“İBB iddianamesinde merak edilen” başlıklı Açık Oturum’un 500. bölümünde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan ve İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan 3 bin 900 sayfalık iddianame ele alındı. Göksel Göksu’nun sorularını cevaplayan gazeteci Alişer Delek ve CHP’nin avukatı Çağlar Çağlayan programda, iddianamenin içeriği ve hukuki boyutunu tüm yönleriyle değerlendirdi.
7 bölümden oluşan 3 bin 900 sayfalık iddianamede İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, CHP’yi ele geçirmek, gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmak ve kişisel zenginleşme için, örgüt kurmak ve bu örgütün liderliğini yapmakla suçlanıyor. 142 ayrı suçlama yöneltilen İmamoğlu hakkında 828 yıldan 2 bin 352 yıla kadar hapis cezası istendi. Bu kapsamda 105’i tutuklu 402 kişi “İMAMOĞLU ÇIKAR AMAÇLI SUÇ ÖRGÜTÜ” soruşturması kapsamında farklı suçlamalardan yargılanacak.
Açık Oturum’un 500. bölümünde iddianamenin omurgasını oluşturan İstanbul Senin uygulaması ve veri sızdırma iddiaları, Özgür Özel’in genel başkan seçildiği CHP 38. Kurultayı, CHP İstanbul il binasının alımı gibi başlıklar tek tek ele alındı.
İBB iddianamesinde merak edilen her şey
Göksel Göksu’nun konukları Avukat Çağlar Çağlayan ve gazeteci Alişer Delek, MASAK raporlarında dahi birebir rüşvet parası veya belediye paralarının yurtdışına çıkarıldığına dair somut bir kanıt bulunmadığına dikkat çekerek iddianamedeki delil yetersizliğine vurgu yaptı. İddianamenin 15 gizli tanık beyanının yanı sıra, itirafçı ifadeleri ve HTS kayıtlarına dayandığını kaydeden Çağlayan ve Delek, bu beyanları destekleyen somut ve makul delillerin eksik olduğunu ifade etti.
Alişar Delek, savcının lehte delil toplama görevini yerine getirmediğini, İmamoğlu’nun 19 Mart’tan sonra dosyayla ilgili yeni ifadesinin alınmadığını hatırlattı. İddianamenin, İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminden başlayarak bir örgüt kurduğu ve yukarıda belirtilen üç hedefi olduğu varsayımıyla yola çıkıldığını değerlendiren Alişer Delek, CHP kurultayı ile ilgili bölümü buna örnek gösterdi. İddianamede Özgür Özel’in genel başkan seçildiği CHP kurultayında İmamoğlu ve ekibinin sevinç görüntülerinin yer almasına dikkat çeken Delek, bu durumun siyasetin olağan akışına uygun olduğunu ve iddianamede partiyi ele geçirmenin kanıtı olarak sunulmasının yeterli olmadığını söyledi.
İddianamede CHP İstanbul İl Binası’nın satın alınması ile ilgili bölüme de değinen Alişer Delek, bu bölümü daha titizlikle incelemesine karşın para trafiği ile ilgili somut banka hesap hareketleri veya delilleri eksik bulduğunu ifade etti. Dönemin İl Başkanı’nın Canan Kaftancıoğlu ve CHP Genel Başkanı’nın da Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu hatırlatan Delek, İmamoğlu’nun ekibinin il binası alımına karışmasının buna rağmen partiyi ele geçirme iddialarını güçlendiren psikolojik bir delil olarak sunulduğunu ifade etti.
Milyonlarca İstanbullunun verisinin toplandığı ve yurtdışına gönderildiği iddiasına da değinen Delek, iddianamede verilerin bir online satış platformuna satıldığı iddiasının da bulunmasına karşın bu satışa dair fiş, fatura veya ilgili şirket yetkililerinden alınan bir ifade olmadığını söyledi.
Başsavcılık CHP’yi kapatmak mı istiyor?
Avukat Çağlar Çağlayan da İstanbul Senin uygulamasının KVKK kurallarına uygun olarak rıza metniyle veri topladığını belirterek, verilerin yurtdışına çıkarılması iddiasının, ortak firmaların yabancı ortaklarının olmasından kaynaklandığını ancak yurtdışındaki sunucularda bu yönde bir tespitin olmadığını ifade etti. İddianamede bahsedilen YSK seçmen kütüklerinin, telefon numarası ve sandık bilgileriyle birlikte CHP’den İBB’ye aktarıldığı iddiasına da değinen Çağlayan, bu verilerin YSK tarafından parti veya İBB’ye o dönemde hiç verilmediği için fiilen imkansız olduğunu savundu.
Örgüt Şemasında Hüseyin Gün’ün yer alması ile ilgili de konuşan Çağlayan, adı örgütün yöneticileri arasında adı geçen ve casusluk soruşturması ile adı duyulan Hüseyin Gün’ün, İmamoğlu ile sadece 2019’da 10 dakikalık bir görüşmesinin olduğunu belirterek bu sınırlı temasla yönetici yapılmasının absürt olduğunu vurgulandı.
Çağlar Çağlayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı bildirim ile ilgili sorulara da cevap verdi. Çağlayan, “CHP’nin kapatılma talebi” olarak değerlendirilen bildirimin, başsavcılık tarafından dezenformasyon olduğu söylenerek yalanlanmasına rağmen gönderilen metnin çok net bir kapatma yazısı olduğunu, parti kapatma veya devlet yardımından yoksun bırakma gibi yaptırımların istenebileceğini belirtti. Çağlayan, bu durumun, meseleyi yolsuzluk soruşturması olmaktan çıkarıp siyasi bir baskı ve CHP’yi ortadan kaldırma girişimi olarak niteleyen Çağlayan, yine de CHP’nin kapatılmayacağını söyledi ve davanın partiyi meşgul etme ve yıpratma amacı taşıdığını belirtti.








