Kurtlar Vadisi yapımının baş aktörü Polat Alemdar – Necati Şaşmaz’ın Kosova Prizren 2009 Eylül ziyaretinde meydana topladığı kalabalık, Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgeyi terk etmeden önceki son padişah cuması olan Haziran 1911’de Sultan Reşat’ın topladığı 100 bin kişilik kalabalıktan fazla gözüküyordu.
2003 yılında Kurtlar Vadisi dizisi ilk kez bir özel televizyon kanalında tecelli ettiğinde, aklımda kalan ilk şey gotik müziğiydi. Distopik bir arka plan, ona uyumlu sert karakterler ve benim için epey karmaşık bir senaryo. O dönem malum yapının, günceli ilkokul müsameresi ciddiyetinde “kendince” yönlendiren dizileriyle biçimsel benzerlikler taşısa da, nitelik ve derinlik bakımından mukayese dahi edilemezdi. Burada başka bir şey vardı. Daha karanlık, daha kaderci, daha “yüksekten” konuşan bir dil.

Dizi, bir anlamda kendi metaverse gerçekliğini kuruyordu. Komplolar dünyasında seyreden izleyici için ayrı bir sanal evren. Üstelik pasif bir seyir de değil bu; sizi içine çekiyor, size rol de veriyor. Gayri nizami unsurlardan müteşekkil bir “derin akıl”, devletin bekasına tehdit oluşturabilecek iç ve dış güçlerle mücadele ediyor; Polat Alemdar liderliğinde, fedakârlıkla, susarak, gerektiğinde hukuku askıya alarak. Bu mücadele sadece Türkiye sınırlarıyla da sınırlı değil. Misak-ı Millî bile dar geliyor. Balkan Savaşı öncesi Balkanlar, Orta Doğu, Filistin… Hepsi bu anlatının doğal hinterlandı.
Doğrusu benim için de heyecan vericiydi bu. Çünkü Cumhuriyeti kuranlar, Soğuk Savaş dâhil, “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyerek bu heyecanın sınırlarını bilinçli biçimde çizmişlerdi. Fantaziyi bastırmışlardı. Neyse ki Malkoçoğlu ve Kara Murat yasaklanmamıştı. Feridun Fazıl Tülbentçi’nin, Bekir Büyükarkın’ın romanlarında tarihsel nostaljilerimizi gerçekleyebiliyorduk en azından. Kurtlar Vadisi ise bu bastırılmış fantaziyi, bu kez modern bir estetikle ve güncel siyaset diliyle bugüne geri çağırıyordu.
Dizi, eski mahalleli, ehli tarik dostlarla yapılan özel sohbet toplantılarının da ana gündemiydi; benim ilgimin dışında kalsa bile. Berberlerde bitmeyen futbol fanatiği analizlerini hatırlatıyordu bana. Herkes her şeyi biliyor ama kimse sahaya inmiyor. Ne kadar yoğun ilgi olursa olsun, ilişkilerin aşırı karmaşıklığı, sanat camiasından gelmeyen kahramanın taşıdığı yapaylık ve otoriter, hegemonik maskülenlik beni uzun süre dizinin içine çekmedi. Ta ki 3 Şubat 2006’da “Kurtlar Vadisi Irak” filmine gidene kadar.
Film ise Türk sinema tarihinin gişe rekorlarını kıran işlerinden biriydi. Benim için de etkileyiciydi doğrusu. Çuvalın ve Filistin’in intikamını alıyorduk çünkü; Polat Alemdar ve ekibiyle. Seyirci olarak değil, fail olarak. Hele o yarı Nakşî yarı Kadirî zikir sahnesi… Estetik olarak ne dersek diyelim, duygu olarak “tam yerine oturuyordu”. Bir ara şunu düşündüğümü hatırlıyorum: Keşke Misak-ı Millî’yi emperyalistlere karşı dizilerle, filmlerle yeniden canlandırsak; en azından bedelini ekranda ödediğimiz, kendimize ait bir metaverse kurabilsek.
Kurtlar Vadisi, bu toplumda – daha doğrusu sağ mahallede – doğru dürüst ifade edilemeyen geçmiş fantazilerini, kırılmaları ve travmaları çözme iddiası taşıyordu. Türkiye’de ulusalcılık ve milliyetçilik; Balkan kökenli Arnavut, Boşnak, Pomak, Yörük göçmenlerin ve mübadillerin duyarlılığı üzerinden şekillenmiş katı kalıplara yaslanır. Buna bir de Kafkas kökenli Çerkes, Adige tabanı eklenir. Kürt meselesine bakışın “en makul” formu bile çoğu zaman şudur: Gelin kardeşimiz olun, bize uyun. Kurtlar Vadisi, duygusalda bu duyarlılığı da temsil edebiliyordu.

