Ruşen Çakır, “Ve Selahattin Demirtaş noktayı koydu” başlıklı yayında, Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın iki ayrı açıklamasını değerlendirdi.
Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etti ve görüşmelerinden hareketle izlenimlerini aktardı.
Demirtaş, bu görülmenin ardından hakkında yayılan iddialara yazılı bir açıklamayla yanıt verdi. Demirtaş, bazı açıklamaların kendi ağzından çıkmış gibi servis edilmesini sert bir dille eleştirdi, Benim doğrudan paylaşmadığım hiçbir açıklama yorum, düşünce beni bağlamaz. “Çarpıtma, uydurma, yanıltma amacıyla yapılan ve bana mal edilen düşünceleri de şaşkınlıkla ve üzüntüyle karşılıyorum” dedi.
Demirtaş, bundan sonra kendi arkadaşları dışında siyasetçiler ve avukatlarla görüşmeyeceğini belirterek, “Çünkü bu çarpıtma ve suistimalleri önlemenin başka yolu kalmadı. Hepinize içten selam, sevgilerimle…” dedi.
Daha sonra Demirtaş’ın bugün kaleme aldığı “Adak Barış süreci olmalı” başlıklı yazılı yazısı Qad Barış Meydanı adlı Demirtaş tarafından kurulan internet sitesinde yayınlandı.
“Öcalan ile aramızda rekabetin sözü bile edilemez”
Demirtaş bu süreci desteklediğini ifade etti, Öcalan ile arasında ayrılığın ya da çatışmanın sözü bile edilemeyeceğini vurguladı, “Sayın Öcalan’ın inisiyatif aldığı, Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Bahçeli’nin de büyük cesaretle sahiplendikleri, Sayın Özel başta olmak üzere muhalefetin de güçlü bir şekilde desteklediği barış girişimlerinin içindeyim, yanındayım, arkasındayım. Bu konuda Sayın Öcalan ile aramızda bir rekabetin, ayrılığın ya da çatışmanın sözü bile edilemez” diye yazdı.
Ruşen Çakır da “Ve Selahattin Demirtaş noktayı koydu” başlıklı yayınında Demirtaş’ın her iki açıklamasını ele aldı.
Çakır, Demirtaş’ın bu açıklamayla, özellikle CHP içinden gelen “İmralı’ya heyet giderse Özgür Özel Edirne’ye gidecek” gibi söylentilerin önünü kesmeyi amaçladığını söyledi.
“Demirtaş’ın Öcalan’a karşı çıkması eşyanın tabiatına aykırı”
Ruşen Çakır, muhalif çevrelerde Öcalan karşıtlığı ile Demirtaş sempatisinin yoğun olduğunu belirtti:
“Özellikle de Öcalan’la arasında sorun olup olmadığı meselesini çok önemsiyorum. Çünkü CHP’ye yakın çevrelerde, muhalefetin içerisinde çok yoğun bir Öcalan karşıtlığı ama ya da Öcalan antipatisi, Selahattin Demirtaş sempatisi var. Bu olabilir. Ama Öcalan’ın karşısına Selahattin Demirtaş’ı çıkarma umudu, beklentisi, gayreti var. Ve Selahattin Demirtaş da sanki bunu istiyormuş gibi, sanki bunun hazırlığını yapıyormuş gibi gösterilmek isteniyor. 2019 seçiminde İstanbul’da seçimin tekrarlanması kararının ardından Selahattin Demirtaş’ın Ekrem İmamoğlu açık çağrısı örnek gösteriliyor. Abdullah Öcalan önce avukatları aracılığıyla ardından bir akademisyen aracılığıyla HDP’yi tarafsız kalmaya çağırmıştı ama böyle olmadı. Bu olayda bir şekilde Demirtaş’ın Öcalan’a baskın geldiği şekline yorumlanmıştı.”
Ruşen Çakır, Selahattin Demirtaş’ın Öcalan’a meydan okuma gibi bir derdinin olmadığını, bunu istemeyeceğini söyledi, “Kürt hareketi geleneğinin başında ve sonunda Abdullah Öcalan var. Demirtaş gibi bu harekette bu kadar özdeşleşmiş birisinin Abdullah Öcalan’a karşı çıkması eşyanın tabiatına aykırıydı zaten” dedi.
Hayrettin Eren’e ithaf
Ruşen Çakır bugünkü yayını 12 Eylül 1980 darbesinde gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’e ithaf etti.
Çakır yayında, anne Elmas Eren başta olmak üzere tüm ailenin 45 yıldır Hayrettin Eren’i aradığını anlattı.
Ruşen Çakır, 5 Şubat 2011’de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Dolmabahçe’de Cumartesi Anneleri’ni kabul ettiğini, Elmas Eren’in de o buluşmada olduğunu ve Erdoğan’ın konuşmasından çok etkilendiğini söyledi.
