Tarık Çelenk yazdı: Devlet aklı ve Rojava

Geçenlerde Ahmet Altan bir programda “İttihatçı akıl Osmanlı’yı batırdı; hâlâ nasıl Türkiye’de devam eder anlamak mümkün değil” dedi. Her ayrıntısına katılmasam da Türkiye’nin bugününü anlamak için bu yorum küçük bir kapı aralıyor. Çünkü Türkiye’nin yaşadığı krizlerin çoğu ne sadece güncel iktidar tercihlerine ne de belli aktörlere indirgenebilir; daha derinde, yüzyılı aşan bir zihniyetin izleri yatıyor.

Osmanlı’nın son döneminde şekillenen İttihatçı devlet aklı, merkeziyetçiliği bir refleks değil, adeta bir ideolojiye dönüştürdü. Farklı kimlikleri yönetilebilir değil, yok veya gönüllü asimile edilmesi gereken unsurlar olarak gördü. Arap isyanlarından Balkan kopuşlarına, ayaklanmalardan etnik gerilimlere kadar pek çok başlıkta devlet toplumla bağ kuramadı; rıza üretemedi. Aceleci ve duygusal bir kadroydu İttihatçılar; deneyimleri daha çok travmalarla sabitlendi, tefekkür yerine eyleme yaslandılar. Bu nedenle devlet aklı derinleşemedi.

Tarık Çelenk yazdı: Devlet aklı ve Rojava
Tarık Çelenk yazdı: Devlet aklı ve Rojava

Atatürk, Cumhuriyet’i kurarken İttihatçı hataların maliyetini iyi görmüş bir liderdi. Meşruiyeti “milli egemenlik” üzerinden kurmaya çalıştı; hukuka ve kuruma dayalı bir devlet inşa etmenin zorunluluğunu kavradı. Ancak bir gerçek var ki Atatürk de Cumhuriyet’in teknik kadrolarını büyük ölçüde İttihatçı gelenekten devralmak zorundaydı. Bu nedenle tek kimlik ve tek ulus vurgusunu —özellikle devletin bekasıyla ilgili kaygıların ağır bastığı bir dönemde— bir İttihatçı mirasın yeniden üretimi olarak görmek yanlış olmaz. Fark şu ki, Atatürk bunu devletin yeniden kurulması zorunluluğuyla yaptı. Atatürk İttihatçı yöntemlerden hoşlanmazdı. Ancak İttihatçı alışkanlıklar bu kalıp tam dönüştürülemedi ve 1960’lara kadar devlet aklını belirlemeyi sürdürdü.

İttihatçı zihniyetin izleri

Bugün bu köklü İttihatçı zihniyetin izleri, en çok Kürt meselesinde ve Rojava politikasında belirginleşiyor. Türkiye uzun süredir Rojava’yı yalnızca güvenlik merceğinden okuyor. Oysa Rojava deneyimi, tüm kusurlarına rağmen, PKK’nın 1980’lerden beri taşıdığı katı, merkeziyetçi ve Stalinist örgüt yapısında bir esneme ihtimali doğuruyordu. Elbette sahada görülen tablo bu iddianın tamamını karşılamıyor; ama tamamen reddedilecek bir dönüşüm işareti de değildi.

Bu dönüşüm iddiasının teorik zeminini Öcalan’ın “Demokratik Ulus” tezi oluşturuyor. Demokratik ulus teoride etnik sınırları aşan, yerel meclisleri ve çoklu kimlikleri önceleyen bir çerçeve sunuyor. Ne var ki pratikte modern üretim toplumunun karmaşık kurumsal gerekliliklerinin gerisinde kalıyor. Yerel meclisler, komün sistemi, eş başkanlık modeli sembolik yenilikler taşısa da gerçek yönetişim kapasitesi oluşturamıyor. Farklı Kürt gruplarının ve Arap aşiretlerinin zaman zaman baskıyla karşılaşması ise demokratik ulusun örgütsel otoriter merkezileşmeden tam kopamadığını gösteriyor.

Bu noktada tarihsel bir karşılaştırma önemli.

Namık Kemal özgürlüğü bireysel haklarla, anayasal güvenceyle ve denetlenebilir bir devletle tanımlayan modern bir vizyon sundu. Onun “medeniyet” anlayışı, toplumu inceltmeyi ve devlet iktidarını hukukla sınırlamayı esas alıyordu.

