Fred Turner: “Teksas bir tekno-teokrasi hâline geliyor”

Stanford’da profesör olan Fred Turner, “Makinelerin Siyâseti” adlı bir kitapla dijital endüstrilerde iş başındaki ideolojilerin ve hayallerin şifresini çözmeye devam ediyor. Amerikan teknolojisi niçin San Francisco’dan Austin’e göç ediyor? Joseph Confavreux’nün Mediapart için Turner’la yaptığı söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

Fred Turner Silicon Valley merkezindeki Stanford Üniversitesi’nde iletişim bilimleri bölümünde profesör. ABD’de dijital endüstrilerde iş başındaki ideolojilerin ve hayallerin evrimi üzerine en önemli düşünürlerden biri.

2013 yılında Fransızcaya çevrilen, en çok başvurulan çalışması “Karşıkültürden Siberkültüre” (İng: From Counterculture to Cyberculture; Fr: Aux sources de l’utopie numérique  [“Dijital Ütopyanın Kaynakları”]) dijital ütopyadaki hem sapmalara hem çatallanmalara yeni bir bakış getiriyordu.

Bugün Éditions C&F, yenilenen iletişim araçlarıyla ortaya demokratik bireyler çıkarmak ve yetiştirmek için kurulu süreçlere ilgisini yönelten Fred Turner’ın “Bir Demokrasinin Tasarımı” (Design d’une démocratie) adlı kitabını yayımlıyor. Ayrıca, “Makinelerin Siyâseti” (Politique des machines) adlı, araştırmacının öne çıkan iki makalesini bir araya getiriyor; bu makalelerin ilki olan “Teksas ideolojisi”, Amerikan teknolojisinin Kaliforniya’dan ABD’nin güneyine doğru coğrâfî ve siyâsî göçünün anlamlarını araştırıyor. 

Fred Turner Kasım 2025’te Paris Sciences Po’da. © Joseph Confavreux / Mediapart
Fred Turner: “Teksas bir tekno-teokrasi hâline geliyor” (© Joseph Confavreux / Mediapart)
  • Mediapart: “Teksas ideolojisi” derken neyi kastediyorsunuz ? Bunun “Kaliforniya ideolojisi”nden farkı nedir ?

Fred Turner : Kaliforniya ideolojisinin ve ona karşılık gelen dijital yayılma tarzının sonuna vardığımızı düşünüyorum. O “Kaliforniya ideolojisi”, sibernetik kaynaklı, sanal topluluklarda hissedilen bir bağlantı zemininde insanların örgütlenebileceği bir dünya kurmayı umarak bürokrasiye ve hiyerarşilere sırt çevirmeye yönelik bir karşı-kültürde yüceltilen bağlantıcılığın (connexionnisme) ideolojisiydi.

Fakat 1990’lı yıllardan îtibâren, özellikle de 2000’li yılların başında, o ağ teknolojilerinin yerleşikleştikleri ölçüde çok değerli veriler ürettikleri, bunları kullanarak modeller yaratıp satışa sürmenin mümkün hâle geldiği netleşti.

Kaliforniya ideolojisi, birbirimizle daha mânevî bir tarzda bağlantı kurmak için maddî dünyayı terk etmek gerektiği düşüncesindeydi. Bizâtihi dünyanın maddî bir yerden ziyâde bilgilendirici bir yer oluşturduğu fikrine dayanıyordu. Bu durumdan –toplumsal, siyâsî ya da doğal– bir düzen temâyüz etmeliydi ve orada her insan başka birine sinyal/işâret gönderebilmeliydi. Yani Kaliforniya ideolojisinin çizdiği dünya ütopik bir dünyaydı.