Elmas Eren’in 2019’da hayatını kaybettiğini hatırlatan Çakır, Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinin devam ettiğini, kayıpların akıbetini sormak için her cumartesi bir araya geldiklerini vurguladı.
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Bugün konuşulacak çok şey var, benim açımdan en azından. Öncelikle komisyondan bir heyetin İmralı’ya gitmesi kesinleşti gibi. AK Parti sonuçta olumlu yaklaştığını söyledi. CHP’nin tavrının ne olacağı henüz belli değil. Ancak onlar karşı çıksa bile komisyonda gerekli çoğunluk çıkacak gibi gözüküyor. Bunları bugün göreceğiz. Çok önemli, tarihi bir olay. Dün Mümtaz’er Türköne’yle bunu uzun uzun tartıştık ve bugün de Kemal Can’la ‘‘Haftaya Bakış’’ta da en öne çıkan konumuz bu olacak. Bir diğer konu, Mazlum Abdi’nin, yani Suriye Demokratik Güçleri’nin Komutanı Mazlum Abdi’nin Irak’ın Duhok kentinde gördüğü ilgiden hareketle bir Mazlum Abdi realitesi ve Türkiye’nin artık bu realiteyle yüzleşmesi gerektiği hususu var. Bunu da erteliyorum. Ne zaman yapacağım bilmiyorum, belki hafta sonu yaparım ama çok önemli bir konu.
Ama ben bugün Selahattin Demirtaş’ı konuşmak istiyorum. Son dönemde çok konuştum, biliyorum. Onun için de bugün özellikle bunu konuşmak istiyorum. Çünkü Selahattin Demirtaş dün iki ayrı çıkışla gündeme geldi. Sosyal medya üzerinden tabii ki bunları yapıyor biliyorsunuz. Önce kendisi hakkında edilen bazı sözlerin spekülasyon olduğunu söyledi. İsim vermedi ama eski Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın kendisini ziyaretten sonra söylediği bazı şeylerden, özellikle Erdoğan’la ilgili söylediğini aktardığı bazı şeylerden rahatsız olmuş belli ki. Bununla ilgili bir açıklama yaptı ve dedi ki: “Bundan böyle arkadaşlarım dışında kimseyle, siyasetçilerle ve avukatlarla görüşmeyeceğim.” Yani “Bunları engellemenin yegâne yolu budur,” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi’nden ona yapılması söz konusu olan spekülasyonlar var, biliyorsunuz. Mesela dendi ki: “Eğer heyet İmralı’ya giderse o gün Özgür Özel Edirne’ye gidecek, Selahattin Demirtaş’ı ziyaret edecek.” dendi. CHP bunu yalanladı ama bayağı popüler oldu bu söylenti. Buna benzer şeylerin önünü kesmek için bu açıklamayı yaptı. Ama daha sonra bir yazı kaleme aldığını gördük ve Selahattin Demirtaş bu yazısında çözüm süreciyle ilgili, heyetin İmralı’ya gitmesiyle ilgili ama esas olarak kendisiyle ilgili birtakım spekülasyonlara değinerek bunlarda bence son noktayı koydu. Özellikle de Öcalan’la ilişkisi meselesi, Öcalan’la arasında sorun olup olmadığı meselesi.
Bunu neden çok önemsiyorum? Çünkü takip ettiyseniz biliyorsunuz, ben bir süredir bu konuyu özellikle vurgulamaya çalışıyorum. CHP’ye yakın çevrelerde, muhalefetin içerisinde çok yoğun bir Öcalan karşıtlığı ya da Öcalan antipatisi ama Selahattin Demirtaş sempatisi var. Bu olabilir, tamam. Ama Öcalan’ın karşısına Selahattin Demirtaş’ı çıkarma umudu, beklentisi, gayreti var. Ve Selahattin Demirtaş da sanki bunu istiyormuş gibi, sanki bunun hazırlığını yapıyormuş gibi gösterilmek isteniyor. Biraz temenni, biraz da yanlış analiz diyelim. Ve bu konuda da özellikle 2019 seçiminde İstanbul’da seçimin tekrarlanması kararının ardından Selahattin Demirtaş’ın Ekrem İmamoğlu’na açık çağrısı örnek gösteriliyor. Buna karşılık biliyorsunuz ki Abdullah Öcalan önce avukatları aracılığıyla ardından bir akademisyen aracılığıyla HDP’yi, o tarihte HDP’ydi, tarafsız kalmaya çağırmıştı. Ama böyle olmadı ve bu olay da bir şekilde Demirtaş’ın Öcalan’a baskın geldiği şeklinde yorumlanmıştı. Ama ben yaptığım bir araştırma sonucunda bunun böyle olmadığını saptadım ve bunu da yazdım. Ne kadar okundu, ilgi gördü ve kabullenildi bilmiyorum ama oradaki zaman akışına baktığımız zaman Demirtaş’ın Öcalan’ın açıklamasının öncesinde o çağrıyı yaptığı, Öcalan’ın açıklamasından haberdar olunca da bir anlamda tereddütlü kaldığını ben saptadım şahsen.
