Soğuk Savaş, iki farklı ideolojinin yalnızca politik ve askeri alanda değil, hayatın her alanında rekabet ettiği ilginç bir dönemdi. Örneğin 1959’da Rusya’da açılan bir fuarda Amerikalılar bir Amerikan mutfağı örneği sergilemiş, daha da ilginci, bu mutfağın içinde Sovyet lideri Kruşçev ile ABD Başkan Yardımcısı Nixon ideal ekonomik ve sosyal koşulların ne olduğunu tartışmışlardı. Bu olay tarihe “mutfak münazarası” olarak geçti.

Doğal olarak rekabetin en önemli kısmı ideolojik alanda yaşanmıştır. Her iki taraf da karşı tarafın ideolojisinin yanlış olduğunu göstermek için elinden geleni yapmıştır. Bu bağlamda en ilginç stratejilerden biri, “düşmanlarımız aslında bizim düşüncelerimizi doğruluyor” biçiminde yapılan propagandalardı. Bu tür propaganda özellikle ortalama insanlar üzerinde oldukça etkili oluyordu.
Bayan Ostrander’in tuhaf hikâyesi
Bu propagandanın en bilinen örneklerinden biri, 1970 yılında yayımlanan Psychic Discoveries Behind the Iron Curtainadlı kitap. Kitabın Türkçeye çevirisi normal şartlarda “Demir Perde Arkasındaki Psişik Buluşlar” olarak düşünülebilir. Kitabın iki yazarı bulunmakla birlikte, burada önemli olan birinci yazar Sheila Ostrander.

1939 doğumlu Ostrander, Manitoba Üniversitesi’nde Fransızca eğitimi aldıktan sonra daha çok müzik okullarında çalışmış bir isim. İkinci yazar Lynn Schroeder ise Skidmore Koleji’nden dil ve psikoloji eğitimi almış. Hikaye, iki yazarın 1960’larda ziyaret ettikleri Sovyet Bloku ülkelerindeki gözlemleriyle başlıyor. İlk olarak Bulgaristan’da Bütün Sovyet Parapsikoloji Konferansı’na katılıyorlar.
Ostrander’i biraz yakından tanımak gerek. Kadın yazar hayatı boyunca mistik ve olağan dışı yöntemlere ilgi duymuş birisi. Örneğin en son yayımlanan kitabı 1991’de, süper öğrenme üzerine: Supermemory: A Revolution (Süper Hafıza: Bir Devrim). Kitap, hafızanın arkasındaki bilimi çözmeyi amaçlıyor. Bundan önceki kitabı ise daha ilginç; 1972’de yayımlanan Astrolojik Doğum Kontrolü. Kitap, Çek psikiyatr Eugen Jonas’tan esinlenerek kadının yumurtlama takvimini astrolojik hesaplarla denkleştirmeye yönelik yöntemler sunuyor. Önemli bir iddiası, cinsel ilişkinin zamanını hesaplayarak doğacak bebeğin cinsiyetinin bile belirlenebileceği.
Ancak Ostrander asıl çıkışını 1971’de yaptı. Daha önce bahsettiğim Psychic Discoveries Behind the Iron Curtain kitabı büyük ilgi uyandırdı. Kitabın kurnaz bir mantığı var: Sovyet blokunda metafizik, madde ötesi varlıklar, uzaylılar, telekinezi ve ruhsal varlıklarla temas gibi konuların bilim insanları tarafından çalışıldığı ve kabul edildiği tezi işleniyor. Halk diline çevirecek olursak kitap bize şunu söylüyor: “Komünistler bile madde ötesini kabul ediyor.”
Kitabın analizi şöyle: Her bölümde Sovyet dünyasında yaşanan metafizik ya da olağanüstü olaylar ele alınıyor. Örneğin sekizinci bölümde UFO ile karşılaşan Rus pilotların hikayesi anlatılıyor. Dokuzuncu bölümde insanlar telepatik olarak uzak yerlerdekilerle iletişim kuruyor. On ikinci bölüm ise yapay reenkarnasyon üzerine gözlemler içeriyor; burada Ruslar insanlara başka insanların ruhunu aşılıyor. Diğer bölümler de benzer konuları işliyor. Kısaca kitap, maddi dünyanın ötesinde bir dünya olduğunu, bu dünya ile bilimsel yöntemlerle temas kurulabildiğini ve bunun sonucunda çeşitli tekniklerin geliştiğini gösteriyor: ruhsal seyahat, uzaktan haberleşme, bedenlerin ikinci manevi doğasının manipülasyonu… Kitap bir nevi olağanüstülükler dünyasına ışık tutuyor.