Teksas’ta, kazıp çıkarmacılık (extravactivisme) ile takdir-i ilâhî birbirine bağlıdır

Teksas ideolojisi ise distopiktir. Günümüzde yapay zekâyla (YZ), kripto-paralarla, bir ölçüde sosyal ağlarla, özellikle de Meta’yla olup biten ise, çok alan, çok enerji, çok soğutma gücü gerektiren o çok büyük sunucu (server) çiftliklerinin çoğalmasıdır; dolayısıyla, o altyapıların bulunduğu ve bunları şirketlerin kullanımına sunmaya hazır bölgelere yerleşmeye ihtiyaçları var.

Fred Turner: "Teksas bir tekno-teokrasi hâline geliyor"
Fred Turner: “Teksas bir tekno-teokrasi hâline geliyor”

Nasıl “Kaliforniya ideolojisi” Kaliforniya’da uzun süredir yer etmiş mânevî gelenekle kaynaşmış ise, “Teksas ideolojisi” de kölecilik, sığır yetiştiriciliği, özellikle de petrol sâhaları târihinin damgasını vurmuş olduğu o eyâletin mîrâsı ile teknoloji endüstrilerinin git gide daha çok kazıp çıkarmacı (extravactiviste) faaliyetlerini kaynaştırmaktadır. Güçlü bir Hıristiyan milliyetçiliği ve petrol parası sâyesinde Lyndon Johnson’dan iki George Bush’a varıncaya kadar ön plandaki politikacıları Washington’a yollayarak muhâfazakâr değerlerini ihraç etme irâdesi de bu eyâlete damgasını vurmuştur.

Teksas’ta, kazıp çıkarmacılık (extravactivisme) ile takdir-i ilâhî birbirine bağlıdır; çünkü o kaynakları Tanrı’nın bağışladığı düşünülmektedir. O kaynakları çıkarma gücü ve bunlar sâyesinde muazzam kârlar elde etmek ve o kârlardan yola çıkarak elde edilen muazzam siyâsî güç de Tanrı adına icrâ edilir. Teksaslı çok sayıda CEO, toplumun ve doğal dünyanın aşırı sömürülmesi yoluyla bir misyon yerine getirmek için seçilmiş üstün varlıklar olarak görürler kendilerini.

  • San Francisco’dan Austin’e teknolojinin tamâmı mı göç ediyor ? 

2020’den beri, yüzlerce şirket merkezlerini Kaliforniya’dan Teksas’a taşıdılar.

Bunların çoğu, yazılım geliştirmeyle geleneksel imâlatları birleştiren şirketler. Tesla bunun çok iyi bir örneği. Arabanın özerk olması için elzem dijital teknolojilere sâhip olmak gerekir; ama aynı zamanda bir araba îmal etmek de gerekir. Bunun için de çelik, kauçuk ve geleneksel bir arabayı oluşturan bütün bileşenler lâzımdır. Teksas, geniş alanları ve enerji olanaklarıyla, çoğu birkaç futbol sâhası büyüklüğündeki bu tür melez fabrikalar için ideal bir yerdir.

Dijital sektöründeki şirketler bu toplumsal manzaraları, bizim toplumsal bilgilerimiz bir tür elmas, mâden ya da petrolmüş gibi keşfe çıkıp sömürmektedir

Teksas’ta yoğunlaşan diğer endüstri tipi ise, hayvan yetiştiriciliği yapılan dev çiftlikler kadar büyük sunucu çiftlikleri (ranchs) kuran ve muazzam elektriğe ihtiyaç duyan yapay zekâdır (YZ). İlk YZ şirketlerinin gelişinden beri Teksas’ın elektrik faturası %5 artmıştır ve baş döndürücü bir artıştır bu.

  • Teksas târihinin temel unsurlarından olan petrol üretimi, dijital sektördeki çokuluslu şirketlerin politikalarının ne bakımdan uzantısı? Bir “dijital kazıp çıkarmacılık”tan, metaforik bir bakış açısı hâricinde, sizin yaptığınız gibi bahsedilebilir mi gerçekten?