Benim bildiğim, Selahattin Demirtaş’ın Öcalan’a meydan okuma gibi bir derdi yoktu. Bunu yapmayacağını, yapamayacağını, hem istese de yapamayacağını ama en önemlisi istemediğini düşünüyorum. Çünkü Kürt hareketi bütün boyutlarıyla birlikte, yani yasal, yasa dışı, yarı yasal kurumlarıyla birlikte bir gelenek ve bu geleneğin başında ve sonunda Abdullah Öcalan var. Bu realiteyi kabul etmeyenlerin zamanla nasıl yok olduklarını gördük. Ayrılmaya çalışan, şu, bu, bunları gördük. Ama onun ötesinde Demirtaş gibi bu hareketle bu kadar özdeşleşmiş birisinin Abdullah Öcalan’a karşı çıkması, bu eşyanın tabiatına aykırıydı zaten. Kürt hareketini biraz bilenler bunun böyle olamayacağını tasavvur edebilmeliydi. Ama biraz bilgisizlikten, biraz da böyle bir beklenti nedeniyle bu konu çok zorlandı. Nereye kadar gitti? Selahattin Demirtaş’ın başka parti kuracağına kadar gitti işler.
Şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Demirtaş’ın içeri girdikten sonra HDP ve devamı partilerle ve onun bazı yöneticileriyle sorunlar yaşadığı aşikâr. Bunları çok fazla dillendirmek istemediklerini karşılıklı olarak biliyoruz. Ama bir sorun olduğu muhakkak. Ama bu sorun hiçbir zaman Abdullah Öcalan’la bir sorun şeklinde yaşanmadı. Zaten bunun önemli bir bölümünde Abdullah Öcalan tecrit hâlindeydi, dışarıyla ilişkisi yoktu. Ama insanlar, muhalefetteki bazı kişiler Demirtaş’a hep böyle bir misyon biçmek istediler. Sonra ne oldu? Demirtaş diyor ki çok açık: “Sayın Öcalan’la aramızda bir rekabetin, ayrılığın ya da çatışmanın sözü bile edilemez.” Çok açık ve net. Ve diyor ki: “Sayın Öcalan’ın rolü, misyonu ve tarihi sorumluluğu son derece önemlidir ve bunları ancak kendisi yerine getirebilir, ben dahil bir başkası değil.” Yani “Bu benim yapabileceğim bir şey değil zaten,” diyor. “Benim demokratik siyasetteki rolüm ve misyonum da barış çabalarını destekleyecek ve tamamlayacak niteliktedir.” Yani “Çabanın aktörü Öcalan, ben buna destek olabilirim,” diyor. Ve diyor ki: “Benim evim yuvam DEM Parti’dir. Başka parti kuracağıma, başka partiye geçeceğime yönelik her yorum sadece spekülasyondur.”
Bunlar çok açık ve net şeyler. Ama buna rağmen hâlâ, şimdi mesela ‘‘İmralı’ya gidilsin mi, gidilmesin mi?’’ tartışmasında ‘‘İmralı’ya gidilmesin ama Edirne’ye gidilsin’’ diyenler var. ‘‘Öcalan muhatap alınmasın, Demirtaş muhatap alınsın’’ diyenler var. Bunu dile getirenlerin niyetlerini okumaya gerek yok. Ama bunun karşılığı yok. Yani birileri kalkıp Demirtaş’a “Ya bu iş Öcalan’la olmaz, sen bu işi yaparsın,” dediğinde alacakları cevap işte bu demin okuduğum gibi “Öcalan bir şey yapar, ben de ona destek olurum,” cevabıdır ve bu anlamda noktadır. Bu arada şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Kürt hareketinin bazı kesimlerinde, DEM Parti içerisinde ya da onun yurt dışı ayaklarında falan, benim Demirtaş üzerine yaptığım yayınlar, yazdığım yazılardan bir rahatsızlık olduğunu biliyorum. Bana açık açık da söylediler. Onu da çok anlamsız buluyorum. Yani ben mesela tam tersi bir şey anlatmaya çalışıyorum. Genel eğilimin ya da beklentinin yanlış olduğunu, Demirtaş’la Öcalan arasında bir sorun olmadığını söylemeye çalışıyorum. Ama bunu söylerken Demirtaş’ın bu hareket içerisinde çok önemli bir figür olduğunu, Öcalan’ın Demirtaşsız kafasındaki şeyleri tam olarak gerçekleştiremeyeceğini söylüyorum. Galiba buradan rahatsız oluyorlar. Olabilirler. Öcalan’ın bu hareketteki baş aktör olması, Demirtaş’ın bu hareket içerisinde ve Türkiye için çok önemli bir isim olduğu gerçeğini asla ortadan kaldıramaz. Dolayısıyla Demirtaş’ın hakkında konuşulmasının Öcalan’ın itibarını zedeleyeceğini falan düşünenler varsa böyle şeylerle siyaset yapılamayacağını, Öcalan gerçeğini görmenin Demirtaş gerçeğini yok saymayı gerektirmediğini kabul etmeleri lazım.