Ziya Gökalp ise millet fikrini kültürel birlik ve ortak terbiye üzerinden şekillendirdi; modern devlete kültürel bir çerçeve kazandırmaya çalıştı. Gökalp, kimliği kolektif değerler üzerinden tanımlasa da modern devletin kurumsal kapasitesini reddetmedi.

Öcalan’ın demokratik ulus yaklaşımı ise bu iki çizgiden belirgin biçimde ayrılır: Birey yerine cemaat; kurumsal devlet yerine yerel meclisler; anayasal çerçeve yerine ideolojik–komünal örgütlenme ön plandadır. Namık Kemal modern anayasal toplumu; Gökalp kültürel bir ortak zemini; Öcalan ise ulusal ölçeği yerel komünlerle ikame etmeye çalışan bir yaklaşımı temsil eder. Sorun şu ki, bu model modern devletin yönetişim becerilerini hafife aldığı için pratikte kurumsallaşamıyor.

Türkiye açısından kritik soru burada netleşiyor:

Rojava ve demokratik ulus deneyimi neden tüm sorunlarına rağmen dönüştürülebilir bir fırsat olarak değil de yalnızca bir tehdit olarak okundu?

Tarık Çelenk yazdı: Devlet aklı ve Rojava
Tarık Çelenk yazdı: Devlet aklı ve Rojava

Çünkü devletin hâkim aklında hâlâ İttihatçı kaygılar belirleyici. Sorunları bastırmayı çözmekten daha kolay gören, farklı kimlikleri tanımanın devleti zayıflatacağını düşünen, rıza yerine kontrolü önceleyen bir yaklaşım. Oysa modern güçlü devletler sadece denetimle değil, karşıt aktörleri ve toplulukları dönüştürebilme kapasitesiyle güçlenir. Bu, askerî garantörlükten ekonomik entegrasyona kadar pek çok yöntemle sağlanabilir.

Türkiye bu kapasiteyi geliştirebilseydi, Rojava’yı PKK’nın dönüşümüne zemin ve terörsüz Türkiye kavramına destek hazırlayan, Suriye’nin geleceğine entegrasyon yaratabilecek bir alan olarak görebilir; çatışmayı yönetilebilir bir çerçeveye çekebilirdi. Üstelik bu fırsat tamamen kaybolmuş değil; bölgede yeni bir mimari şekillenirken Türkiye’nin yapıcı bir rol oynama şansı hâlâ mevcut.

Bugün Türkiye’de yürürlükte olan İttihatçı refleksli devlet aklı sorunları öteleyebiliyor ama çözüm üretemiyor. Bastırmak mümkün ama dönüştürmek değil; denetlemek mümkün ama kalıcı istikrar kurmak değil. Bu refleks artık devleti güçlendiren değil, tam tersine devleti yoran ve kırılganlaştıran bir tehdide dönüşmüş durumda. Çünkü ertelenen her sorun bir sonrakini daha karmaşık hâle getiriyor.

Oysa Türkiye’nin toplumsal dinamizmi, devlet kapasitesi, bölgesel etkisi ve kurumsal birikimi hâlâ büyük bir avantaj sunuyor. Eksik olan bu kapasiteyi yeni bir zihniyetle birleştirmek. Ne İttihatçı kaygılar çağın gerçekliğine cevap verebiliyor ne de demokratik ulus tezi modern yönetişim gerekliliklerini karşılayabiliyor.

Tarık Çelenk yazdı: Devlet aklı ve Rojava
Tarık Çelenk yazdı: Devlet aklı ve Rojava

Eğer anayasa ve hukuk iktidar ihtiyaçlarına göre eğilip bükülen metinler değil; toplumun tüm kesimlerine güven veren ortak bir çerçeve hâline getirilirse…

Eğer Kürt meselesi bir beka sorunu değil, demokratikleşmenin tamamlayıcı parçası olarak görülürse…

Eğer devlet yüz elli yıllık reflekslerini yeniden düşünüp yeni bir akla yönelebilirse…

Bugün çıkmaz gibi görünen pek çok başlık yarının çözüm fırsatına dönüşebilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.