Shoshana Zuboff, “Gözetleme Kapitalizmi Çağı” (The Age of Surveillance Capitalism, Profile Books, 2019; Fr: L’Âge du capitalisme de surveillance, Éditions Zulma, 2020) adlı müthiş bir kitap yazdı. Her taraftan gözetlendiğimiz bir bağlamda, muazzam veri kümeleri oluşturmanın, sonra bunları sömürmenin, tahlil etmenin, bunlarda gözetleme dışında da değer arz eden fikirler, cevaplar, etkileşim modelleri aramanın, daha sonra da bunlardan dijital elmaslar çıkararak satışa sürmenin mümkün hâle geldiğini hatırlatarak çok isâbetli bir iş yapıyor.

İster dijitalleştirilmiş kitaplar olsun ister Facebook’un ardında gizlenen geniş toplumsal dünyalar olsun, bütün o yeni veri tabanları manzaralar gibi işlemektedir.

Dijital sektöründeki şirketler bu toplumsal manzaraları, bizim toplumsal bilgilerimiz bir tür elmas, mâden ya da petrolmüş gibi keşfe çıkıp sömürmektedir. O bilgileri çıkardıktan sonra da bunları bizim petrolü kullandığımız gibi kullanabilmekte ve başka zenginlikler yaratmaktadırlar.

Meselâ siyah ayakkabıları seven herkesin Paris Saint-Germain’i de sevdiklerini biliyorsanız, Paris Saint-Germain’in bir sonraki maçında siyah ayakkabı satabilirsiniz. Belki gülünç bir örnek bu; ama böyle işliyor.

  • Elon Musk ya da Peter Thiel’den çok daha az tanınmış bir çehre olan, ama onlar kadar endîşe verici ve güçlü görünen Tim Dunn kimdir?

Birçok bakımdan çok önemli biri. Öncelikle, hepimizin dikkat etmesi gereken cinsten biri, ama işini gölgede kalarak yapıyor. Elon Musk ya da Peter Thiel, onunla karşılaştırıldıklarında, çok daha tâkip edilen kişilikler. Daha az ortalıkta görünen, ama yine de merkezî önemdeki bu türden profilleri tespit etmeliyiz. O eyâletle ilgili aktüaliteyi herkesten iyi tâkip eden Texas Monthly dergisi, Teksas’ın en önemli insanı diye niteledi onu. Kayda değer gelir sağladığı petrol sondajında da kilit önemde biri o.

Ama aynı zamanda çok dindar biri. Çok muhâfazakâr bir Hıristiyan; ama yerleşik hiçbir Hıristiyan meşrebine bağlı olmadığını, mezhepsiz ya da mezhep-sonrası bir Hıristiyanlıktan yana olduğunu vurgulamak gerekir. Ne Metodist, ne Episkopalyen, ne de başka bir şey. Papaz, vaaz veriyor; ama özel bir kilise için değil, daha ziyâde Tanrı için ve kendisi için. Tanrı’nın ona, yaşamı ve çalışmalarıyla yerine getirmeye uğraştığı bir dizi görevi/misyonu nasıl verdiğini anlatıyor.

Ama somut olarak ne anlama geliyor bu? Tanrı adına petrol çıkardığı zaman ne yapıyor? Dinî inançlarıyla uyumlu muhâfazakâr ya da gerici görüşleri olan politikacıları finanse etmek için ihtiyaç duyduğu parayı kazanmak maksadıyla petrol kuyusu açtığını düşünüyor. Teksas’ın onun tasarladığı şekilde bir Tanrı toprağı hâline gelmesine katkıda bulunmak için ise: Eşcinsellere karşı, kürtaja karşı ve çoğu zaman örtülü biçimde ırkçı.

