Mazlum Vesek yazdı: Kesilen bir ağaçtan daha fazlası

Ankara Film Festivali 13 Kasım’da 36. defa kentle ve sinemaseverle buluştu. 21 Kasım’a kadar devam edecek festivalin Ulusal Uzun Film Yarışması ise bugün (17 Kasım) başlangıcı yaptı. Sekiz filmin yarışacağı Ulusal Uzun Film Yarışması Tunç Davut’un yönettiği ve senaryosunu Sinem Altındağ ile birlikte yazdığı “Kesilmiş Bir Ağaç Gibi” filmiyle başladı.

Ankara Film Festivali
Mazlum Vesek yazdı: Kesilen bir ağaçtan daha fazlası.

Film, Tarsus’ta yaşayan 70 yaşındaki emekli mühendis Refik’le (Ali İpin) çocukları İhsan (Feyyaz Duman) ve Nalan’la (Selen Kurtaran) olan ilişkilerini anlatır. İhsan, daha önce iş batırmış bir ailenin ferdi olarak yeni bir atılım yapmak ister. Hayvan besiciliği yapıp tüm aileye para kazandırmak hesabındadır. Bunun için babasından ve kardeşi Nalan’dan destek ister. Refik de Nalan da onun geçmişteki başarısızlıklarını bir kenara yazdıkları için güvensizlik içindedirler.

Nalan ise kardeşinin davranışlarından rahatsızdır. Almanya’ya taşınma planı olduğu için İhsan’ın önüne ortaklık sözleşmesi gibi şartlar sürer.

Baba Refik’in yaşlılığı ve hayata tutunma biçimine bakmak gerek. İki çocuğu olan Suriyeli bir bakıcı tutmuştur. Onlara gösterdiği ilgi anne ve çocuklarının Avrupa’ya kaçmasını sağlamak için para vermeye kadar varır. Ancak, bakıcı Nesrin çocuklarını bırakıp ortalıktan kaybolur. Babasından kendisi için destek isteyen İhsan, bu duruma içerler. Filmin devamında Nesrin’in akıbetini öğrenme üzerinden kentteki Suriyelilerin durumu, çocukların geleceğine belirsizlik ve dram kendini gösterir.

Hikayenin rol dağılımı açısından dikkat çeken bir yönü var. Refik, İhsan ve Nalan filmin üç ana karakteri olarak öne çıkar. Ancak, hiçbirinin hikayesi ve yoğunluğu diğerinin önüne geçmez. Elbette aydın bir baba olan Refik’in temkinli duruşu, sessizliği ama konuştuğunda etkili olan tutumu bir aile babası davranışına uygun. Filmde, bu durum görece kendini hissettiriyor. Ancak, her üç oyuncunun da neredeyse eşit bir vakit ve diyalogla izleyiciye sunulduğunun altını çizelim. Yönetmen ve senaristin burada tek tek fertleri değil, her biri başkalaşmış olan (özellikle İhsan ve Nalan) orta sınıf bir aileyi asıl karakter olarak ele aldığını söylememiz yerinde olur.

Filmin güçlü toplumsal yönünün klişelere boğulmadan oluşturulduğunu görüyoruz. Yaklaşık on beş yıldır Türkiye’nin her kentini ve ülkenin ekonomik, siyasi, kültürel yapısını derinden etkileyen Suriye iç savaşı ardından yaşanan göçün mağdurlarının hayatımızda nasıl yer ettiğini olağan akış içinde görüyoruz. Yönetmenin Suriyeli emekçilerin durumunu anlatmak adına seçtiği kentin Tarsus (Mersin) olması da isabetli. Mersin nüfusunun nerdeyse yüzde 10’unun Suriyelilerden oluştuğunu düşünecek olursak, kentteki görünürlük ve etkilenmenin ne kadar derinden hissedildiğini tahmin edebiliriz.

Filmde orta sınıf bir ailenin aslında savaş ve ardından da yoksulluk mağduru göçmenlerle karşılaşmasının da hikayesini izliyoruz. Aynı aile fertlerinin tutumunun perde perde değişiklik göstermesini de durumun sınıfsal yönüne bir başka gönderme olarak görebiliriz. Ancak, film yaratıcılarının coğrafya ile değil sınıfla konuştuğunu da teslim edelim. Öyle ki, Tarsuslu ailenin geri diyebileceğimiz ferdi İhsan da Suriyeli emekçiler de kendi sınıfına uygun olan gerçeği yaşıyor ve düşmanlaştıran bir atmosferden uzak bir anlatıyı izliyoruz.

Filmin geri planında yer alan müzikler, özellikle “Muhteşem Yüzyıl” dizisine yapılan vurgu hem politik hem sosyolojik olan önemli atıflar içeriyor.

Ankara Film Festivali’nden izlenimler ve değerlendirmeler yapmaya devam edeceğiz.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.