinsine bakınca, hâlihazırdaki karar vericilerin kalan az sayıdaki uzmanı dinleyip dinlemeyeceklerini bilmiyorum: Bürokrasiden ve bilimsel ya da teknik uzmanlıktan hoşlanmıyorlar.

Bu pek güven vermiyor; başka değişikliklerle, bu güvensizlik daha da artıyor. Yeni bir nükleer çağdayız. Nükleer olgusu bâriz bir biçimde ön plana çıkıyor. Çin’in cephâneliğini büyütmesi yeni meydan okumalar çıkarıyor. Aynı zamanda, İsveç ile Finlandiya’nın NATO’ya girişleri yeni bir sınır yarattı: Amerikan nükleer bombardıman uçakları bu iki ülkenin hava sâhalarını biraz daha düzenli biçimde kullanıyor — ki bu da Rusya’yla yeni bir risk cephesi yaratıyor.

Rusya, “Ukrayna’ya karışmayın, benim nükleer kapasitem olduğunu unutmayın!” dediğinde, patlama olmasa bile nükleer cephâneliğinden yararlanıyor demektir.

Bir de Kuzey Kore var; sâdece nükleeri olan bir ülke değil o; aynı zamanda, Amerikan topraklarına ulaşabilen balistik füzeleri, diğer yandan da bir nükleer denizaltı yapımıyla hem Güney Kore hem ABD için gerçek bir tehdit.

Rusya’nın nükleer silah kullanımı var; artık onu caydırıcı bir silah olarak değil zorlama silahı olarak kullanıyor. Uluslararası câmiaya ya da NATO’ya, “Ukrayna’ya karışmayın, benim nükleer kapasitem olduğunu unutmayın!” dediğinde, patlama olmasa ya da o silaha tam anlamıyla başvurmasa bile nükleer cephâneliğinden yararlanıyor demektir.

Dolayısıyla çok daha büyük gerilimler yaşıyoruz. Soğuk savaş zamânındaki gibi iki tarafı sâbit bir oyunu idâre etmek, bugünkü gibi, ülkelerin cephâneliklerini büyüttükleri hareketli durumdan çok daha kolaydı.

Silahlanma: “Yeni bir nükleer çağdayız”
  • Nükleersiz bir dünya kavgası kaybedildi mi? Demin sinemacı Kathryn Bigelow’un filminden bahsediyordunuz. Filmini, bir nükleer savaşa karşı “uyarı” olarak tasarladığını söylüyor… Nükleere karşı seferberlikleri sürdürebilmek için pop kültürün oynayacak bir rolü var mı?

Öncelikle diplomasi var. Rusya ile ABD arasında varılan ve Şubat 2026’da sona erecek olan New Start Antlaşması’nı (stratejik silahların konuşlandırılması üzerine) uzatmak gerekir. Zâten Vladimir Putin bunu uzatmayı teklif etti. Niyetlerin berrak olması ve daha çok istikrar için, hangi formatta olursa olsun müzâkerelere Çin’i dâhil etmenin bir yolu bulunmalı. Her ne kadar bunun kendi hüsnükuruntum olduğunu bilsem bile, Amerikan yönetiminin de bu cinsten muğlak beyanlara son vermesi lâzım.

Ama bunun yanında, evet, pop kültür var — ki bu çok önemli. Buna ihtiyâcımız var. Soğuk savaş sırasında ABD’de Carl Sagan vardı; konuyu basitleştirerek nükleer riskten bahsedebiliyordu ve çok beğeniliyordu. Bugün böyle biri yok. Ama o da olacak.

Oppenheimer filmi çekildi, bugün Annie Jacobsen’in Nuclear War : A Scenario kitabından uyarlanan A House of Dynamite var… Bu filmler gerekli, çünkü bunlardan sonra insanlar seçilmişlere baskı yapabilirler. ABD’de çok işe yarıyor bu. Cephâneliğin mâliyeti üzerine, Donald Trump’ın istediği ve çok masraflı olup muhtemelen açığı da bulunan “Altın Kubbe” üzerine tartışmalar başlatabilir. Elbette “korkutma” olgusu üzerine tartışma hep olacak. Ama A House of Dynamite gibi bir filmin nükleer kriz durumunda gerçekten olacakları abarttığını düşünmüyorum açıkçası.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.