Sadece bilgi alışverişi etrâfında örgütlenmiş bir dünya fantazması, herkesin birbiriyle savaş hâlinde olduğu bir dünyaya götürüyor

Fred Turner, Stanford’da profesör

Onun inançlarını savunan politikacıları desteklemek dışında, Tim Dunn okullar ve öğrencilere tesisler yaptırıyor. Bu şekilde büyük bir Hıristiyan üniversitesi finanse etti. Ama bununla yetinmiyor, o mekânda bir patriklik yapısı da yerleştiriyor; çünkü yetişkin çağa gelen çocukları patrikliğin ve kurduğu okulların çevresine yerleşiyorlar.

Şu dünyada onun İncil yorumuna tekabül eden benzer bir dünya yaratmak için minyatür bir Tanrı gibi hareket ediyor. Tanrı’nın insanı kendi sûretinde yarattığını söyleyen o ünlü cümledeki gibi, Tim Dunn da Tanrı’nın Tim Dunn’ı kendi sûretinde yarattığını düşünüyor bence.

  • Teksas’ı bir “tekno-teokrasi” ve Trump’ın dönüştürmek istediği hâliyle ABD’nin modeli olarak niteleyebilir miyiz?

Hakîkaten ürküntü verici bir soru bu. Ama evet, birçok veçhesiyle Teksas’ın bir tekno-teokrasi hâline geldiği söylenebilir. Şirketi ve âilesiyle Kaliforniya’dan ayrılıp Austin’e gelmiş bir risk sermâyesi yatırımcısı olan Joe Lonsdale, geleneksel Batılı değerleri savunmak için bir Hıristiyan okul sistemi kurduğu Teksas’la vergi indirimleri ve bâzı kaynaklara erişim ayrıcalığı için pazarlık ettiği zaman, bir tekno-teokrasiyi doğurabilecek teknolojik gelişme ile Hıristiyan milliyetçilik hırsının artan kaynaşması algılanmaktadır.

Tabiî ki bu terim İran gibi ülkeleri akla getiriyor ve aşırı görünebilir. Ama biraz geniş açıdan bakarsak; okulun her sınıfına On Emir’in bulunduğu büyük bir poster asılmasını emreden bir yasayı kısa süre önce imzâlamış bir vâlinin bulunduğu bir eyâlet hakkında ne düşünürsünüz?

  • Elindeki kayda değer mâlî, siyâsî ve teknolojik olanaklar düşünüldüğünde, bu Teksas ideolojisine karşı koymak mümkün mü?

Derhal yapmaya başlamamız gereken, ABD’de otoriter bir iktidar kurulmasını engellemek için geleneksel bir direniş hareketi yürütmektir. Azgınlaşmış bir Hıristiyan milliyetçiliğine ve aşırıya vardırılmış bir kazıp çıkarmacı işleyişe sırtını dayayan Donald Trump’ın cisimleştirdiği faşist bir an yaşıyoruz.

Bu faşist mantığa nasıl direnilir? Bunun üç düzeyi var: bireysel, örgütsel ve devletsel.

Fred Turner: "Teksas bir tekno-teokrasi hâline geliyor"
Fred Turner: “Teksas bir tekno-teokrasi hâline geliyor”

Bireysel düzeyde, dostlarımızla toplanabilir, kendimizi ifâde etmeyi sürdürebilir, korkmayı ve peşînen boyun eğmeyi reddedebiliriz.

Şirketler düzeyinde, Google ya da Palantir gibi şirketlerde bâzılarının yaptığı gibi direniş biçimleri kurmak mümkündür. Bâzı projelere cepheden karşı çıkmakla işinizi kaybetme riskine giremeseniz bile, zararlı süreçleri içeriden yavaşlatma, ya da en azından, faşizmin yerleşmesini kolaylaştıran gözetleme teknolojilerinin aşırı çabuk gelişmesini engelleme yolları var.

Devlet düzeyinde, yöneticilerimize sürekli hesap sormalıyız ve muhâlefetlere baskı yapmalıyız. Donald Trump’ın görüşlerini paylaşmayan Demokratlar da Cumhuriyetçiler de şu son aylarda kendilerini iyice gülünç duruma düşürdüler.

