OECD’nin 2024 yılına ilişkin istihdam istatistikleri, Türkiye’de yükseköğrenimin istihdamdaki karşılığının giderek zayıfladığı bir tablo ortaya koydu. Kurumun yayımladığı verilere göre Türkiye, üniversite mezunlarının işsizlik oranının genel işsizliğin üstünde olduğu tek Avrupa ülkesi oldu. Eğitim-Sen Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez, “Yükseköğretim artık diploma dağıtımı yapan kurumlara dönüşmüştür. Bu durum, gençleri mezuniyetin ardından işsizliğe, güvencesizliğe ve umutsuzluğa itmektedir” dedi.
Haber: İlayda Aynur Önemli

OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) ülkelerinde yükseköğrenim, istihdam olasılığını güçlendiren bir unsurken, Türkiye’de durum bunun tam tersine işaret ediyor. Üniversite mezunu işsizliğinin genel işsizlik oranını aştığı Türkiye’de yükseköğrenim, iş gücü piyasasında diğer ülkelerdeki karşılığını bulamıyor.

İstatistikler, üniversite başına düşen kişi sayısı, öğrenci ve akademik personel sayısına ilişkin şu verileri de içeriyor:
Üniversite başına düşen kişi sayısı
- Türkiye: 419 bin
- Almanya: 182 bin
- Polonya: 93 bin
- İtalya: 208 bin
- İspanya: 174 bin
Öğrenci sayısı (2025):
- Türkiye: 6,995 milyon (örgün öğretim: 3,7 milyon)
- Almanya: 3,4 milyon
- Polonya: 1,355 milyon
- İtalya: 2,217 milyon
- İspanya: 2,371 milyon
Akademik personel sayısı
- Türkiye: ~185 bin (her 21 öğrenciye 1 akademisyen)
- Almanya: 217 bin (her 14 öğrenciye 1)
- Polonya: 93 bin (her 13 öğrenciye 1)
- İtalya: 125 bin (her 16 öğrenciye 1)
- İspanya: 10,7 öğrenciye 1 akademisyen
Medyascope’a konuşan Eğitim Sen Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez, yükseköğretimin artık istihdam güvencesi değil, geleceksizlik kaynağı hâline geldiğini ifade etti.
“Eğitimdeki ticarileşmenin doğrudan sonucu”
Gülez, “Bugün Türkiye’de ‘ev genci’ olarak adlandırılan, eğitimini tamamlamış ama iş bulamadığı için ne çalışan ne de okuyan milyonlarca genç bulunuyor. Bu gençler, emeğiyle yaşama katılma olanağından mahrum bırakılmıştır. Gençliğin enerjisinin işsizlikle ve yoksullukla bastırıldığı bir ülkede iktidarın övüneceği değil, utanacağı bir tablo vardır. Bu utanç, kamusal eğitimin tasfiye edilip her şeyin piyasa kârına göre düzenlenmesinin sonucudur” dedi.
“Üniversitelerin hızla çoğalmasına karşın bilimsel niteliğin zayıflaması, eğitimdeki ticarileşmenin ve plansız büyümenin doğrudan sonucudur. Bilimsel üretim yerini piyasanın taleplerine, kamusal yarar yerini sermaye mantığına bırakmıştır” diyen Gülez, sözlerine şöyle devam etti:
“Her 21 öğrenciye yalnızca bir akademisyenin düştüğü, üniversite başına düşen nüfusun yüzbinleri aştığı bir tabloda nitelikli eğitimden söz edilemez. Yükseköğretim artık diploma dağıtımı yapan kurumlara dönüşmüştür. Bu durum, gençleri mezuniyetin ardından işsizliğe, güvencesizliğe ve umutsuzluğa itmektedir.”








