Tartışmalar ve çıkar savaşları arasında COP30’dan umut var mı?

iklim değişikliği, COP30

Küresel iklim krizinin ön saflarında yer alan ülkeler, Brezilya’nın Belém kentinde başlayan COP30 Zirvesi’ne hem umutla hem de endişeyle bakıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndaki “yeşil yalan” çıkışı, müzakerelerin ruhunu gölgelese de, dünya liderleri 1,5°C hedefini korumak için son kez bir araya geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, yeniden seçilmesinden sonra ilk kez katıldığı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, iklim krizini “dünyanın en büyük aldatmacası” olarak tanımladı. Trump, “yeşil politikaların” insanları kandırdığını savunarak, “Bu bir sahtekârlıktır, aptal insanların uydurduğu bir oyun” dedi.

Konuşmayı ön sıradan dinleyen Palau Cumhurbaşkanı Surangel Whipps, “Kalbim kırıldı” ifadeleriyle tepkisini dile getirdi. Yükselen deniz seviyeleri nedeniyle sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya olan 20 bin nüfuslu ada ülkesi Palau’nun lideri, “Çocuklarımızın umuda ihtiyacı var, çözüm üreten liderler görmek istiyorlar” dedi.

Palau’da yaklaşık 20 bin kişi yaşıyor.

Trump’ın sözleri yalnızca ada ülkelerini değil, iklim krizine karşı mücadele eden tüm kırılgan toplumları hayal kırıklığına uğrattı.

Popülizm gölgesinde gerileyen iklim mücadelesi

Guardian’ın analizine göre, Trump’ın sözleri küresel ölçekte yükselen sağ popülizmin bir sembolü.

Avrupa’da aşırı sağ partiler, emisyon hedeflerinin ertelenmesi için baskı yapıyor. İngiltere’de Reform Partisi açıkça iklim inkârını savunuyor. Arjantin’de Trump’ın müttefiki Javier Milei, hem ekonomiyi hem çevre politikalarını “kökten reform” adı altında daraltıyor.

Buna karşın, kamuoyu araştırmaları halkın bu söylemlere inanmadığını gösteriyor. Dünya genelinde insanların yüzde 89’u iklim krizinden endişeli ve eylem istiyor. Kanada’da Mark Carney, Avustralya’da Anthony Albanese, Meksika’da iklim bilimci Claudia Sheinbaum gibi liderlerin seçilmesi, küresel düzeyde hâlâ bir direncin var olduğuna işaret ediyor.

Belém’de tarihi zirve: “Paris Anlaşması mandatoydu, Belém sınav”

Brezilya’nın Belém kentinde başlayan COP30, 1992 Rio Zirvesi’nden bu yana düzenlenen en önemli iklim konferanslarından biri olarak görülüyor.

Eski BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, “Paris Anlaşması bizim mandatoydu; Belém onun sınavıdır” dedi.

Bu yılki gündem 145 maddeyi kapsıyor: sera gazı azaltımı, iklim finansmanı, temiz enerjiye geçiş, yerli halkların hakları ve ormanların korunması.

Paris’te belirlenen ulusal emisyon azaltım planları (NDC), 1,5°C sınırını tutturmak için yetersiz kaldı. Glasgow’daki COP26’da verilen yeni taahhütlerle hedef 2,7°C’ye düşürülse de, bu bile güvenli sınırın çok üzerinde.

Şimdi Brezilya’daki zirve, o vaatleri eyleme dönüştürme sınavı olarak görülüyor.

“Emisyon açığı” kapanmıyor

Şubat ayında dolan resmi teslim tarihine rağmen, 90’dan az ülke yeni emisyon planlarını BM’ye sundu. Çin ve Avrupa Birliği (AB) yalnızca niyet beyanı yayımladı.

BM verilerine göre mevcut planlar, 1,5°C hedefini tutturmak için gereken azaltımın yalnızca altıda birini sağlıyor.

Bu tabloyu doğa da doğruluyor: Son iki yıldır küresel sıcaklıklar güvenli sınırı aştı.

Jamaika’yı vuran Melissa Kasırgası, Ortadoğu’da 50°C’yi aşan sıcaklıklar, denizlerde rekor seviyede ısınma ve mercan ölümleri, “geri dönüşsüz eşiğe” yaklaşıldığını gösteriyor.

Lula’nın önceliği ormanları korumak.

Brezilya’nın önceliği: Ormanları korumak, fonu büyütmek

Ev sahibi Brezilya, COP30’un en somut çıktısı olarak “Tropical Forests Forever Facility” (TFFF) adlı fonu öne çıkarıyor. 25 milyar dolarlık başlangıç fonu, Amazon başta olmak üzere tropik ormanların korunmasına ayrılacak.

Amaç, özel sermayeden 100 milyar dolar ek yatırım çekmek.

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva, bu fonu “dünyanın oksijen sigortası” olarak nitelendiriyor.

Ancak ülkenin aynı zamanda dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz ihracatçıları arasında yer alması çelişki yaratıyor. Lula, eleştirilere, “Zengin ülkeler iki yüzyıl boyunca fosil yakıtlarla büyüdü, şimdi yoksullara ‘dur’ demeleri adil değil” diyerek yanıt veriyor.

Küresel Güney’den ortak çağrı: Adil finansman şart

Afrika ve Asya ülkeleri, COP30’un başarısını gelişmekte olan ülkelere sağlanacak finansmanla ölçecek.

Geçen yılki COP29’da, 2035’e kadar yılda 1,3 trilyon dolar kaynak hedefi belirlenmişti. Ancak zengin ülkeler bunun yalnızca 300 milyar dolarını üstlendi.

Kenyalı uzman Mohamed Adow, “Bu bir hayır işi değil, ortak yaşam yatırımıdır” derken, Hindistanlı çevre düşünce kuruluşu yöneticisi Arunabha Ghosh da, “Kuşatma altındayız. Hayatta kalmak için birlikte hareket etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Fosil yakıtlardan adil geçiş tartışması

COP30’un en zorlu gündemlerinden biri, 2023 Dubai Zirvesi’nde kabul edilen “fosil yakıtlardan aşamalı çıkış” kararının sürdürülüp sürdürülmeyeceği olacak.

Suudi Arabistan ve Rusya bu kararın geri alınması için lobi yürütürken, Brezilya’nın bu konuda nasıl bir tutum alacağı merak konusu.

BM Genel Sekreteri António Guterres, “Temiz enerji devriminin hammaddeleri yine sömürülen ülkelerde çıkarılıyor. Tarih tekerrür ediyor. Bu kısır döngü sona ermeli” diyerek “adil geçiş” çağrısında bulundu.

Sivil toplum örgütleri de aynı görüşte: yeşil ekonomiye geçiş, işçileri, yoksulları ve kırılgan toplumları dışlamadan yapılmalı.

COP30’dan umut var mı?

COP30’un kaderi, Brezilya’nın arabuluculuk becerisine ve küresel liderlerin cesaretine bağlı.

Üçüncü Dünya Ağı’ndan Meena Raman, “Artık çok geç olmadan adalet, eşitlik ve yaşamı koruyan cesur adımlar atılmalı. Sadece çok taraflılık çağrısı değil, gezegeni kurtaracak gerçek eylem gerekiyor” dedi.

Kaynak: Guardian

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.