Evet, burada noktayı koyayım ve bugünün ithafı. 45 yıl önce bugün, İstanbul’da Saraçhane’de, Haşim İşcan Geçidi’nde bir kişi, Hayrettin Eren, babasının arabasıyla bir buluşmaya gidiyor, bir örgüt buluşması ve polis tarafından yakalanıyor, gözaltına alınıyor ama sonra kendisinden hiçbir şekilde haber alınamıyor. Ailesi siyasi şubeye gidiyor. Bu olayın yaşandığı tarih 21 Kasım 1980. Aynı siyasi şubede ben 1981 Şubat ayında, 9 Şubat’ta girdim, biliyorum. Annesi Elmas teyze orada arabayı görüyor hatta. Ama buna rağmen böyle bir gözaltı olmadığı söyleniyor. Ve Hayrettin Eren, Hayri Hoca öyle derdik, tanıyorum, Hasköy’de yaşardı. Benden yaşça büyüktü ama aynı hareket içerisindeydik. Hem yaşça küçük olmam hem de Galatasaray Lisesi’nde okuyan bir ‘‘burjuva’’ olmam nedeniyle benimle hep dalga geçerdi. Çok değişik birisiydi, çok ilginç birisiydi. Az konuşurdu ama öz konuşurdu, öyle söyleyelim. 12 Eylül döneminin İstanbul’daki ilk kaybıdır Hayri Hoca. 45 yıl oldu ve o zamandan bu zamana ailesi onu arıyor. Elmas teyze 2019’da hayatını kaybetti. Şimdi çocukları Cemile, İkbal, Faruk ve onların çocukları Galatasaray Meydanı’nda onun hesabını sormaya çalışıyorlar ve mezar yerini bulmaya çalışıyorlar. Dile kolay, 45 yıl.
Faruk benim meslektaşım aynı zamanda, benden yaşça küçüktür ama çok yakın arkadaşım. Bütün ailesini yakından tanıyorum. Ve şunu da özellikle vurgulamak istiyorum: 5 Şubat 2011’de Dolmabahçe’deki ofisinde o dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Cumartesi Anneleri’ni kabul etmişti. Orada Elmas teyze de vardı. Çok etkilenmişti Erdoğan onun konuşmasından. Nereden biliyorum? Çünkü ben de oradaydım. O olayın gerçekleşmesinde o dönem Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’la benim bayağı bir katkımız olmuştu, o buluşmayı gerçekleştirdik. O buluşmada Erdoğan tek tek herkesi dinledi. Hayri Hoca olayını ayrıca sordu. Çünkü Hasköy, Kasımpaşa komşu yerler, neredeyse yaşıtlar. Evet, hemen hemen aynı yaştalar Hayri Hoca’yla. Sözler verildi ama o sözler büyük ölçüde yerine getirilmedi.
Mesela Hayri Hoca’nın mezarı hâlâ bulunmadı. O olayın sorumluları hâlâ saptanmadı, yargılanmadı. Başka birçok olay böyle yaşandı. Ama Cumartesi Anneleri, ki artık onlara Cumartesi İnsanları deniyor, dünya çapında insan hakları mücadelesinin öne çıkan bir yapısı hâline geldi. Bir süre yasaklandı biliyorsunuz, şimdi böyle kısmi bir izin veriliyor ve her cumartesi günü, aynı zamanda benim okulumun önü olduğu için de ayrıca biliyorum, orada toplanıyorlar. Hayri Hoca’nın ve diğer kayıpların akıbetini soruyorlar ve bunların sorumlularının cezalandırılmasını istiyorlar. Gerçekleşecek mi? Umarım gerçekleşir. Ama şunu biliyorum ki Elmas teyze, çocukları, torunları, belki torunlarının çocukları bu mücadeleyi sürdürecek. Hayri Hoca çok değişik birisiydi. Tabii biz o zaman solcu solcu böyle şeyleri bilmiyorduk ama sonra Faruk anlatıyor; gitar çalıyormuş mesela, rock müzik meraklısıymış. Bunu duyduğumda çok şaşırmıştım. Çünkü bizim karşımızda pos bıyıklı bir militan Hayri Hoca vardı. Kendisini rahmetle ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