Bayan Ostrander’in muzip bir yanı da var. Örneğin on dördüncü bölümde Northwestern Üniversitesi Astronomi Bölümü’nde çalışan Dr. J. Allen Hynek’in “ya bir sabah Sovyetler UFO meselesini çözdüğüne uyanırsak” dediği aktarılıyor. İşin muzip tarafı ise bu görüşlerin kaynağı Hynek’in Playboy dergisine verdiği mülakat. Bilim yapmanın azizliği diyerek, ben de 1967 Aralık sayısındaki 143-146. sayfalar arasında bu yazıyı arşivden inceledim.
Önce şunu söyleyelim: Bilim insanları, modacılar veya ekonomistler neden Playboy’da yazar? Bu, derginin erotik kavramsallaştırmasının bir yöntemi. Sayfaları kaplayan çıplak kadın resimleri arasında önemli konular magazinleştirilerek sunuluyor. Bu konuların önde gelenlerinden biri de bilim kurgu. Dergide Ray Bradbury gibi ünlü bilim kurgu yazarlarıyla da mülakatlar yapılmış. Hikayemize dönecek olursak, Hynek aslında Bayan Ostrander’in söylediklerinin zıddına şeyler de söylüyor. Bu tartışmayı uzatmayacağım; şunu belirtmek yeterli: Ayın kapak kızı Lynn Winchell’in çıplak resimleri arasında sıkışmış dört sayfalık bir yazıdan, Rusya’da UFO konusunu halletmek ciddi bir hayal gücü gerektiriyormuş.
Kitap Türkiye’de
Bayan Ostrander’in birinci yazarlığını yaptığı kitap, Türkçeye Rusya’da Tanrı’ya Dönüş olarak çevrildi. Kitabın orijinal ismi, Türkiye’deki muhafazakar ve milliyetçi okuyuculara uygun hâle getirilmiş ve ayrıca “Asrın Kitabı” üst başlığı eklenmiş. Kitabın Soğuk Savaş dönemindeki Türkiye’deki anlamını kavramak için çok zeki olmaya gerek yok: Mesaj, “Bakın, komünistler bile Tanrı’ya dönüyor ve metafizik kavramlara inanıyor” şeklinde.

Kitabı çeviren Altın Yayınları, çevirmenin kim olduğunu belirtmemiş. Yayınevinin düştüğü nota göre bu bir tam çeviri bile değil: “Rusya’da Tanrı’ya Dönüş Altın Yayın yazar kadrosu tarafından Psychic Discoveries Behind the Iron Curtain esas alınarak derlenmiş ve telif edilerek yazılmıştır.”
Nitekim, kitabın içeriği de önemli ölçüde değiştirilmiş. Örneğin, daha önce bahsettiğim bölümdeki Playboy atfı çıkarılmış. Rusların yapay reenkarnasyon yaptığına dair on ikinci bölüm – muhtemelen reenkarnasyonun İslam ile uyuşmadığı gerekçesiyle – “Rusya’nın Şeytanları” üst başlığı ile verilmiş. Yine orijinalde olmayan bolca cinler gibi kavramlar da Türkçe versiyona eklenmiş. Tabiri caizse, kitap aslında Türkçeye çevrilmemiş; Türkiye’ye uygun hâle getirilmiş. Bu kitabın kimin tarafından çevrildiği ve neden çevrildiği gibi önemli soruları Soğuk Savaş tarihçilerine bırakıp hikayemize devam edelim.
Kabaca bir tür “şarlatanlık” olan Rusya’da Tanrı’ya Dönüş kitabı, ilginç bir şekilde o zamanlar yeni parlamakta olan bir vaiz tarafından konferans ve cami kürsülerine taşınır. Kitabın içindeki pek çok örnek ve iddia, Fethullah Gülen’in konferanslarında ve vaazlarında yerini bulur. Gülen’in Asrın Getirdiği Tereddütler serisinin ilgili bölümleri ve Varlığın Metafizik Boyutu adlı kitabında, Bayan Ostrander’in kitabı adeta ana kaynak gibidir.
Gülen sık sık kitabın ismine de atıf yapar:
“Rusya’da Tanrı’ya Dönüş isimli kitapta da, bu kabîl hâdiseler ve rüyalar anlatılır. Anne Ostrovsky adlı bir yazarın annesi, Almanların Rusya’ya girmesinden beş sene evvel rüyasında savaşın çıktığını çoğu sahneleriyle görmüş ve bunlar o günkü gazetelerde neşredilmişti.”
