Mazlum Vesek yazdı – Müzikli Türkiye ansiklopedisi: Kardeş Türküler ile 30 yıl

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu Müzik Birimi, bilinen adıyla Kardeş Türküler, şüphesiz Türkiye’nin başına gelmiş en güzel sanat olaylarından biri. Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nde 32 yıl önce bir araya gelen grup üyeleri 1995’te ilk BGST’yi kurup konserler yoluyla dinleyiciyle ulaşırlar. 1997’de Kalan Müzik’ten ilk albümleri “Kardeş Türküler”i çıkarırlar. O gün bugündür hayatımızda bu isimle var olmaya devam ediyorlar.

Çayan Demirel ve Ayşe Çetinbaş’ın yönettiği “Kardeş Türküler ile 30 Yıl” işte bu yolculuğun anlatıldığı bir belgesel. Altın Koza Film Festivali’nin yoğunluğu içinde izlemeye fırsat bulamadığım belgeseli Ankara Film Festivali’nde izleme şansım oldu. İzleyince “Aynalar” belgesel serisinden öğrendiğim İngiliz film eleştirmeni Raymond Durgnat’ın sözü geldi aklıma: “Bir ulusun toplumsal tarihi starlarıyla yazılabilir”.

Kardeş Türküler elbette bir star olarak ele alınamaz ama mensubu olan bireyleri kapsayan ve aşan bir tarihsel zenginliğe sahip olduğu için grubun varlığını hissettirdiği dönem, ülkemizin de son 30 yıllık serüvenini kapsıyor. Yönetmenler Demirel ve Çetinbaş bu durumu tespit ve teslim etmek istercesine kurguda böyle bir yol izlemiş görünüyor. Aslında bırakalım koca bir ülkenin yaşadıklarını, grubun kurulduğu Boğaziçi Üniversitesi’nin dönüşümü dahi Türkiye adına bize çok şey anlatıyor. Belgeselin başında ve sonunda anlatılanlar “Nereden nereye?” tercümesi olabilecek cümlelerle dolu.

Grubun kurulduğu 1990’lar aslında Türkiye’de toplumsal hareketlilikle birlikte protest-devrimci müziğin de canlı olduğu bir dönem. Aynı zamanda Türkiye’nin bir bölgesi için ağır çatışmaların, faili meçhul cinayetlerin, köy boşaltmalarının yaşandığı bir dönem. O nedenle öncelikle Türkçe ve Kürtçeyi ama bu iki dille birlikte Ermenice ve Azericeyi yan yana getirecek konserler düzenlerler. Dört dille başlayan bu çalışma ardından Süryanice, Arapça, Gürcüce, Lazca, Romanca (Çingene halk şarkıları), Rumca başta olmak üzere sayısız dille renklenmeye devam eder. Bunun yanı sıra Alevi, Sünni, Yörük müzikleri de albümlerinde yer alır.

Belgesel bize Kardeş Türküler’in tarihiyle iç içe geçmiş bir tarih dizini sunuyor adeta. Onların derlediği türküler, konserler ve katıldıkları kampanyalar bu olayları da bir daha hatırlamamıza neden oluyor. Belgeselde adı geçenlere şöyle bir baktığımızda da grubun aslında Türkiye’nin adeta bir demokratik çatısı olduğu hissediliyor. Mehmet Ali Birand, İsmail Cem, Hrant Dink, Sırrı Süreyya Önder, Sezen Aksu, Esmeray, Ara Dinkjian, Onnik Dinkjian, Arto Tunç, Hasan Saltık…

Kardeş Türküler, ilk albümünden itibaren bir okul, hatta bir akademi gibi çalışmış. Hiçbir albümü, eseri ya da konseri tesadüfen oluşmamış. Bir şarkının peşinden sayısız kent ya da ülke gezmiş, bir halk oyununu derlemek, ardından yeniden yorumlamak için bölge bölge düğünleri izlemişler.

Anadolu’da yaşayan kadim halkların türküleri yaşadıkları yörelerle bağ kurularak işlenir, ancak bir sorun vardır: Türkiye toplumu çeşitli nedenlerle hareketlidir ve kırsaldan kentlere yaşanan göç doğal sınırına ulaşmıştır. Artık kentlerde yaşayan bu topluluklara kendi dillerinden ve gerçekliklerine dair de bir şey söylemek gerekir. İşte “Çocuk (H)Aklı” albümü bu çabanın ürünüdür. Arto Tunçboyacıyan’ın desteğiyle yapılan albüm, kentlerde yaşayan farklı kültürlerden emekçi çocukların hikayelerinden oluşuyor.

Bir grup düşünün ki albümlerindeki parçalar için işçi atölyelerine kadar girip araştırma yapıyor. Bir okul gibi çocuklardan koro oluşturuyor. Sokağa ve hayata karışan tutumunda ısrar ediyor.

Kardeş Türküler, belgeselde toplumsal mücadele alanlarına dair yaptıkları çalışmaları her daim sürdürmesiyle dikkat çekiyor. Kadın mücadelesi, çevre direnişleri, çocuk gelinler, ırkçılık karşıtı mücadele albümlerinde ve konserlerinde gündemdedir. Bu nedenle sadece bir müzik grubunu değil Türkiye’de bu alanlardaki toplumsal hareketlilikleri de bir daha hatırlıyoruz. Gezi Parkı eylemleri, Hrant Dink cinayeti, Suruç ve Ankara katliamları, işçi ölümleri, Boğaziçi Üniversitesi protestoları belgeselde gördüğümüz olaylardan sadece birkaçı.

Belgeselin bize düşündürdüğü en önemli noktalardan biri de Kardeş Türküler’in uzun ömürlü olmasının sırrının ne olduğu. 1990’larda protest gruplar kadar epeyce fazlaydı ve takip ediliyorlardı. Ancak çoğu varlığını sürdürmüyor ya da toplumsal kapsayıcılıkları epey sınırlı kalıyordu. Kardeş Türküler ilk albümünden bugüne kadar gündemde oldu ve her üretimiyle tartışıldı, konuşuldu. 15’inci yılında hakkında bir kitap çıktı. O 15 yılın üzerine bir 15 daha eklendi ve hâlâ konuşuluyor. Bunun cevabı aslında belgeselin toplamında gizli. Kardeş Türküler, Anadolu’da ve komşu coğrafyalarda yaşayan bütün halkları kimlikleri ve kimliklerinin sesi olan dilleriyle bir kez daha var etti. Bu varoluşun sınıfsal yönünü de ıskalamadı. Konser kapaklarından seçtikleri şarkılara, tüm eylemleriyle daima barıştan yana bir tavırla toplum karşısına çıktı. O nedenle hâlâ ayaktalar ve ilk günkü heyecanla araştırmalar yapmaya devam ediyorlar.

Kardeş Türküler, Türkiye’nin çalkantılı ve sessiz zamanları fark etmeksizin kendini var eden bir grup. Belgeselde her ne kadar sözü edilmese de pandemi sürecinin etkisini sürdürdüğü dönemde sokağa çıkarak çektiği “Gülmemiz Gerek” klibini bu anlamda çok değerli buluyorum. Kardeş Türküler, sahneye çıktığı 30 yıl öncesinden bugüne yaşadığımız her türlü zorluğa ve acıya rağmen “Katıla katıla gülmemiz gerek” demeye de devam ediyor.

Demirel ve Çetinbaş’ın belgeselinin bir müzik grubu üzerinden 30 yıllık ülke tarihimizin müzikli bir ansiklopedisi olduğunu söylemek yerinde olacaktır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.