Kurtlar Vadisi’nde 1923 Cumhuriyet aklı yoktur. 1911 Osmanlı-İttihatçı bakışı, hatta ihtirası vardır. Dizide bunun en belirgin tezahürü, tarikat soslu Türk-İslam sentezidir. Hukuk yoktur; adalet vardır ama yukarıdan gelir. Kurum yoktur; abi vardır. Yurttaş yoktur; asker vardır. Bu yönüyle dizi, modern siyaseti değil, mahalle ahlakını kutsar. Bugün ülke siyasetimizin geleceği ne yazık ki bu forma aday olma toplumsal desteği ile normlarını taşımaktadır. Bu rolü iyi oynayabilmek siyasette prim yapmaktadır.
Yeni bir İttihatçı ruh
Eksiğiyle fazlasıyla bugün ülkede, gerçeği ya da çakmasıyla, yeni bir İttihatçı ruhtan söz ediliyor. 1911’in İttihatçıları denince; “gaye vatansa gerisi teferruattır” diyen, Balkanlar’dan ve Anadolu köylerinden çıkmış şövalye ruhlu çocuklar gelir akla. Gayri nizami yöntemleri meşru gören bir iktidar tahayyülü. Ardından skandal 1912 seçimleri, Balkanların kaybı, ideoloji inşasındaki yetersizlikler düşer insanın zihnine.
Bugün Kurtlar Vadisi kahramanlarının toplumda ve siyasette örnek figür hâline gelmesi tesadüf değildir. Bu figürler; programla, politika metniyle, kurumsal dille değil, duygu ile konuşur. Sessizlikle, bakışla, tehdit imasıyla, “her şeyin farkındayım” hâliyle. Toplumun geniş kesimleri için bu, karmaşık dünyayı anlamlandırmanın en kestirme yoludur. Hukukun yavaşlığına, kurumların dağınıklığına, siyasetin ikiyüzlülüğüne karşı; hızlı, sert, kararlı ve sonuç alan bir erkeklik ve iktidar estetiği sunar. Bu estetiğin siyasette taklit edilmesi oy getirir; çünkü seçmen kendini yurttaş olarak değil, o büyük anlatının bir parçası, bir cephe neferi olarak görür. Kurtlar Vadisi dili, seçmeni ikna etmez; seferber eder. Akla değil, aidiyete seslenir. Bu yüzden de karşılık bulur.

Ancak bu karşılığın bir bedeli vardır. Kahraman siyaseti, kurumu aşındırır; derin akıl fantezisi, hesap verebilirliği boğar; gayri nizami meşruiyet, hukuku geçici bir lüks hâline getirir. Kısa vadede oy kazandıran bu dil, uzun vadede devleti kişiselleştirir, toplumu ise sürekli teyakkuz hâlinde tutar. Her kriz bir beka meselesine, her itiraz bir tehdit unsuruna dönüşür. Sonunda ne Polat kalır ne konsey; geriye sadece yorgun bir toplum, içi boşalmış kurumlar ve sürekli ertelenen bir normalleşme kalır. Kurtlar Vadisi siyaseti seçim kazandırabilir; ama sürdürülebilir bir düzen kuramaz. Çünkü dizilerde kahraman ölmez, bedel hep semboliktir; gerçek hayatta ise faturayı toplum öder.
Bugün ülkenin ihtiyacı olan, 1911 İttihatçı duyarlılıklarını barındıran Kurtlar Vadisi modeli kişiler ve yapılar değil; II. Bayezid, Kanuni, II. Abdülhamit, Atatürk ve İnönü aksında devlet yapılandırmasını ve kurumları gerçekleştirebilecek zincirin devamıdır. Siyasete aday olanların toplum ve devletin selameti için tercihi Kurtlar Vadisi değil, bu olmalıdır.