Varlığın Metafizik Boyutu kitabında Gülen, yine Bayan Ostrander’e dayanarak kirliyan fotoğrafçılığını ele alır. Aynı kitapta, bilim adamlarının huzurunda medyum Nelya Mihailova’nın masayı nasıl hareket ettirdiğini anlatırken Rusya’da Tanrı’ya Dönüş kitabını kaynak olarak kullanmaktadır. Gülen’in “romantizm insanlara cinler vasıtasıyla geçmiştir” düşüncesinin de köklerinde bu kaynakların olduğunu düşünüyorum (Bkz. Fizik Ötesi Hayat Cinler. Vaaz-3).
Peki bu kitap Gülen’in eline nasıl geçti? Varlığın Metafizik Boyutu kitabına yazdığı önsözde Abdullah Aymaz’ın – kendisi Gülen hareketinin irrasyonel bir yöne savrulmasında önemli bir aktörlerden biridir – şu yazdıkları dikkat çekicidir:
“Bu ve benzeri sorulara cevap verebilmek için o zaman elimde maalesef Varlığın Metafizik Boyutu diye bir kitap yoktu. Onun için sağdan soldan topladığım malumatlarla cevap vermeye çalışıyordum. Bir ara elime Rusya’da Tanrı’ya Dönüş isimli bir kitap geçti. Onunla bazı sorulara güzel cevap verme imkânım olmuştu. Bir seferinde materyalist öğrencilerden birisi: ‘Nasıl olur hocam! Materyalizmi hazmetmiş Rusya gibi bir ülkede bu kitabın anlattığı şekilde bir durumun olması, gerileme demektir…’ demişti. Ben de ‘Belki sizin gerileme dediğiniz, gerçekte bir ilerlemedir.’ diye cevap vermiştim.”
Kitaba bu girişi yazan Aymaz, 2015 sonrası AKP ile başlayan gerilimde “2016 süper olacak”, “göğsüne vurulan seçilmiş adam filan zaman çıkacak”, “bu olup bitenler önceden biliniyordu” biçiminde bir tür yeni şarlatanlık olarak görülecek yazılarla, cemaat içinde sorunlara reel siyasetin üretilmesini engelleyen baş aktörlerden biri olmuştur. Ancak Aymaz’ın notunun ötesinde, bu kitabın Türkiye’de hangi bağlamda çevrildiği ve dönemin Soğuk Savaş koşulları ile ilişkisi – özellikle 1971 Muhtırası sonrası – hâlen izaha muhtaçtır.
“Köylü Metafiziği”
Şüphesiz metafizik saygın bir felsefe alanıdır. Aristo’nun Metafizik’inden bu yana insan düşüncesinin önemli bir bölümü metafizikle ilgilenmiştir. Aristo’dan başlayarak ve bu düşüncenin İslam medeniyetinde İbn Sina gibi önemli temsilcilerine bakarsak, metafizik denilince yüksek, gelişmiş ve sağlam rasyonel ve mantıksal önermelere dayalı bir düşünce alanını görüyoruz.
Tarık Çelenk’ten ödünç alırsak, “köylü metafiziği” ise cinler, periler, uçan evliyalar gibi öğeleri kapsayan; kısa yoldan bir nevi “köşeyi dönme” ve dünyayı alt etme planı gibi görünen bir yaklaşımı ifade eder. Burada İslam kültürünün dramı, İbn Sina düzeyindeki metafizik düşünceden, masaların hareket ettiği, cinlerin sobayı yaktığı bir “köylü metafiziğine” inişle ortaya çıkar. Bu iniş kendi başına bir inanış olarak sorun olmayabilir; ancak Gülen cemaati örneğinde olduğu gibi, politik gücü etkileyen bir yapıya dönüştüğünde ciddi facialara yol açabilir.

Bu açıdan, Gülen hareketinin hâlen Rusya’da Tanrı’ya Dönüş kitabına yaptığı atıfları hem internet sayfalarında hem de yeni bastığı kitaplarda sürdürmesi, sorunun ne kadar karmaşık olduğunu gösteriyor. Ancak bu sorun yalnızca bu cemaatle sınırlı değil: “köylü metafiziği”, çeşitli cemaatler ve tarikatlar aracılığıyla neredeyse tüm İslam dünyasını etkilemiş durumda. Bu etki nedeniyle İslam, bir türlü rasyonel ve etik bir düşünce biçimine dönüştürülemiyor; aksine bir tür sihir, büyü ve gizli bir sır olarak topluma sunuluyor. Müslümanlar sürekli bu gizli kalmış sırları keşfetmeye çalışıyor. Dahası, bu büyülü ve sır dolu İslam anlayışı, meşruiyet ve şeffaflık gibi siyasi kavramların gelişmesine de engel oluyor.