  • “Teksas ideolojisi” üzerine makalenizde, “ekonomik eşitsizliklerin ve fazla zorlayıcı bir Hıristiyan ethos’unun [dünya görüşü], sonunda Cumhuriyetçiler’e kaybettirebileceğini yazıyorsunuz. Oysa, son yıllarda eşitsizliklerin baş döndürücü biçimde artması, daha ziyâde gerici politikacıların seçilmesini kolaylaştırıyor gibi.

Eşitsizliklerin sonunda patlamaya yol açacağını düşünüyorum. Bu tuhaf: İnsânî varlıklar olarak, insanlığın hiç yaşamamış olduğu kadar müreffeh bir dönem yaşıyoruz. Fransa’daki sıradan bir insan Kral Şarlman’dan daha iyi yaşıyor. Oysa ki mutsuzluk artıyor. Neden mutsuzuz? Çünkü kısmen ötekilerin sâhip olduklarını görüyoruz ve bir adâletsizlik duygusu doğuruyor bu. Bu adâletsizliklerin baş döndürücü artışının ancak patlamaya götürebileceğini düşünüyorum.

Bu sonuca daha erken götürebilecek başka bir şey ise, çok sayıda Amerikalı’nın Trump yönetimi tarafından sergilenen zâlimlikten tiksinti duymalarıdır — dünyanın daha muhâfazakâr bir yönde değişmesini isteyenler de dâhil bunlara. Amerikalılar’ın çoğu, göçmenlik üzerine yasalara saygı gösterilmesini istiyor fakat maskeli adamların izinsiz kimseleri kovalamalarından infiâle kapılıyorlar.

  • “Makinelerin Politikası”nda, kökende bizi bundan korumak için tahayyül edilmiş olmalarına rağmen iletişim teknolojilerinin otoriterlik girişimlerini tetiklediği bir durumdaki trajik alaycılığı vurguluyorsunuz. Böyle bir tersyüz nasıl mümkün oldu?

Nihâyetsiz bir konu bu. Bunun, ilk baştaki yaklaşımın aslında esâsî olan bâzı boyutları göz önüne almamasından dolayı mümkün olduğunu düşünüyorum. Sibernetik projesi, 1940’lı yılların sonunda ve 1950’li yılların başında şöyle diyordu : “Faşizm, kitle iletişim araçlarından; benzer bir bakış açısını çoğunluğa benimsetecek şekilde, ‘tekten çokluğa doğru’ modeliyle yayılmıştır. Dolayısıyla herkesin bilgi gönderebildiği ve alabildiği bir dünya tahayyül edeceğiz; bu da bir eşitlik ve yataylık biçimi yaratacak.”

Ama o proje, dünyanın sâdece bireylerden oluşmadığını, aynı zamanda şirketlerin, devletlerin, örgütlerin, kurumların da bulunduğunu göz önüne almadı. Sâde bilgi alışverişinin politikanın yerini alabileceğini düşünmek sâdece safdillik değildir, bir başka tehlikeli politika tipine de kapı aralamaktadır.

Durmaksızın bilgi alışverişinde bulunulan bir dünyada, sürekli olarak dikkat çekmek ve mahrem yaşantımızı dışarıya aksettirmek durumunda kalırız; buradaki risk ise, parçalara ayrılarak, maddî ya da mânevî farklılıklarımızın müzâkere edileceği müşterek kurumlara artık güvenememektir. Bu kaos otoriter yöneticiler için elverişlidir, zîra nirengi noktaları kırlganlaşmıştır.

Hukukun ya da kurumların değil de sâdece bilgi alışverişinin etrâfında örgütlenmiş bir dünya fantazması, herkesin birbiriyle savaş hâlinde olduğu bir dünyaya götürüyor. Ve böyle bir dünyada, Hannah Arendt’in de göstermiş olduğu gibi, otoritarizm verimli bir toprak bulur.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.